İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Gündem 9 dk okuma

Sahneye Müptela Bir Ömür: İşbu Yazı Sir Patrick Stewart’ın Anısına Adanmıştır

Cansu Özbay Cansu Özbay
Sahneye Müptela Bir Ömür: İşbu Yazı Sir Patrick Stewart'ın Anısına Adanmıştır

Eğer ekranla ilişkisi sıkı biriyseniz, seyir zevkinizin birkaç kritik unsura bağlı olduğunu bilirsiniz. Öncelikle senaryonun nitelikli ellerden çıkması, eser miktar gönül ferahlığı sağlayabilir. Sonra yönetmenin adı sanı, pek tanınmayan biriyse önceki işlerini kontrol etmek çıtayı belirlemeye yardımcı kaynaklardandır. Oyuncu kadrosuna kimlerin seçildiği, projeye destek sunan şirketlerin kaşesi, yapımcıların açıklamalarının rahatlık seviyesi derken söz konusu proje, yılın umut vadedenlerinden mi yoksa esef ettireceklerinden mi olacak az çok anlaşılır. Bu araştırmanın altına eli açık bir fragmanın imza atması kalır geriye.

Ve fakat, bazen bunların hiçbirinin bir önemi yoktur.

Bazen künyede göreceğiniz tek bir isim, tüm güven soruşturmasını rafa kaldırıverir. Tek bir isimle, o filmi ya da diziyi dava gibi savunurken bulursunuz kendinizi eşe dosta. Hatta daha ileri bir kadirşinaslıkta, bazen o isim projenin kötü olacağını sezseniz dahi sizi seyirci koltuğuna oturtan başlıca neden olabilir.

Sahneye Müptela Bir Ömür: İşbu Yazı Sir Patrick Stewart'ın Anısına Adanmıştır
1970’te Kral John rolünde.

Geçtiğimiz hafta, 28 Ekim’de aramızdan ayrılan Sir Patrick Stewart’ın adı tereddütsüz bu kategorinin altına düşerdi. Herhangi bir projede varlığını duymak heyecan kat sayımızı arttırmaya, senaryo kötü bile olsa arzı endam edeceği iki üç dakikalık kesiti beklememize sebepti. O geek camianın havalı kaptanı, henüz ana akımda değil bilakis yer altındayken bilim kurgu ve fantastik dünyaların bağrına bastığı şövalye, kraliyet tiyatrosunun tozunu attırmış koskoca profesörüydü.

Aynı zamanda kenar mahallede başladığı hayata hayalleri sayesinde hatırı sayılır bir servet, ün ve Hollywood yıldızıyla nokta koyan; Sir unvanını tiyatroya yaptığı hizmetlerden dolayı 2010 yılında II.Elizabeth’ten alan, Broadway ve İngiliz tiyatrosunda 50 yaşından sonra dahi ödüllere boğulan, Royal Shakespeare Company’den Star Trek kaptan koltuğuna ve Charles Xavier’ın karizmatik liderliğine uzanan fevkalede yetenekli bir insandı. Onun geek hayatımıza kattığı zevkler uğruna, ufak bir anma töreni niyetinde bu yazı. Sizde aynı anma ihtiyacı içindeyseniz aşağıya buyurunuz.

patrick stewart

Patrick Stewart, 13 Temmuz 1940’ta İngiltere’nin Yorkshire bölgesinde Mirfield kasabasında dünyaya geldiğinde, hayat kulvarında zor koşulların düştüğü bir aileye açtı gözlerini. Tek avlulu, tek odalı, banyosu dışarıda olan evi mütevazı bir mahalledeydi. Annesi Gladys tekstil işçisiyken babası Alfred, İkinci Dünya Savaşı’nda Dunkirk tahliyesinde görev alan, travma sonrası stres bozukluğunun dağıttığı bir ruhla cepheden eve dönmüş bir adamdı. Stewart’ın 2023’te çıkarttığı anı kitabı Making İt So: A Memoir ‘da yazdığına göre babasından gördükleri aile içi şiddet, çocukluk yıllarına kazınan silinmez izler demekti aynı zamanda. Hayatının ilerleyen aşamalarında, kadına ve çocuğa yönelik şiddete ses çıkartan projelerin sadık destekleyicisi olması bu sebepten. Sahneyle ilk tanışması ise ilkokula giderken, İngilizce öğretmeni Cecil Dormand’ın eline tutuşturduğu Shakespeare kitabı sayesinde.

Bu domino taşlarının tekte yıkıldığı anla ruhunun kıvılcımını bulan genç Patrick, dümeni oyunculuktan yana kırıp girebildiği tüm drama derslerine katılmaya başlıyor o saatten sonra. Hatta 15 yaşında bir gün, hayaline tastamam adanmaya karar vererek okulun kapısından son kez çıkıp yerel tiyatro topluluklarının kucağına atıyor kendini. Bu cesur kararı verirken de geçimine katkı sağlasın diye ölüm ilanları da yazmak dahil, bir gazetede muhabirlik işi ayarlıyor kendine.

Parası fena olmayan işin tek eksisi patronla yaşadıkları çatışmalar. Zira sık sık vardiyadan kısıp oyun provalarına kaçtığı için ültimatom yiyormuş Stewart. Hayallerini kovalarken maddiyatın bir önemi olmadığına inanan oyuncumuz için çıkış yolu hızlıca belirmiş: İstifayı basıp zamanını daha serbest ayarlayabildiği bir mobilya mağazasında satış görevlisi olmak. Sonradan söylediğine göre yeni pozisyonunda oyunculuk yeteneklerini sergilemesiyle, kazancını arttırmakta da hiç sorun yaşamamış.

patrick stewart

Hayatının bu çatallı, nereye gideceği belirsiz dönemini bitiren hamleyse 1957 yılında, 17 yaşındayken Bristol Old Vic Tiyatro Okulu’na girmesini sağlayan bursu. Yeteneğine ve geleceğine duyduğu inançla emin adımlarla ilerleyen, saf azimden doğan Stewart, bu karakterini, kel olduğu için başrol almayı beklememesini söyleyen öğretmenine inat, başına taktığı peruk ve bir oyuncu parasına iki rol şeklinde giriştiği pazarlamayla bile göstermiş üstelik.

Tiyatroda ciddi olduğunu ilan etmesini sağlayan son darbeyse, 1966’da Royal Shakespeare Company’e girmesiyle geliyor. Küçüklüğünden beri Shakespeare metinlerini ezberlediğini söyleyen Patrick, 1980’lerde Royal National Theatre’a geçene kadar bu sahnede fırtınalar kopartan başarılı bir oyuncu. Ki kendisi henüz bihaber olsa da ufak seçimler silsilesinin nerelere gidebileceğini örnekleyen bir kavşakta aynı zamanda.

Çünkü oyunlarından birinin sonrasında kulisine, UC Santa Barbara üniversitesinde öğretim görevlisi olan Homer Swander gelip, ertesi sabaha öğrencilerine Shakespeare tiyatrosuna dönük bir eğitim verip veremeyeceğini soruyor. Temkinli oyuncu teklifi başta reddetse de sonradan Swander’ın çantasından çıkan viskiye kanıp iyi ki kabul etmişim diyor. Çünkü birkaç arkadaşıyla birlikte üniversitelere gitme furyasına gönül akıtıyorlar. Kısa sürede, Amerikan üniversitelerinde derslere katıldıkları bir tiyatro topluluğuna dönüşüyor bu gönüllülük.

Macbeth

Ve bu temiz niyetli girişim, 1986’da katıldığı konferansın koltuklarının birinde, Robert Justman adlı bir Hollywood yapımcısının yer işgal etmesine sebep oluyor. O vakitler Star Trek dizisinin yeniden canlandırılması projesiyle kafası epey yoğun yapımcının. İddia ettiğine göre, akşamın bir noktasında, yan tarafında oturan eşine dönüp ağzından şu cümleyi çıkartıyor: Kaptanımızı bulduk!

O zamana dek aslında ekranla hiç flört etmemiş değil sayın Sir. 1984 yapımı David Lynch’in Dune’unda Gurney Halleck karakterini oynamak da dahil, birkaç televizyon ve sinema yapımında görünmüş ancak bunlar ismini yukarıya taşıyan işler olamamış pek. Robert Justman’in teklifi ise bir Amerikan dizisinde başrol olmak gibi daha dişe dokunur bir şey.

Star Trek’e dair hiçbir bilgisi yok o sıra, dünyada yarattığı etkiye tümden yabancı. Ki fikirlerine güvendiği ama henüz can ve ciğer kıvamında olmadığı Ian McKellen’dan dahi saygın tiyatro kariyerini yakmasın diye zehir gibi bir uyarı almış, not düşelim.  Ama mesele bu kadar basit değil Stewart için. Yeniyi denemeye ve risk almaya meraklı bir ruh dolanıyor içinde onun.

Kararını vermesini sağlayan şeyse, dizinin tutmayacağını söyleyen yakınlarının verdiği teminat olmuş son kertede. Yani birkaç kişi yeni bir Star Trek serüveninin kabul görmeyeceğini söylediği için, bir sezonla sınırlı kalmasını umduğu macerada, biz 7 sezonluk dizi ve 4 adet de film boyunca, otoriter olduğu kadar merhametiyle uzay zaman sürekliliğinde yolumuzu açan kaptan Jean-Luc Picard’a kavuşmuşuz. Kaderin birbirine bağlı ipinin tatlı tatlı çekiştirildiği anlar, işte böyle geliyorum demiş sevgili geekler!

patrick stewart
Star Trek: Next Generation’da Kaptan Jean-Luc Picard

Önceleri işin mantığına alışmakta zorlansa ve iş arkadaşlarının ciddiyetsizliğinden şikayet etse de zamanla diziyi o kadar sahiplenmiş ki, Good Morning America’nın parodi bölüm çekmek için sete geldiği bir gün fena halde gerildiğini kendisi itiraf ediyor. Akabinde kaptanı bir Shakespeare karakteri, IV. Henry oyunundaki cesur bir adam gibi canlandırması gerektiğine karar verdiğini anlatması, role neden apolet gibi uyduğunun da kanıtı.

Üstelik dizi çekimleri onu çok sevdiği tiyatrosundan kopartsa da kendi tek kişilik gösterilerini yazarak içindeki aşkı sahneye taşımayı asla ihmal etmiyor usta oyuncu. A Christmas Carol’un karakterlerinin tamamını tek başına canlandırdığı oyunuyla sahnelerde boy gösteriyor örneğin. İlkini 1979’da Antonius ve Kleopatra oyunuyla kazandığı prestijli Laurence Olivier Ödülleri’nin, ikincisini de bu performansıyla 1994’de yeniden kazanacak zaten. Son Olivier ödülü ise 2009’da Hamlet oyunundaki Claudius rolüyle gelecek.

patrick stewart
Patrick Stewart ve Ian McKellen, Waiting for Godot oyununda

İkinci bin yılın başlangıcı ise onun için, bir başka dev külliyatın eşiği demek. Yeni yüzyılın habercisi milenyum, benim gibi pek çok çocuk ve gencin oyunculuk kabiliyetlerine şahitlik etme şansını elde ettiği, X-Men serisini ayağına getiriyor. Hem popüler kültüre sırtını dönmekten vazgeçmiş Ian McKellen da yanında bu sefer. Magneto ve Profesör X’in karşılıklı etkileşime girdikleri her sahneye –bakın istisnasız hepsine-, elektrik şoklarıyla yaklaşmayan yoktur sanıyorum ki. Onların sahnelerine sek kalite izleyeceğimi bilmenin güveniyle geçerdim. Çizgi dünyanın iki sansasyonel aklının, oyunculuğun iki dev isminde buluşmasının tadını bu geek gözlerle doyasıya görebildiğim için her daim şanslı hissedeceğim.

Bunlara ek olarak Star Trek, X-Men markası dahilinde ve harici pek çok oyun, animasyon, belgesel, film seslendirmeleriyle yıllardır sesinin heybetini bize taşımış bir sanatçı. Yine milenyum sonlarında tekrar tiyatroya dönmesi, birçok Shakespeare oyununu özgün yorumlarla sahnelemesi ve sayısız mecradan ödüller toplaması yeteneğinin sadece parmak ucu kadarlık bir derlemesi gibi. Aştığı mesafenin büyüklüğü yadsınamaz.

Sahneye Müptela Bir Ömür: İşbu Yazı Sir Patrick Stewart'ın Anısına Adanmıştır
Logan’da Charles Xavier

Sadece tiyatronun ve sinemanın değil, dünyanın gördüğü istisnalardan birisi olarak yaşadı ve zihnimizde yankılar, kalbimizde derin izler bırakarak aramızdan ayrıldı Sir Patrick Stewart. Ve biz ekran önüne çıkmaya karar vermese çoğumuzun göremeyeceği saf yeteneğini izlerken, bilim kurguyu da fantastiği de özel kılan bir zaman dilimini onunla paylaştık. 86 yaşında vefat eden bir aktörün son işinin henüz vizyona girmemiş bir eser olması bile tutkusunun hayatı boyunca sürdüğünü anlatmaya yeter. 18 Aralık 2026’da Avengers: Doomsday ile onunla ve Ian McKellan’la oluşturdukları muhteşem kimyayla vedalaşacağız. Muhtemelen hafiften ağlama duvarına döndüreceğiz filmi. O vakte kadar Star Trek Online oyuncularının saygı duruşunda bulundukları görüntülerle bu yazıyı sonlandıralım.

Umarız, bu muhteşem hayatın ardından hafızamızdaki izinin, yıldız ışıkları kadar göz alıcı olduğunu biliyordur.

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.
Cansu Özbay

Alternatif evreninde voleybolcu olamayan versiyon. Düşünce satıcısı, hikaye koleksiyoncusu. Bence dünyanın hayallere, hayallerin kelimelere ihtiyacı var.

Tüm yazıları (61)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

En çok 6.000 karakter

Adın ve yorumun yayımlanır. Ayrıntı: Gizlilik Politikası.