İçeriğe geç
Sinema 8 dk okuma

Sinema Tarihinin En Efsane 10 Veda Sahnesi

J. H.
Sinema Tarihinin En Efsane 10 Veda Sahnesi

Film sanatının belki de en kilit, en önemli anlarının yüzde doksanını oluşturur vedalar. Sevdiğimiz, içine girdiğimiz, içselleştirdiğimiz karakterlerin yollarını ayırmaları; son bir elveda için bir araya gelmeleri bize onların yolculuklarını baştan sona kadar tekrar yaşatan şeydir. Bir anlamda yolun sonuna gelinmiştir ve siz, tüm film boyunca yaşadığınız maceranın finalini izlersiniz. Bu sahneler bazen filmin sonunda olur, bazen ise sonlanan sadece o iki karakterin yolculuğudur. Ama her seferinde, eğer karakterleri gerçekten iyi oturtmuşsa, o sahnelerin vuruculuğu bambaşka olur.

Biz de fırsat bu fırsat, sinema tarihinin efsane veda sahnelerini listeleyelim, o kalp burucu anların her birine bir göz atalım istedik. Buyurun, işte bizce sinema tarihinin en efsane 10 veda sahnesi. Belirtmekte, hatta bold yapmakta fayda var, ucunda ölüm olan veda sahnelerini değerlendirmeye almadık. O yüzden, Titanic, Terminator 2, The Iron Giant gibi filmleri bu listede değil de, başka bir listede göreceksiniz. Buyurun.

 

10. “Don’t You (Forget About Me)”

Film: The Breakfast Club.

The Breakfast Club, 80’lerin en güzide filmlerinden biriyse, bunda o son veda sahnesinin payı büyüktür. Neredeyse hiç diyalog yaşanmaz tüm sahne boyunca. Fakat birbirinden çok farklı sosyal sınıflardan gelme öğrencilerin, bir Cumartesi sabahı boyunca birbirleriyle tıkılı kaldıktan sonra kurdukları bağlar ve öğrendikleri şeyler Simple Minds’ın Don’t You (Forget About Me)’si ile birleşir ve siz ister istemez boğazınıza bir yumrunun oturduğunu fark edersiniz.

 

9. “Why are you so good to me?”

Film: Forrest Gump

Forrest Gump boyunca Jenny, Forrest’a defalarca veda eder. Bazıları kızgın, bazıları ise üzgündür. Fakat halet-i ruhhiye olarak en oturmuş, en olgun vedası budur. Forrest’a çok farklı hayatlar yaşadıklarını, beraber olamayacaklarını söyledikten sonra, Forrest çıkartıp Vietnam’da kazandığı madalyayı Jenny’ye verir. “Zaten senin bana yap dediklerini yaparak aldım” der ona. Jenny’nin “Bana karşı niye bu kadar iyisin?” sorusunun cevabı da sizi vurur: “Sen benim kızsın çünkü.”.

 

8. “I’ve buried enough members of the Wayne family.”

Film: The Dark Knight Rises

Alfred karakteri bugüne kadar çizgi romanlarda ve çizgi dizilerde, hatta önceden çekilen filmlerde de hep bir noktaya kadar sempatik olarak tasvir edilebilindi. Hatta Schumacher filmleri, onun ölümü üzerinden drama yaratmayı da hedefledi. Ama en nihayetinde, izleyici ve/veya okuyucu olarak gerçekten derin bir bağlantı kurabildiğimiz nadir Alfred’lerden biri Michael Caine’in Alfred’iydi. İşte o yüzden, onun Bruce’a olan ve tamamen babacan dürtülerden dolayı gerçekleşen vedası, ayrı koydu. Caine’in oyunculuğu da efsaneydi zaten.

 

7. “Say goodbye, Toto.”

Film: The Wizard of Oz

Çocukken Oz Büyücüsü’nü izlediyseniz, neredeyse bütün filmi Dorothy’nin eve gitmesini bekleyerek, umarak geçirdiğinizi az çok anımsarsınız. Ne de olsa tüm yolculuğun amacı buydu. Dorothy Kansas’a dönmek istiyor, Aslan cesaret, Teneke Adam kalp, Korkuluk ise bir beyin kazanmayı arzuluyordu. Ama işte o en son sahnede, bir anlamda, aslında yol arkadaşlarının varış noktasından daha önemli olduğu anlatılıyordu. Çünkü sizi bilmiyorum ama, ben son anda, bu veda sahnesinde Dorothy dönmesin, Oz’da kalsın istemiştim.

 

6. “The honor’s still mine.”

MATRIX

Film: The Matrix Revolutions

Neo’nun yolunu ayırıp, makinelerin kaynağına gideceğine karar vermesi Matrix üçlemesinin en önemli anlarından biriydi. Ve bu tabii ki, Matrix’in kutsal üçlüsünün de ayrılacağı anlamına geliyordu. Neo, Trinity ve Morpheus. Neo’nun ayrılış sahnesi, gelecekleri az çok tahmin edebildiğiniz için zaten bir yürek burkucu anlar silsilesiydi, ama özellikle Morpheus ile olan diyalog ve Morpheus’un ilk filmdeki konuşmalarına yaptığı gönderme, bambaşkaydı.

5. “I’ll be right here.”

Film: E.T.

Vedalar da en çok çocuk filmlerinde koyuyor arkadaş! Yetişkinken biraz daha sağlam hazmedebiliyorsun, ama çocukken; o çok sevdiğin, senin de arkadaşın olsun istediğin şirin uzaylı gitmesin istiyorsun ya. Elliot gitme derken, sen de içinden aynısını diyorsun. Steven Spielberg bu tip naif ama samimi sahneleri çok çeker, çok da iyi çeker. E.T.’ninki de size işte o vedayı içinizde hissettirebildiği için, efsane statüsündedir. Gitmeyeydin be E.T.!

 

4. “Here’s looking at you, kid.”

Film: Casablanca

Bir kere bir şeyi netleştirelim. Humphrey Bogart kadar karizmatik bir insan dünya üzerine bir kere geldi, bir daha da gelmeyecek. Bu argümanıma kanıt arayanlar, Casablanca’nın sonuna bakabilirler. Hatta Casablanca’nın tümüne de bakabilirler. Giden kızın ardından, duruşunu hiç bozmadan, böylesine güzel bir veda edilebilir mi? “Paris hep bizim olacak” der Rick. Hiç asaletini bozmaz, gözünden bir damla yaş dahi süzülmez ama parçalandığını da bilirsiniz. Hey gidi Bogart be.

 

3. “Now Woody… He’s been my pal as long as I can remember.”

http://www.youtube.com/watch?v=HWkCwCi_a24

Film: Toy Story 3

Eğer Toy Story’yi 80’ler sonu, 90’lar başında çocuk olmadan izlediyseniz, nasıl bir tecrübe yaşadınız bilmiyorum. Ama 88-92 arası doğanlar için Toy Story’nin üçüncü filmi, kalbin tam ortasına bir yerlere vurmayı rahatça başarabiliyordu. Çünkü yeni üniversiteye başlayan, evi terk eden ve oyuncaklarına artık gerçekten de hiç ihtiyacı olmayan bir çocuğun hikayesi, hepimizin az çok çok iyi bildiği bir hikayeydi. Andy’nin en sonunda Woody ve diğerlerini başka bir çocuğa verdiği sahnede ağlamadıysanız, herhalde ömrünüz boyunca bir daha hiç ağlamazsınız. İmkanı yok.

 

2. “The last pages are for you, Sam.”

http://www.youtube.com/watch?v=qrNFjgCVeBo

Film: Lord of the Rings: Return of the King

Orta Dünya’da Batı’ya kalkan gemiler hep kalp parçalarlar. Onlar bir anlamda, yolculuğun ulaşması gereken nihai ve destansı sonunu simgelerler ama bir yandan da çok uzun süredir yoldaşın olanları arkanda bırakman anlamına gelir. Frodo’nun, Gandalf, Elrond ve Bilbo ile beraber; Merry, Pippin ama en çok da Sam’i arkasında bırakarak o gemiye binişi, kitabın en dokunaklı sahnelerinden biridir. Peter Jackson da bunu sinemaya aktarırken, zerre acıma faktörü kullanmadı. Siz bu karakterlerle dokuz saattir beraber misiniz? Alın o zaman kalbinizin tam ortasına kırığı…

 

1. “Franky my dear, I don’t give a damn.”

Film: Gone with the Wind

Ne kadarınız Rüzgar Gibi Geçti’yi izlemiştir bilmiyorum, ama normal olarak çoğunuzun izlemediğini varsayacağım. Tüm film boyunca, Scarlett O’Hara, kuzeni ile evli olan adama aşıktır ve onu takip eder. Bu aşk, Amerikan güneyinin o zaman yaşadığı karmaşalarla da birleşince, Scarlett tüm film boyunca korkunç dengesiz davranır; bu dengesizliğin ağır yükünü de Rhett çeker. Bir an Rhett’in aşk tekliflerine sert bir hayır çeker, bir sonraki an gidip ondan borç ister. Bir an evlilik teklifine evet der, beraber çocuk yaparlar; sonra Scarlett duvar örer ve ayrı yataklarda yatacaklarını söyler. Tamı tamına dört saat süren bu film boyunca bu gelgitleri yaşar Rhett. Haliyle, bir izleyici olarak, siz de bizzat yaşarsınız.

En sonunda Scarlett’in kuzeni ölür ve Scarlett bir anda yıllardır aşık olduğu Ashley’nin sadece kuzenine aşık olabileceğini fark eder. Bir panik anıyla, bir gece önce boşanma teklif etmiş ve evi terk etmekte olan Rhett’in yanına gider, kalmasını ister, aslında hep onu sevdiğini fark ettiğini söyler. Rhett umursamaz. Scarlett sorar, “Peki nereye giderim? Ne yapayım?”. Bunun üzerine Rhett döner ve o kusursuz vedasını eder: “Açıkçası sevgilim, umurumda bile değil.”

Bu efsane replik, dört saatlik sıkışmışlığın boşalmasıdır. Clark Gable öyle bir üslupla söyler ki Scarlett’a karşı içinizde biriktirdiğiniz dört saatlik öfkeyi Gable üzerinden sisteminizden atarsınız. Bu replik o kadar kilittir ki, Amerikan sinemasında “damn” denmesinin büyük günah olduğu bir dönemde, yapımcılar ve senaristler bunun kesilmemesi için sansür komiteleriyle büyük mücadeleler verirler. Çünkü onların da bildiği gibi, Rhett’in Scarlett’a vedasının filmde olmaması demek, tüm film boyunca hissettiklerimizin üzerine bir tıpanın tıkılması demektir. İşte bu veda, bu replik, o tıpayı çıkartır ve siz filmden muhteşem bir tatminle ayrılırsınız.

Tam da bu yüzden, çok haklı bir şekilde, bu replik Amerikan Film Enstitüsü tarafından gelmiş geçmiş en iyi replik olarak seçilmiştir. Biz en iyi veda sahnesi olarak seçmişiz, çok mu?

J. H.

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Tüm yazıları (1579)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.