İçeriğe geç
Sinema 7 dk okuma

Will Smith’in Aktörü Kalbimize Nakış Gibi İşleyen 11 Unutulmaz Filmi

J. H.
Will Smith'in Aktörü Kalbimize Nakış Gibi İşleyen 11 Unutulmaz Filmi

Will Smith, bundan birkaç yıl öncesine kadar dünyanın en büyük film yıldızıydı. Gerçekten, mübalağa yapmıyorum. Sadece başrolü oldukları filmler dikkate alındığında en çok gişe yapan oyuncu oydu. Gişede 150 milyon dolar barajını en çok üst üste geçen aktördü, en çok filmi üst üste bir numarada açılış yapmış olan aktör de kendisiydi ve yanlış bir hamle yapması imkansız gibi gözüküyordu. Sonra, 2008’deki Seven Pounds’dan sonra bir süre mola verdi kendine. O sırada Will Smith isminden çok, çocuklarının kariyerleriyle ilgilendi.

2012’de Men in Black 3’le fırtına gibi bir dönüş yapıp, kendi gişe rekorunu kıran Will Smith, araya Winter’s Tale ve After Earth gibi iki fiyasko sıkıştırdı ama şimdi Focus ile en iyi yaptığı şeye, yani sempatik, komik ve hafif tehlikeli karakterleri oynamaya geri dönecekmiş gibi duruyor. Üstelik bununla da kalmayıp, gelecek sene süper kahraman furyasına da katılacak ve Suicide Squad ile DC evrenine giriş yapacak. Biz Focus’tan da, Suicide Squad’dan da çok umutluyuz. O yüzden şimdiden ilan etmekte bir sakınca görmüyoruz, bizce Will Smith geri döndü!

E o zaman buyurun, kendisinin unutulmaz filmlerini şöyle bir sıralayalım. Baştan bir uyarı, kendisinin oynadığı serilerden birer film alıp koyduk. Yani bize “Bad Boys II nerede?” diye sormayın. Her serinin mensubunu temsilci olarak düşünebilirsiniz. Buyurun!

 

Six Degrees of Seperation

Six Degrees of Seperation

Will Smith şu sıralarda başrolden başka bir şey yapınca şaşırıyoruz haklı olarak; zira aktörün Six Degrees of Seperation ile son filmi The Winter’s Tale arasında yardımcı bir rol üstlendiği tek bir filmi yok; en azından konuk oyunculukları saymazsanız. Fakat bu film çıktığında Will Smith hâlâ sadece TV dizisi olan bir rapçiydi. Daha filmi tek başına götürdüğü günler gelmemişti anlayacağınız, fakat yine de Oscar’a da aday olmuş bir filmde oynamak, onun için iyi bir kariyer hamlesi oldu.

 

Bad Boys

Bad Boys

Will Smith’in ilk büyük bütçe filmi olmasının yanı sıra, Bad Boys’un başka bir önemi de var. O güne kadar sadece Got Milk reklamlarıyla sektörle ilgili kişilerce tanınan bir yönetmeni hediye etti bizlere: Michael Bay. Şimdilerde para içerisinde yüzen Bay’in ilk uzun metraj filmi olan Bad Boys o dönem pek bir beğenilmişti izleyiciler tarafından. Fakat pek çok 90’lar filmi gibi Bad Boys da kötü yaşlandı. Ki, kötü yaşlanan filmler demişken…

 

Independence Day

Independence Day

Will Smith’i “umut vaat eden aktör” statüsünden alıp, bir film “yıldızı” yapan şey buydu işte. Jeff Goldblum ile birlikte oynadıkları filmde Will Smith birden kendini içinde Bruce Willis’lerin, Steven Seagal’ların durduğu panteonda bulmuştu. O bir aksiyon yıldızıydı artık. Şimdi bir şeyi itiraf edelim, Independence Day zamanında izlediğimizde çok nefes kesen, etkileyici bir film gibi geliyordu; ama şimdi yangından yana çekilerek kaçmak ve bir Mac’i sorunsuzca uzaylı bilgisayarlarına bağlamak gibi imza Emmerich saçmalıkları çok ayağına dolanıyor filmin…

 

Men in Black

Men in Black

Will Smith’in kariyeriyle ilgili söyleyebileceğiniz çok fazla şey olabilir. Hayatıyla da ilgili döktürebiliriz sabaha kadar. Çocuklarını çok göz önünde tutmaya çabalaması, Fresh Prince’in hâlâ ekmeğini yemekten gocunmaması… Ama bir şey konusunda mutabakata varmamız gerekir, adam kariyer adımlarını çok sağlam atıyor. Men in Black de bunun kanıtı. Independence Day ile bir aksiyon yıldızı oldu bir anda, ama bunu tipik aksiyon filmleriyle devam ettirme kolaylığına direndi. Onun yerine gidip, tüm zamanların en iyi bilim-kurgu komedilerinden birinde oynadı. Ki dönüp baktığımızda, Men in Black Smith’in şüphesiz en iyi yaşlanan işi konumunda…

 

Enemy of the State

Enemy of the State

Dedik ya, Smith kariyer adımlarını atarken akıllıca davranıyor diye? 1998’e geldiğimizde Smith’in cebinde bir aksiyon-komedi, bir bilim kurgu-aksiyon, bir de bilim kurgu-komedi rolleri vardı. Bunların üzerine çok rahatlıkla bir kariyer kurabilirdi Smith, fakat 98’den sonra Men in Black II’ye kadar bu tip rolleri tekrar oynamadı. Bu farklı dönemde çektiği ilk film, aslında ta o günden bu zamanların dertlerini anlatan komplo-gerilim filmi Enemy of the State’ti. O zamanlar “hükümet her hareketimizi dinliyor” lafı çok komik bir laftı. Bir de şimdi söyleyin bakalım, kimse gülecek mi?

Ali

Ali

Smith ilk Men in Black’ten sonra sırasıyla bir komplo-gerilim filmi, bir steampunk-western filmi ve bir spor filminde oynamıştı. Kariyerini çeşitlendirmek istediği çok açıktı. O kadar ki, bu uğurda Matrix’teki Neo filmini bile reddetmişti Smith. Siz bunun yapılabilecek en büyük hata olduğunu düşünebilirsiniz; ama Smith’in kariyeri bundan etkilenmedi. Matrix’ten iki sene sonra Muhammed Ali performansıyla Oscar’a aday olmuştu bile. Ali’yle Smith ilk defa bir oyuncu olarak gerçekten ciddiye alınmaya başladı. Bundan sonra da bunun kazara olmadığını gösterecekti herkese.

 

I, Robot

I, Robot

Ali’den sonra Smith kendini bu noktaya getiren iki filme saygı duruşunda bulundu ve üst üste önce Men in Black’e, sonra da Bad Boys’a devam filmleri çekti. Arada Kevin Smith’in başarısız Jersey Girl’inde bir göründü, sonra da karşımıza ilk ciddi bilim kurgu filmiyle çıktı. O sıralar eserleri tekrardan rağbet görmekte olan Asimov’un kısa denemelerinden ilham alınarak çekilen I, Robot; çok mu efsaneydi? Hayır. Ama iyi bir seyirlikti ve izleyen çok az kişiyi salondan pişmanlıkla uğurladı.

 

Shark Tale

Shark Tale

Smith I, Robot’tan sonra her büyük Hollywood oyuncusu gibi bir kez seslendirme yapmayı denedi. O sıralarda ekseriyetle “Pixar ne yapıyorsa biz de yapalım hacı” politikasını izlemekte olan Dreamworks, A Bug’s Life ve AntZ kavgasından sonra “balık filmi” topuna girmiş, Nemo’dan bir sene sonra Shark Tale’i vizyona sokmuştu. Film beğenilmedi, ama maşallahlık bir kadrosu vardı. Smith, Jack Black, Robert De Niro, Renee Zellweger, Angelina Jolie ve hatta Martin Scorsese… Ya hakikaten, nasıl beğenilmeyen bir film yapmayı başardı Dreamworks bu kadroyla?

 

The Pursuit of Happyness

Pursuit of Happyness

Smith’in bir sonraki görevi çok basitti: Ali’yle eriştiği “ciddi aktör” konumunun tesadüf olmadığını göstermek. Bunu da Pursuit of Happyness ile yaptı ünlü aktör. İkinci kez Oscar’a aday oldu ve bu sefer yanında oğlu da vardı. Jaden’ın ilk rolü olan Pursuit of Happyness, eleştirmenlerce çok beğenilmişti. Üstelik işin içinde Will Smith olduğundan, Oscar filmlerinin pek çoğunun aksine baya da sağlam bir gişe yapıp, 300 milyon dolar barajını aşmıştı film. Bir taşla üç kuş anlayacağınız.

 

I Am Legend

I Am Legend

Bu filmi arkadaşlarımla ne zaman konuşmaya kalksam, biraz suratların ekşidiğini görüyorum. Nedendir cidden bir fikrim yok. Belki de en baştan alternatif finaliyle izlediğimdendir, bilmiyorum; ama I Am Legend bence sinematografisiyle, atmosferiyle ve Smith’in performansıyla baya sağlam bir filmdi. Post-apokaliptik film, kitap ve oyunların mantar gibi türediği, zombilerin inceden geri dönmeye başladığı bir dönemde her şeyi usulüne uygun ve yer yer özgün bir biçimde yapıyordu. İyi de bir gişe yapmıştı aslında, ama stüdyo zoruyla eklenen o ilk son, zannediyorum milleti çok bozdu.

 

Hancock

Hancock

Hancock da hakkında çok karışık fikirler olunan bir film. Zannediyorum insanların genel sıkıntısı filmin fikrinin çok iyi olduğu, fakat bu fikrin iyi uygulanmadığı yönündeydi. Aslında Kick-Ass gibi çok iyi fikre sahip olup yine o kadar da iyi uygulanmayan filmlerin dahi çok prim yaptığı bu süper kahraman çağını kaçırmış olmasıydı Hancock’un en büyük problemi. Sizi temin ediyorum, eğer 2008’de değilde 2011’de çıkmış olsaydı, başka bir şekilde söz ediyor olurduk Hancock’tan; eminim…

J. H.

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Tüm yazıları (1579)

Bunlar da ilgini çekebilir

3 yorum

  1. The Pursuit of Happyness. Gözü dolmayan bizden değildir.
    Seven Pounds bence üstadın ilk 3 fimi arasındadır.

  2. Hitch (Aşk Doktoru diye Türkçeye çevirilmiştir) bu listede nasıl olmaz? Will Smith’in en çok izlediğim filmidir. Seven Pounds da listeye eklenebilecek filmlerden biri bence de..

    Hancock çıkış fikri olarak güzel fakat bu fikirle ne yapacağını bilememiş, başarısız bir filmdi. Bugün aynı şekilde çekilse, yine aynı şekilde konuşulur. Shark Tale öylesine Nemo özentisi bir filmdi ki, adeta spin-off’u gibi duruyodu. O yüzden başarılı olmasına imkan yoktu.

    Diğer filmlerin herbiri ayrı keyifliydi ama Men in Black ve Enemy of the State’i ayrı bir yere koymak lazım, bugün hala o zaman ki tadı verebilen nadir filmlerdir. Independence Day ise herkesin dövercesine eleştirdiği ama bence bilimkurgu diil de bir parodi olarak, bir komedi-aksiyon filmi olarak bakılması gereken bir film. Saçmalıklarına takılı kalmazsanız çok keyifli bir filmdir. I, Robot’u da aynı şekilde değerlendirebiliriz. Asimov’un temel aldığı felsefi fikirleri fazla yüzeysel geçtiği konusunda eleştirebilsek de, sonuçta eğlenceli bir filmdi.

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.