6 Maddede Madalyonun Öteki Yüzü: CIVIL WAR’ın Problem Noktaları
Geek kıyılarına bir büyük dalga daha vurdu ve geri çekildi. Bu hafta yılın en merak edilen filmlerinden Civil War’ı izledik. Geekyapar ekibi olarak filmin çok iyi olduğu konusunda mutabık görünüyoruz. Kişisel olarak ben de filmden inanılmaz zevk aldım ve doğru yaptığı şeylerin yanlışlarına çokça tur bindirdiğini düşünüyorum. Ama yiğidi öldürüp hakkını yememeyi tercih ettiğimiz gibi başımızın üstünde yer açtığımız işlerin de eleştirilmesi gereken yanlarını es geçmememiz lazım. O zaman MCU’nun son bombası Captain America: Civil War’ın eksikleri neler bir bakalım:
Bazı Karakterlerin Motivasyon Yetersizlikleri
Aslında filmimizin ilk yarısı belli karakterlere kılıçlarını bileyip gardlarını almaları için sebepler vererek geçiyor. Film, üzerinde mesai harcayabildiği karakterlerin her birine yeterli motivasyonu sağlıyor. Ancak filmin ilk yarısından sonra damdan düşen iki karakterimiz var ki bana biraz, kavga görüp balkondan kavgaya atlayan Adanalıyı andırıyorlar. İlki Ant-Man: Filmde bulunduğu sahneler –özellikle Giant Man sahnesi– filme küçümsenmeyecek kadar fazla değer katsa da Scott Lang’in bu davada neye göre taraf seçtiğini anlayamıyoruz. Evet, karakteri solo filminde sistem karşıtı olarak gördük ancak bu gerçekten zırhlı adamları karşısına almak için yeterli mi? Özellikle de Sokovia Accords’un getirdiği sistem kendisini hedef almamışken? Pek tatmin olamadım doğrusu.
İkinci deli yürek ise Spider-Man: Yine bulunduğu sahneler filmde favorilerim arasına girse de Spider-Man’in sırf “Bay Stark’ı etkilemek” adına Captain America’yı sorgulamadan düşman kabul etmesi benim kafamdaki Peter Parker için zayıf bir davranış şekli oldu. Buna bir çoğunuzun katılmayacağını biliyorum. Ama sahiden bu kavgaya dahil olmak Spider-Man’e ne kattı? Bence karakter tanıtımından fazlası değil.
Haşere adamların haricinde buraya aslında Clint “Hawkeye” Barton’u da ekleyebiliriz ama karakterin hakkını en çok veren film olduğu için dil uzatmaya kıyamıyorum.
Zemo’nun Verdiği Bayatımsı Tat
Daniel Brühl için çok kişi bu filme kötü adam olamayacak kadar bebek suratlı diyordu. Inglorious Basterds’taki performansını izlediğimden bu yana Brühl’ün sıfatını son derece itici bulduğumdan, Zemo’nun yaratması gereken o ürkütücü hissiyatı vereceğinden şüphe duymuyordum. Hydra’nın göçüp gittiğini bildiğimiz için Zemo’nun Hydra bağlantısız olması da beni rahatsız eden bir durum olmadı.
Yani bu sefer bir Marvel filmi kötüsünü sevmeye çok yakındım. Ta ki yine araya motivasyon sorunu girene kadar… Killgrave’e de selam çakmış olalım. Ölen ailenin intikamını alma isteği aynı filmde üçüncü kez önümüze servis edildiğinden kulağıma bayat geldi ve motivasyonda yeter sebep göremedim. Sokovia’lı bir askerin onca kaynağa erişip şüphe çekmeden ordu psikologunun yerine geçmesi de gerçekçiliği azaltınca karakterden git gide soğudum. Tüm bunları görmezden gelseydim bile karakter ne yeterince “kötü” ne de hiç “Zemo” gibi gelmeyecekti gözüme.
Sharon Carter ve Adam Kandıran Pazarlama Taktiklerinden Bıkkınlık
En öznel madde bu olabilir. Çünkü ben Sharon Carter’ı sevmiyorum. Peggy’nin yeğeni olmasına rağmen Steve’i öpmesi bu antipatiyi mühürleyen an oldu. Ben kendimi geri kafalı hissetmeden biriniz bana katılırsanız çok sevinirim. Karakterin aylardır yayınlanan afişlerde, posterlerde, konsept tasarımlarda Team Cap’in ön saflarında yer alması, filme gelince ikinicil karakter olmasıysa Sharon’la ilgili daha nesnel olan problem.
Madem kostümleri teslim edip ortadan kaybolacaktı, neden Team Cap afişlerinde vardı? Madem patakladığı tek kişi Winter Soldier olacaktı neden Winter Soldier’ın mensubu olduğu Team Cap promosyonlarında göz önündeydi? Bu kadar gözümüze sokulan birinin çok daha kilit bir rol alması gerekirdi. Ya da en azından bulunduğu 3 sahneden birinde Steve’i teyzesinin kırkı çıkmadan öpmemesi…
Büyük Güçlerin Dövüşteki Pasiflikleri
Sanırım en büyük derdim bu. Havaalanı sahnesini şöyle kafanızdan bir kez daha geçirin. Black Panther‘in muhteşem koreografisi, Giant Man, Spider-Man‘in her birinde onu daha çok sevdiren hareketleri ve esprileri… Ee, ama Vision yok. Ah, doğru ya; kule devirip kamyon parçalamıştı. Bu kadar. O on dakikalık epik sekansta bizim androidin yaptığı şeyler bu kadar! Aşağıda o kadar karakter kendine bir eş seçip ter dökerken Vision’un yukarıda seyirci kalması beni dövüş boyu, hatta film çıkışında çok rahatsız etti. Sanırım AoU’nun birkaç iyi yanından biri olan bu karakterin sonraki filmlerde büyük bir oyun değiştirici olacağını düşünmekle hata etmişim.
Bir de Vision’ın yanına Scarlet Witch’i ekleyin. Vision kadar olmasa da –önceki sahnelerde Vision’ı magmaya yollamasından biliyoruz– birçok şeyi değiştirebilecek güçlerini, Tony’nin başına otopark yıktıktan sonra, bizden esirgedi. Tek yaptığı, takımına gelecek darbeleri engelleyip hırçın bakışlar atmaktı. Doğrusu film öncesi bu iki gücün dövüş kurgusunda nasıl idare edileceğinin zorluğunu düşünürken hiç o topa girmemek için karakterleri pasif bırakmaları beni hayal kırıklığına uğrattı. Böyle yapacaklarına iki karakteri, karşı karşıya gelen piyonlar misali birbirlerine düşürseler hem görece daha zayıf karakterlerle karşılaştırmaktan kurtulur hem de o rahatsız edici pasifliği ortadan kaldırırlardı.
Havaalanı Dövüşünde Yanağa El Konarak Atılan Tokatlar
Hav aalanı dövüşünden hep övgüyle bahsedildi. O övgüler hakkı. Ama hak ettiği yergiler de yok değil. Vision ve Wanda’nın abes duruşlarından zaten bahsettik. O duruşların kanıt olacağı başka bir sorun daha var: Elini gereğinden fazla korkak alıştıran kahramanlar. Yanlış anlamayın, Captain’in War Machine’i konserveye çevirmesini; Black Panther’in Hawkeye’ı böğründen pençelemesini falan istediğim yok. Yine de dövüş bir noktada şu anki halinden daha acımasız bir hal alabilirdi.
Çizgi romanda hatırlarsanız Goliath ölene kadar dövüşler tam olarak filmdeki tattaydı. Ama sonrasında işler değişti, pençeler bilendi. O ölüm çizginin aşıldığı noktaydı. Ben de filmde o anı aradım işte. İlk önce Vision’ın çizdiği sınırı bir sembol olarak düşündüm ve dövüşün orada ivme alacağına inandım. Olmadı. Sonra Rhodes düştü, Tony ağıt yaktı. Şimdi yandık işte dedim. Olmadı. Bu beklentilere girmek benim suçum değildi. Bence Russo’lar da o sahneleri dövüşün kademe atladığı noktalar olarak düşündüler ancak benim beklediğimin aksine kademe artışı yumruklara değil sadece kurguya yansıdı.
Unutulmaz bir dövüş sahnesi olsa da en azından Iron Man ve War Machine’in sürüm güncellemeyi unutmuş gibi dövüşmemesini isterdim.
Hani Final Tereddüte Düşürecek Kadar Ağırdı?
Captain America: Civil War’ın taşıması gereken yükler arasında karakter sayısı, konu ağırlığı, yeni karakter tanıtımları, büyük sahneler dışında birbirine köstek olacak iki yükü daha vardı: Bir üçlemenin sonu olmak ve Phase 3’ün başlangıcı olmak. Aslına bakarsanız Kaptan kalkanını yere bıraktığında film yüklerini paşalar gibi omuzlamış finale koşuyordu. Ama cevapsız soru bırakmama kaygısı araya girince görkem etkisini kaybetti.
Kalkanı yerde gördüğümüzde tuttuğumuz o derin nefesi, Tony’nin mektubu yalnız ve hüzünle okumasıyla yavaş yavaş vereceğimiz yerde film çarpıcı olma şansını bırakarak rehabilitasyondan çıkan Rhodes’u, arabayı ucuza mı verdik diye düşünen Vision’u, magazin dergisine poz kesen Steve’i önümüze koydu. Ben de o nefesi hava kaçıran balon gibi tıslayarak vermek durumunda kaldım. Bu film daha çarpıcı bir sonu hak ediyordu. Haksızsam söyleyin.
Hatta maddelerin herhangi birinde haksızsam söylemekte tabii ki serbestsiniz. Eksik gördüklerinizi tamamlamayı da unutmayın. Muhitte bekliyor olacağım.
Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.
Tüm yazıları (267)





Yorum Yap