Anne Carson 2026 Nobel Edebiyat Ödülünü Kaptı: Sırada Sessizliği Dinlemek Var
2026 yılı Nobel Edebiyat Ödülü’nün kazananı belli oldu: Kanadalı klasik filolog Anne Carson.
Her yıl ödül sezonunda olduğu gibi elbette yine tartışmalar başladı. Kimmiş bu Anne Carson? Nobel edebiyat ödülünü hak etmiş mi? Ne hakkında yazarmış? Kişiliği biraz garip değil miymiş? Kraker yiyip sessizliği dinlemek biraz tepeden bakmak değil mi? Annie Ernaux samimiyetinin yanından bile geçememiş değil mi?
Bu son kısım bence Anne Carson’ı öncesinde çok radarına sokmamış, yalnızca Nobel ekibinin telefon aramasında dediklerinden çıkan insanların sorusu. Nobel ekibi Carson’a ulaşmayı başardıklarında Carson telefonu bilerek açmadığını, kocasının ricası üzerine açtığını söylüyor. Pek heyecanlanmamış, ödülü kazanmasıyla ilgilenmemiş görüntüsü insanlara antipatik gelmiş olabilir. Bana ise verdiği kısa cevaplar hem çok eğlendirici hem de gerçekçi geliyor: Telefon daha fazla başlarını ağrıtmasın diye kocasıyla yürüyüşe çıkıp sadece sessizliği dinleyecek olmak bence çok hakiki bir yaklaşım. Duyanlar bu cevaba, bir de “Yunan mitleri bugün hala geçerliliğini nasıl koruyor?” sorusuna verdiği “Korumuyor.” yanıtına kızmış olabilir. Ama Anne Carson bunu daha önce de söylemişti.

Belki de bugün ona Nobel’i kazandıran o kendine haslık da onun bu bakış açısında yatıyor. “Antik Yunan mitleri ile günümüzle çok sıkı bir bağ kurulmasını önceleyen bir eğitim öneriliyor bize” diyor yazarımız mesela. Ben kendim de şahsen böyle dersler aldım. Mitler modern öğrencinin duygudaşlık kurması gereken şeyler mi peki? Stoacılar modern psikolojik öğretiler verebilir mi bize? Eski Yunanlar tanrıların her gün herkesin yanında gezindiği bir evrende yaşıyordu. Biz ise tanrıları çoktan “intermundia”ya yolcu ettik, onları uzay boşluğuna fırlatmış, “tarihin sonu”nun geldiği bir çağda yaşayan insanlarız.
Anne Carson da tam bu sebeple diyor ki, “bu mitlerde geçerli ve yakın gelecek şeyler bir anlık kırpıntılar, o kadar.” Belki de mitleri, özellikle de onları Anne Carson anlatıyorken, daha heyecan verici yapan bakış açısı tam da bu. Tanrılardan uzağız ancak aksi gibi bu metinlere Tanrı kelamı gibi yaklaştığımızı da hissediyorum ben. Kendisinin edebiyata olan yaklaşımına bu kadar şüpheci ve ortodoks bakılması biraz yüzümü buruşturuyor doğrusu. Anne Carson’ın Antigone tercümesinde birden bire Hegel demesi, Judith Butler demesi sinir bozucu bir şey midir? Yanlış mıdır? Tercüme nedir? Sadece iki farklı dil arasında mı tercüme olur?
Veyahut başka sorular var sorulacak. Örneğin “Manzum romanı hiç anlayamadım!” demek biraz Batılı bir eleştiri değil mi? O “batılı, züppe, burnu büyük ve tuhaf” akademisyeni dövmek için elimize aldığımız sopa binlerce beyitlik devasa divanları ve onların anlattığı öyküleri de dövmüyor mu? Şiirden öykülere bu kadar mı uzağız? Kırmızının Otobiyografisi’ni okumadan hemen bu janrayı büsbütün çöpe atmak bana yanlış bir tavır gibi geliyor. Carson’ın bağlamından koparılmış deneysel şiirini okuyup burun kıvırarak onun edebiyat kişiliğini eleştirebileceğimizi düşünmüyorum.
İnsan Anne Carson’ı okuma deneyimini, metnin bütünüyle ilişkiye girerek kendisi yaşamalı bence. Yani demem o ki başparmağımızla kaydırırken led ekranımızda gördüğümüz o şiiri beğenmeme hakkımız da saklı elbette, ancak bütün bir kitabı elimize alıp nüansları ve anlatmaya çalıştığı her şey ile yazarı dinlemeyecek miyiz? Edebiyat ödüllerine, ödüllere, edebiyata, para ödüllerine ve paraya karşı olabiliriz. Ama yine de ödüllerin insana keşfedecek ve keşfedilecek alan açtığı gerçeğine de mesafeli olmamız gerektiği anlamına gelmiyor bu. Bugün Orhan Pamuk Çin’de bile bu kadar satıyorsa burada eminim ki Nobel ödülünün yoğun etkisi var.
Ben aynı anda pek çok edebiyat severin aynı yazarı okumasını ve ilgilerinin çakışmasını da çok seviyorum. O yüzden herkese hali hazırda bu heyecan dalgasının içindeyken Anne Carson okumayı tavsiye ediyorum. O da kitap yazacak olan yeniyetme yazarlara ortadan başlayın diyor. Kendisi de hep ortadan başlarmış. E bize kitabın ortasından konuştuğunu söylemek kalıyor, bir de kitaplarını rafta gördük mü ortasından açıp bir sayfayı okuyuvermek. Maalesef ki Kırmızının Otobiyografisi ve Kocanın Güzelliği kitaplarının stokları tükenmiş ancak korkmayın, Metis Yayınları iki kitabı da tekrar baskıya gönderdiklerini ve mevcut fiyatıyla tekrar satışa çıkaracaklarının sözünü veriyor.
Siz ne düşünüyorsunuz? Anne Carson’ı daha önce okudunuz mu? Sizce Nobel’i bu sene daha çok hak eden yazarlar var mıydı? Can Xue, Murakami veya başka bir aday var mıydı gönlünüzde? Yorumlarda buluşalım!
İstanbul'da yaşıyor, buraya yazacak havalı bir şey de bulamadı. @charles_bourbaki
Tüm yazıları (125)
Yorum Yap