İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Sinema 6 dk okuma

Filmekimi 2014’ün En Dikkate Değer 10 Filmi

Mert Günhan
Filmekimi 2014'ün En Dikkate Değer 10 Filmi

Son güncelleme: 29 Eylül 2014

Geçen yıl Blue is The Warmest Color, Only Lovers Left Alive, The Past, The Broken Circle Breakdown, Charlie Countryman, Fruitvile Station, The Dance of Reality, Gloria ve James Gandolfini’yi son kez gördüğümüz Enough Said ile oldukça güçlü bir seçki çerçevesinde karşımıza çıkan Filmekimi, bu yıl da aynı çizgiyi koruyor.

Bu sebeple size bu listeyi yapmasam kalbim kırılırdı, üzülürdüm, yerlerde yuvarlanır fakat daha sonra kendimi ayna karşısında tokatlayıp tekrar ciddi bir duruş takınırdım.

Aşağıda Filmekimi 2014’ün en dikkat çeken filmleri, bizim radarımıza en yüksek perdeden takılan işleri var, sözü çok uzatmadan, listeye geçelim.

10. The Hard Day (“Kkeut-kka-ji-gan-da”)

Screenshot_1

Kendisini takip eden çok insan olduğunu sanmıyorum ve etmiyorsanız zaten bilmediğinizden etmiyorsunuzdur, bu da çok normal.

Seong Hoon Kim’in filmografisi 2006 yılında çektiği bir filmden oluşuyor. O günden bugüne sadece bir film çekti ki, bu da bu yıl ki Filmekimi’nde karşı karşıya olduğumuz The Hard Day.

Orijinal adının telaffuzu oldukça zor olan A Hard Day, dedektif Go Geon-Soo’nun başından bir gün içinde geçen kötü olayları anlatıyor. Oldboy tadının eksik olmadığı ve Kore sinemasının içinde yer etmiş kara mizah anlayışının biraz daha batı ile şekillendirilmiş hali gibi duran A Hard Day, 24’un Jack Bauer ile kabarttığı damarımıza hitap eden bir iş.

Bu video artık yayında değil.

 

9. Mommy

Screenshot_8

Xavier Dolan, bence Josh Trank ile birlikte son yılların yükselen genç yeteneklerinden. Trank her ne kadar Chronicle’dan sonra Hollywood semalarının yüksek bütçeli işlerine kaydıysa Dolan’da o kadar çizgisine sadık bir şekilde ilerliyor. Hatta ben işlerinin çoğunu yeni jenerasyon Harmony Korine sinemasına benzetiyorum. Sanki bayrağı Larry Clark’tan alan Harmony Korine gelecekte Xavier Dolan’a verecekmiş gibi hissettiriyor işleri.

Anne Dorvel, Suzanne Clement ve Antoine Olivier Pilon üçlüsünün yer aldığı Mommy ise sıkıntılı çocuğunu en doğru şekilde yetiştirmeye çalışan bekar bir annenin hikayesini konu alıyor. Tabii bunu Xavier Dolan yapınca izliyorsunuz, Sinan Çetin yapsa hayatta izlenmez.

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.

 

8. Two Days, One Night (Deux jours, une nuit)

Screenshot_7

Her ne kadar adı adeta bir porno filmini andırsa da Dardanel kardeşlerin yeni filmi Two Days, One Night her zaman olduğu gibi çok Fransız. Tamam Dardenne kardeşler olduğunu biliyorum, Belçika menşeili olduğunu da biliyorum ama öyle yani.

Bu filmde Marion Cotillard oynuyor, Marion Cotillard oynadığı için izlemelisiniz zaten, Dardanel kardeşlerin ne kadar iyi filmciler olduğu önemli değil burada, Marion Cotillard var ve Fransızca konuşuyor, bitti.

Bu arada film Dardanel kardeşlerin yaptıkları en iyi iş olarak geçiyor, onu da belirteyim.

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.

 

7. Whiplash

Screenshot_6

Damien Chazelle, yeni jenerasyonun yükselen filmcilerinden. Daha önce Guy and Madeline on a Park Bench’i yaptı bu genç adam. Fakat asıl büyük çıkışını Whiplash ile gerçekleştiriyor.  Whiplash, gerçekten de bu yıl Filmekimi dahilinde en çok beklentiye girdiğim filmlerden biri. Genç bir davulcu ve konservatuardaki hocasının çocuğun potansiyelini tepelere çıkartmak için “elinden geleni” yapmasını konu alıyor. Tabii beni burada beklentiye sokan şey filmde J.K Simmons’ın oynuyor olması. J.K Simmons yine dengesiz, yine korkutucu, yine rahatsız edici bir karakteri oynuyor ve bunu çok seviyorum.

Bu adamın Vernon Schillinger’ı oynadıktan sonra kesinlikle müşfik rollere girmemesi gerekiyor, yine de söyleyeyiim Legend of Korra’da Tenzin olarak yumuşak kalpli bir hava bükücüyü seslendiriyor olması bana hâlâ garip geliyor.

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.

 

6. Maps to the Stars

Screenshot_5

Cronenberg ve Robert Pattinson birlikteliğinin son meyvesi olan Maps to the Stars, Cosmopolis’ten sonra yine benzer çizgide bir iş. Yine yüksek bütçeler, milyon dolarlar havada uçuşuyor fakat bu sefer daha güçlü bir hikaye ile karşı karşıyayız. Dört bir yana dağılmış patolojik aile hikayelerinden hoşlananların gerçekten mest olacağına inandığım Maps to The Stars, Hollywood dinamiklerinin içinde bulunanların, bu dinamiklerden ne kadar kökten etkilenebileceklerinin belgesi gibi.

Robert Pattinson’ı hala sevmiyorum fakat Cronenberg’i çok seviyorum, ne diyebilirim ki.

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.

5. One on One

oneonone

Kim Ki Duk’un son işlerini beğenmiyorum. Nedense bir garip geliyorlar bana fakat bu ne olduğunu net tespit edebildiğim bir gariplik değil. Bu belki iyi belki kötü fakat kesinlikle bana hitap etmiyor. Kurosawa sinemasının modern karşılıkları gibi duran kurgular ve kareler, bir şekilde beni bu adamın işlerinden soğutuyor.

Venedik Film Festivali’nin açılış filmi olan One on One ise yine Kim Ki Duk’un son dönem işlerine benziyor fakat kesinlikle daha keskin bir yapısı var ve bu sebeple gidip izlemeye değer.

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.

 

 4. A Pigeon Sat On a Branch Reflecting On Existence

487417269_640

Roy Andersson’ın Living üçlemesinin son parçası olan A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence, yine Andersson’un sinemasının o donuk, soğuk fakat bir o kadar empati yapabileceğiniz hikayelerinin son halkası.

Kritiklerden oldukça iyi notlar alan yapım, üçlemenin sorduğu sorulara daha fazla soru katabilecek mi göreceğiz.

Bu video artık yayında değil.

 

3. White God (Feher isten)

Screenshot_2

Hayvan filmleri söz konusu olduğunda yaralı bir insan olarak White God, benim için tam bir ağlama duvarı olacak gibime geliyor. Kornel Mundruzco’nun yazıp yönettiği bu yapım, Macar sinemasının daha önce çok keşfedilmemiş yanlarına bir atıf gibi geliyor bana. Özellikle bu tarz filmlerin çekiminin zor olmasından mütevellit, Filmekimi’nin kaçırılmaması gerekenlerinden biri olarak listemize giriyor.

Bu video artık yayında değil.

 

2. Leviathan (Левиафан)

Screenshot_3

Andrey Petrovich Zvyagintsev’in son eseri Leviathan, benim Filmekimi kapsamında izlemek için kudurduğum işlerden biri. The Return’den sonra kalbimi çalan bu adamın sineması beni bir daha bırakmadı ve favorilerim arasına girdi.

Leviathan, Eski Ahit’in ilk yazıtlarından birisinin modernleştirilmiş hali, The Return’de zaten bu tarz bir motif izliyordu, belki de Zyvaginstsev’in sinemasını bu kadar sevmemin sebeplerinden biri budur, fakat kesinlikle Filmekimi dahilinde gideceğiniz filmlerin arasında olmalı.

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.

 

1. Boyhood

Screenshot_4

Linklater gibisi gelmedi, gelmeyecek, orası kesin. Dazed and Confused ile beni içine alan bu adam, yıllar dahilinde çok tutmadığım bir iki iş yapsa da her zaman tekrar kendisini sevdirmeyi bildi. En azından bana.

Boyhood ile ilgili konuşmak kolay değil, kendisi şu an sinema tarihinin gelmiş geçmiş en güçlü işlerinden birisi olarak anılıyor. Üzerine yazılıp çizilmesi kolay bir yapım değil yani.

94’lü Ellar Coltrane’in performansı dillere destan olmuş durumda, açıkçası bu adam ne çekti bilmiyorum, fakat Filmekimi dahilinde tek bir film izleyecekseniz, bu Boyhood olmalı.

Oynatınca video YouTube’dan yüklenir.

 

Mert Günhan

14 Yaşından beri oyunlarla ilgili yazıyor, Trgamer, Oyungezer, Merlin'in Kazanı ve daha pek çok platformda yazdı. Arada dizi yazar, şu anda bir kitap yazıyor, insanlık onurunun depresif müziği yeneceği günü bekliyor.

Tüm yazıları (107)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.