İçeriğe geç
Dizi 5 dk okuma

Televizyonun İlk Kralları: 1950’lerde Yayınlanan, Hâlâ İzlenesi 7 Yabancı Dizi!

Yiğitcan Erdoğan
Televizyonun İlk Kralları: 1950'lerde Yayınlanan, Hâlâ İzlenesi 7 Yabancı Dizi!

Televizyonun ilk dönemlerine dönüp bakmak hakikaten delicesine acayip, çılgıncasına garip bir iş. Amerikan kanalları bir bir kurulur, bu yeni medyumun ne işe yaradığı hafiften çözülmeye başlanırken orada olanlara pek bir imreniyorum doğrusunu söylemek gerekirse. Bugün izlediğimiz çoğu -sadece dizi değil, film, oyun, çizgi roman dahil- şey o zamanın dizilerinden ilham almış, bir şeyler öğrenmiş insanlar tarafından yapılıyor çünkü. Bu yüzden de, bana sorarsanız, bunların etini budunu öğrenmek, ne olup olmadıklarını görmek de acayip faydalı bir pratik.

Tutup da tüm 50’ler dizilerini önerecek hâlimiz yok. Bu listede o yüzden 7’sine yer verdik sadece. The Honeymooners, Lassie, Have Gun Will Travel gibi dönemine damga vurmuş çoğu işin de farkındayız; ama biraz da gerçekçi olmamız gerekiyor. Biz iki kriter aradık elemeleri yaparken. Ya tarihi bir öneme sahip olacaklar ve bu yüzden izlenmeleri bir nevi akademik bir anlam taşıyacak; ya da hiçbir şekilde yaşlanmamış olacaklar, baya How I Met Your Mother izler gibi izleyeceksiniz onları da.

Bu dizilerin bölümleri hem malum yerlerde, hem YouTube’da, hem de internetin derin köşelerinde bulunabiliyorlar. Bazılarının DVD’lerine de denk gelmek mümkün. Bir de yolunuz Amerika’ya düşerse, muhtemelen her birine denk geleceğiniz kanallar bulmanız da mümkün. Pek çoğu hâlâ yayında zira… Buyurun!

 

I Love Lucy (1951)

https://www.youtube.com/watch?v=klro8m_RfCM

Listeye direkt bir devle başladık. Başrolünde Lucille Ball ve Desi Arnaz’ın olduğu I Love Lucy, çıktığı andan itibaren yayından hiç kalkmamış olan tek dizi Amerikan tarihinde. Hâlâ tekrarları yayınlanıyor ve işin ilginci, “tekrarının yayınlanması” konsepti dahi Lucille Ball ve kocası Desi’nin öncülük ettiği bir konsept. Aynı kadın komedyenler, ırklararası evlilik, Latino’lar için yaptıkları gibi, bu alanda da çığır açtılar, yol geçtiler bu ikili beraber. I Love Lucy’nin reytingleri, en tepe günlerde %75 civarındaydı, yani yayınlandığında, Amerikan TV’lerinin dörtte üçü direkt onu izliyordu…

 

Dragnet (1951)

https://www.youtube.com/watch?v=bogcwC3bcQE

Eğer 1950’lerin işlerinden söz edeceksek, buraya bir noir da koymamız gerekir, değil mi? Dragnet o yılların en önemli polisiyelerinden biriydi, Los Angeles’ta geçiyordu, trençkotlu dedektifleri konu alıyordu ve efsanevi bir müziği vardı. Eğer şimdiki Los Angeles’ı biliyorsanız, eski hâlini görüp ürpermek için izlenir. Jack Webb’in harikalar yarattığı performansı için de izlenir. Şöyle temiz bir noir atmosferi solumak istiyorsanız, kesin izlenir. İzleyin siz de!

 

Adventures of Superman (1952)

https://www.youtube.com/watch?v=wA1SPhGhvHU

Bu dizinin ne kadar etkili olduğunun farkında mısınız Superman mitosunun içerisinde? “Faster than a speeding bullet” cümlesini duymuşsunuzdur. “Able to jump tall buildings in a single bound” ya da. Peki ya “Truth, justice and the American way”? Ya da “It’s a bird! It’s a plane! No, it’s Superman!” Bu cümlelerin her biri George Reeves’in başrolünü oynadığı Adventures of Superman’den gelir. Açık konuşayım, evet, efektler gerçekten de çok komik geliyor artık insanın yüzüne. Ama George Reeves’in karizması ve Superman’in üzerinde bu denli etkisi olmuş bir işi izleme arzusu, bizce bunları bastırıyor.

Alfred Hitchcock Presents (1955)

https://www.youtube.com/watch?v=-gah2EZZy3k

Bunun için hiç dil dökmeme bile gerek yok. Eğer kendinizi eşe dosta “gerilim seviyorum” diye tanıtıyorsanız, Alfred Hitchcock’un işlerine zaten hâkimsinizdir muhtemelen. Pek çok kişi Vertigo’yu, Kuşlar’ı, en azından Sapık’ı izlemiştir zaten. Ama çoğu kişi, muhtemelen ulaşamamış olmaktan dolayı Alfred Hitchock’un en az sinema kariyeri kadar kapsamlı TV işlerinden haberdar değildir. Bence bu yanlışı düzeltelim. Bölümlerin çoğu internette bulunabiliyor, hemen hemen hepsi de tek başına ayakta duran hikayeler. İzleyelim, izlettirelim, Hitchock’a bir selam daha duralım hep beraber.

 

Gunsmoke (1955)

https://www.youtube.com/watch?v=qNl7ck8Gi4c

Gunsmoke, The Simpsons kendisini geçene kadar Amerikan tarihinin en uzun süre yayında kalmış televizyon dizisiydi. The Simpsons şimdi onu sezon olarak geçti, bölüm olarak ise geçmeye yakın gibi gözüküyor, o yüzden belki de Gunsmoke’un adı tarih kitaplarında biraz daha silik geçecek artık. Ama yine de, bize soracak olursanız Gunsmoke’ın o kadar uzun süre boşa yayınlanmadığını düşünüyoruz. Bir Western’den, spesifik olarak da bir 50’ler Western’inden beklediğiniz her şey var Gunsmoke’da, o yüzden de o türün hayranlarına yürek ferahlığıyla öneriyoruz.

 

Leave It To Beaver (1957)

https://www.youtube.com/watch?v=3gEEt9_QrVY

Amerikalıların kafasında daima bir “bütünlüklü aile portresi” vardır. Hep olmuş, hep olagelmiştir bu. Hatta bugün bile referans olarak 50’leri gösterirler, haylaz ama iyi kalpli oğlan, uslu ve anneye yardımcı kız, çalışkan baba, cefakar anne… Bu portrenin resmen şekere bulanmış, parlatılmış hâlinin Leave It To Beaver’da bulabiliyorsunuz bolca. Küçük Beaver ve ailesinin maceraları, kesinlikle şüpheci beyinlere yönelik değil, onu baştan söyleyelim. Ama şöyle hakikaten püripak ve sıcak bir şey arayan varsa, bunun gibi bir şey bugün hiç yok, onu da belirtelim.

 

The Huckleberry Hound Show (1958)

https://www.youtube.com/watch?v=G3HYPS7R8Yg

Aslında Amerikan animasyonu televizyonda özellikle 1960’larda coşmaya başlar, biliyoruz. Bu dönemde Felix the Cat, Rocky and Bullwinkle, Woody Woodpecker gibi diğer klasikler de vardır, onun da farkındayız. Ama Huck, Yogi, Dixie gibi karakterleri tanıştıran, Hanna-Barbera’nın sonraki yıllarda gelecek TV dominasyonuna tek başına zemin hazırlayan The Huckleberry Hound Show için de birkaç kelime etmemiz gerekiyordu. Bu çizgi filmler bizim çocukluğumuza kadar aynı tonda geldiklerinden, sizden 50 yaş büyük olmalarına rağmen hâlâ izlenebilirler üstelik. O yüzden, doymayın, ayırmayın, Huckleberry Hound izleyin!

Yiğitcan Erdoğan

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Tüm yazıları (2655)

Bunlar da ilgini çekebilir

5 yorum

  1. 1959’da başladığı için sanırım daha çok 1960lar materyali olarak almış Twilight Zone’u Yiğitcan? Yani umarım öyledir.

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.