HARRY POTTER Serisinin Voldemort Olmayan En İyi 5 Kötü Karakteri [YAZI ÇAĞRISI]
Yazan: Şeniz Balcı
Bazı karakterler vardır; hayal gücümüzü kullanarak sırf o karaktere özel, şeytani öldürme taktikleri düşünürüz. Ve bazı karakterler vardır, adı her geçtiğinde yeni küfürler üretip yine hayal gücümüzü konuştursak da hikâyeye bir şekilde renk kattıklarını ve hikâyenin onlarsız sönük kalacağının farkındayızdır. Her kitapta, filmde, dizide veya çizgi romanda ama merkezi, ama yan karakter olarak bu iki tiplemeden biri illa ki bulunur. Şeytani öldürme taktikleri bir yana, Harry Potter serisinde nefret etsek de bir şekilde okurken ya da izlerken gözümüzün aradığı pek çok kötü karakter var. Bunlardan, düşünüldüğünde akla gelen ilk beş Harry Potter kötüsü (Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen haricinde) ağır sübjektiflik ışığında gözden geçirildi ve şu şekilde dizildi:
5. Severus Snape
Harry’nin Düşünseli’nde gerçek hikâyesini öğrendiği ana dek herkes nefret ediyor muydu bilmiyorum, ama pek çok kişinin satırlarda adını gördüğünde gözlerini kısarak okumaya devam ettiğine eminim. Alan Rickman’ın müthiş performansı, karaktere beslenen nefret ölçerlerini maksimum seviyeye atmıştı. Slytherin Bina’sını sevmeme rağmen ayrımcılığından, yağlı saçlı-kanca burunlu tasvirine; ipeksi sesinden, artık duymaktan bıktığım “Gryffindor’dan … puan!” cümlesine kadar Snape’ten nefret edilme nedenlerini saymakla bitiremem. Hikâyesini öğrenip acısına tanıklık ettikten sonra yaptıklarına sempati duymaya başlamamız da ayrı bir başarı elbette. Severus Snape hikâyenin kilit noktalarından biri ne de olsa, siz de öyle düşünmüyor musunuz?
4. Lucius Malfoy
Egosuna alkış çıkarmamız gerektiğine inandığım, zalimlikte sınır tanımayan bir başka Harry Potter karakteri de bence Lucius Malfoy. Sihir Bakanı’na “bağış” adı altında rüşvet vermeyi pek seven Malfoy, küçük hırsları yüzünden Hogwarts’ın neredeyse kapanmasına yol açıyordu. Bakanlık’taki görevini müthiş bir beceriksizlikle sonlandırıp, cezasını da oğluna verdikleri için ayrıca bela okurum Lucius Malfoy’a. Asillik mi yoksa şımarıklık mı, tam kestiremediğim bir ruha sahip olmakla birlikte; son kitapta asasının yanında bir de otoritesinden olmasına üzüldüğüm, Harry’yi en önce yakalayan kişi olmak istemesine hak verdiğim biridir Lucius. Eğer seride olmasaydı da büyük ihtimalle Weasley vs Malfoy göremezdik. Lucius’ın en nefret edilesi özelliği bu olsa da, bence en sevilen özelliği de bu: Weasley nefreti.
3. Draco Malfoy
Altıncı kitabın sonuna dek, kafamda “babasına bak oğlunu al” gibi bir yerde konumlanan Draco Malfoy’dan sanırım birçok kişi yaka silkiyor. Draco’yu 3. sıraya bilerek koydum, zira kendisi; babası ve en sevdiği öğretmenle kıyaslanınca zalimlik konusunda ikisinden de hayli ileride bence. Düzenlediği entrikalara değinme gereği duymuyorum bile. Buna rağmen, sonunda Harry’yi –bir nevi– kurtarması, Dumbledore’u öldürmek istememesi gibi örnekler Draco Malfoy’un zalimliğine veya entrika düzenlemekteki yakaladığı başarısına bakılmadan, hayran kurgu hikâyelerinde en sık kaleme alınan karakterlerden biri olmasına yol açtı. Eğer Draco Malfoy isimli biri seride olmasaydı bu kurguyu nasıl etkilerdi, hiçbir fikrim yok ama bence Draco’nun hikâyesi bir gıdım daha işlenebilirdi. Bütün işi boyuna laf atmak olan, korkak bir “baba kuzusu” olduğunu düşünmüyorum çünkü.
2. Dolores Umbridge
Dürüstçe şunu söyleyebilirim ki, pembeden nefret etme nedenim Dolores Jane Umbridge‘dir. Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nda, Ron’un deyişiyle sıkıcı bir konuşma yaptığı andan itibaren nefret ediyorum Profesör Umbridge’den. Fazla söze gerek yok, gayet kin besliyorum kadına; porselen çay takımını kafasında kırmak istiyorum, “Ehem ehem,” diye diye delirtmek istiyorum o derece. Hermione’nin E.R.İ.T’i gibi U.N.E.T (Umbridge’den Nefret Edenler Topluluğu) gibi bir dernek falan kurulmalı onun için. Orta Çağ’dan kalma cezaları bir yana; Harry, Fred ve George’u süpürgesinden etmesi ve Hagrid’i kovdurması muhtemelen yalnız benim ondan nefret etme nedenim değildir. Eğer olmasaydı beşinci kitap nasıl olurdu, bir şey söyleyemem, ama benim için bu kadar nefret dolu geçmezdi, orası kesin.
1. Bellatrix Lestrange
Geldik Harry Potter serisinin bir nevi Joker konumunda olan, Helena Bonham Carter’ın da tüyleri ürperten bir performansla hayat verdiği Bellatrix Lestrange’a. Tahmin edilebilirlik konusunda Joker’in tırnağı olamasa da, zalimlik ve öldürme işin içine girdiğinde onunla yarışa girebilecek durumda olduğu aşikâr. Sonuçta kuzenini ve yeğenini gözünü kırpmadan, hatta ziyadesiyle zevk alarak öldürmüş birinden bahsediyoruz. Yaptıklarını yazmaya kalksak büyük ihtimal ertesi güne sarkar.
Voldemort’la kıyaslandığında iki yönden ondan daha farklı olduğunu düşünüyorum. Birincisi, Bellatrix çocukluğundan itibaren safkan takıntısıyla yetişti, Voldemort ise büyük ihtimalle safkanın ne demek olduğunu okula başladığı zaman öğrendi. Yani Bellatrix’in davaya beslediği tutku, bir ihtimal Voldemort’unkinden daha yıkıcı. İkincisi ise Bellatrix’in Voldemort’tan daha cesur olduğu gerçeği. Voldemort birilerinden, mesela Albus’dan ve Harry’den korkuyor. Şahsen Bella’nın efendisi dışında kimseden korktuğunu düşünmüyorum. Draco’ya verilen görev Bellatrix’e verilmiş olsaydı eminim mutluluktan seke seke Hogwarts’a giderdi.
Eğer hikâyede olmasaydı, ne olurdu? Büyük ihtimalle kuzeni Sirius, yeğeni Tonks ve öldürdüğü diğer herkes hayatta olur; biz de Lupin’inle Tonks’un dramını yaşamazdık, ama hikâye bir yerde eksik hissettirirdi, orası ayrı.
Geekyapar okurları Yazı Çağrısı altında toplaşıyor, belirlenen konularda kalem coşturuyor. Sen de parçası olmak istiyorsan, duyuruları takip et!
Tüm yazıları (162)




Net bilgi: İnsankara Severus’un kötü olmadığını anlatmak Umbridge’nin karşısında öpüşmekten daha zor