İçeriğe geç
Sinema 27 dk okuma

Kimine Göre Yetersiz, Kimine Göre Haddinden Uzun FANTASTIC BEASTS İncelememiz!

Berna Ece Gündüz
Kimine Göre Yetersiz, Kimine Göre Haddinden Uzun FANTASTIC BEASTS İncelememiz!

Son güncelleme: 18 Kasım 2016

Lumos Maxima! 

Uzun zamandır süren bekleyişin bir şekilde sona ermesinden dolayı yazıma mutlulukla başlamak istiyorum izniniz olursa. Gerçek anlamda, Fantastic Beasts filmi çıkmadan geçen her bir gün, birbirinden değişik ruh halleriyle bitiyordu adeta. Filmin çıkış tarihi yaklaştıkça, bu ruh halleri değişimlerini ve temelde heyecan olan her türlü duyguyu daha yoğun yaşar hale gelmiştim. Hatta öyle ki, gösterime gitmeden önceki gece zar zor uyuyabildiğimi söylesem pek de yalan olmaz. Erkenden sinema salonunda bittiğim gösterim gününde, filme girmeden ciddi anlamda ellerimin de titrediğini eklemek isterim. Bütün bunların nedenleri aslında çok basit olgulardı; kendi çapımda yaşadığım Potterhead duyguları bir şekilde dışa vurmaya çalışıyorlardı.

Cursed Child’ın ortalama ya da belki ortalama altında bir metin olarak karşımıza gelmesiyle yaşadığım hayal kırıklığını dolduracak boşluk arayış çabamla başladı sanırsam her şey. Sonbaharın başlarında çıkan üç değişik e-kitapla gönlümüz kazanılmaya çalışılınmış, ama başarısız bir girişim olmuştu bu.  Ama bunlar gibi beklentimde büyük rol oynayan etkenlere rağmen, filme girmeden önce heyecanlıydım işte. Bir umut vardı, çünkü film direkt Rowling’in kaleminden çıkmaydı. Cursed Child’ı da Rowling işi kabul ediyorum esasında, ama sonuçta son kalem o değildi.

E zamanı geldi, salona girildi ve film izlendi… Peki sonuç ne mi oldu?

Fantastic Beasts and Where to Find Them (4)

Size şu kadarını söyleyeyim ki, sırıtarak girdiğim bir filmden sırıtarak çıktım; açık ve net. İzleyiciyi yeniden Harry Potter dünyasına sokmayı başarabilen ve bunu gayet de iyi halleden bir yapımdı. Yıllar geçse de aradan, hala Harry Potter evreninden olan bir filme girdiğinizde hissettiğiniz duygunun, yaşadığınız heyecanın ve en önemlisi de verdiği mutluluğun değişmiyor oluşu gerçekten çok harikaydı.

Elbette, ne beklediğinize, Harry Potter dünyasına olan aşinalığınıza ve ne türden sihir dünyası gerçekleri görmek istediğinize göre değişecektir hisleriniz. Genel anlamda başlayan değerlendirmemin gittikçe detayına ineceğim bu yazıda, aşağıdaki görselden sonrası da filme dair spoiler içerecek, bu nedenle eğer mazoşist bir spoiler sever değilseniz, buradan sonrasını okumanızı şiddetle tavsiye ETMİYORUM. Zira fazlasıyla hikayenin ana detaylarını ve en önemli noktalarını içerecek yazım, eğer hazır değilseniz ciddi anlamda burada bırakın bu satırları ve filmi izledikten sonra tekrar gelin. Ciddiyim.

FANTASTIC BEASTS AND WHERE TO FIND THEM

Öncelikle size genel olarak filmin senaryosundan bahsetmek istiyorum, çünkü daha önceden bildiğimiz bir hikayesi yoktu pek de; üzerine yazılmış öyküsel bir kitabı yoktu ne yazık ki. Tek kaynağımız olan ‘Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar?’ ansiklopedik kitabından başka somut örneğimiz olmayışı, bizi Rowling’e bir şekilde güvenmeyi zorunlu kılıyordu aslında; ve bu konuda yüzümüzü kara çıkardığını düşünmüyorum.

Küçük ve masum bir nedenden ötürü geldiği bu yabancı ülkedeki amacı, sihirli yaratıklar dışında bir şey olmayan kahramanımız Newt Scamander’ın ziyaretinin haddinden fazla sürmesinin en temel sebebi aslında fazlasıyla yaramaz bir Burnuk. Olayların ateşleyicisi olarak hikayede rol alan küçük Burnuk, doğası gereği aşırı sevdiği parlak cisimler peşinde koştururken, sahibini soktuğu zor durumlar sebebiyle, Scamander’ın Amerika’daki ziyaret süresinin uzamasına neden oluyor.

Ana hikayeye girişe ve diğer karakterlerle tanışmamıza sebep olan bu küçük Burnuk’tan sonra her şeyin ipi kopuyor. Bir No-Maj ile (İngiltere’de Muggle olarak bilinen büyücü olmayan insanlara verilen isim) karşılaşması, sonrasında MACUSA çalışanı bir Seherbaz olan Porpertina Goldstein’ın bazı kuralları ihlali nedeniyle kendisini karargaha götürmesi gibi olaylarla başlayan maceramız, Newt Scamander’ın karşılaştığı No-Maj olan Jacob Kowalski ile karıştırdığı çantalar kısmında kopuveriyor tam anlamıyla. Kendi turta dolu çantası sandığı valizi evinde açmasıyla bir sürü sihirli yaratığı serbest bırakan ve hatta bundan dolayı yaralanan Jacob Kowalski’nin yardımına Newt ve Porpertina koşuyor.

Buradan sonra MACUSA karargahında yargılanmalardan tutun, valizin içine girip inanılmaz bir sihirli yaratıklar dünyasında dolaşmaya ve hatta sonrasında o dönemlerde yükselişe geçecek olan kötü nam salmış bir büyücünün asıl hikayesine girişe kadar her şey yaşandı hikayede, gelişmeler gırla gitti yani anlayacağınız! Filmin sonlarında yer alan ve muhtemelen kimsenin öylesine beklemediği bir şey olan twist ise başlı başına bir detaydı; oraya da geleceğiz.

Genel manada bir sihirli yaratık için başlayan yolculuğun karanlık bir büyücüyle sonuçlanan ve devam filmlerine de kapı açan bir giriş filmi olma konusunda Fantastic Beasts gayet eğlenceli ve başarılıydı bana sorarsanız. Peki bunu eğlenceli kılan nedenler nelerdi? Ne gibi easter eggler vardı? Ayrıntıların hangileri kalbimize dokundu, hangileri düşündürdü, hangileri kendini sevdirmedi? Bu gibi birçok soruyu başlıklara ayırıp incelemek istiyorum, hatta öyle yapacağım da. Kısa manada filmin temel konusuyla ilgili bir fikriniz olduğunu düşünerek devam ediyorum, hazır mısınız?

1) Sen Neymişsin Be Valiz, Helal Olsun!

Fantastic-Beasts-and-Where-to-Find-Them-Newt

Fantastic Beasts için hatırlarsanız film çıkana kadar haftalar süren bir yazı dizimiz olmuştu. O yazılarda olabildiğince filme dair bilgilendirmeler ve heyecanlı bekleyişinizi artırmak adına birkaç yazı bırakmıştım. Ve hatta takip edeniniz varsa, şöyle bir yazıda tam da aslında bu valizden bahsetmiştim; üzerine bir de Harry Potter serisinden aşina olduğumuz bir nesne ile de karşılaştırmıştım: Hermione Granger’ın el çantası!

Yazıda, Newt Scamander’ın çantasının aslında nelere kadir olduğu ve sınırlarının nereye kadar ulaşabildiği konusunda net bir bilgimiz olmadığından ve de bunu filmde öğreneceğimizden bahsetmiştim. Tam da dediğim gibi oldu ve hatta beklediğim sınırın da ötesine geçti bu konuda film: Çünkü tam anlamıyla akıl almaz bir genişlikte kendisi! Hayır, kesinlikle mübalağa yok bu cümlelerimde, gerçekten de öyle. Filmde, Newt ve Jacob’ın çantanın içine girdiği sahnede, önce küçük bir oda olarak gördüğümüz iç dünyanın, aslında hiç de o kadar minik olmadığına tanık oluyoruz izlemeye devam ettikçe. İçeride tonlarca ağırlık ve büyüklükteki sihirli yaratıklar ve onların kendilerine ait yaşam alanlarına kadar her şeyin yer aldığı bir dünya var ve inanır mısınız, gerçekten de kocaman bir yer. TARDIS bile bu kadar büyük olmayı başarabilmiş midir, şüpheliyim doğrusu. Büyünün kudretine bakar mısınız bir?!

Peki bu çanta neden bu kadar büyük; daha doğrusu nasıl bu kadar büyük bir iç yapıya sahip? Yukarıda bağlantısını bıraktığım yazıda açıkladığım üzere, Saptanamaz Genişletme Büyüsü uygulanan valizimiz, büyünün ne kadar kudretli ve düzgün yapıldığının yegane kanıtı aslına bakarsanız. Zira Hermione Granger’ın kendi el çantasına uyguladığı büyü, her ne kadar döneminin en parlak cadısı olsa da, belli bir büyü sınırında kalıyordu doğal olarak.

Fakat Fantastic Beasts filmini düşündüğünüzde, her karakterin yetişkin büyücü ve cadı olduğunu da göz önünde bulundurunca, bir öğrencinin yapabileceğinden daha kudretli büyüler yapma konusunda aslında ne kadar usta olduklarını görebileceksiniz. E bütün bunları bir arada düşündüğümde de benim aklımda, okuldan atılmasına rağmen Scamander’ın büyülerde aslında ne kadar başarılı bir büyücü olduğu gerçeği yanarlı dönerli bir tabelayla beliriyor adeta.

Başarılı bir büyüzoolog olmanın getirisi olarak sihirli yaratıklarda olduğu kadar iksirler ve büyülerde usta olan Newt Scamander‘ın, valizine uyguladığı bu büyünün etkisine kapılmamak imkansız adeta! Ateş Kadehi’nde gördüğümüz küçük çadırların aslında içeride ne kadar kocaman olduğuna tanık olduğumuzda, siz de şaşırmamış mıydınız mesela? İşte onu düşünün, bu valiz için üzerine bir on beş kat daha genişlik ekleyin, ve viola! İşte size onlarca sihirli yaratığın içine sığdığı uçsuz bucaksız bir valiz! Üstelik kolay taşınıyor, pratik! Mükemmel bir icat yahu! (Ah latifeler latifeler…)

2) Bu Cadılar Salemlilerden Ne Çekti Be!

e44ae70dd09661cba519f12b069a0949

Filmde ana konudan dallanarak yanda gelişme gösteren bir sürü hikaye vardı aslında. Hatta bunlardan biri de filmde oldukça başarıyla yedirilmiş olarak gördüğüm Salem Cadı Mahkemeleri’ne yapılan yol ve İkinci Salemliler üzerinden büyüyen gelişmeler diyebilirim.

Salem Cadı Mahkemeleri temelde, filmin geçtiği tarihlerden yüzyıllar önce yaşanmış, Amerika’nın şimdilerde Massachusetts eyaletinde yer alan Danvers kasabasının bir önceki ismi olan Salem Kasabası‘ndaki, onlarca insanın cadılık ve büyücülük üzerinde çalışmalar yapması gerekçesiyle asılmasını anlatan bir tarihi gelişmedir. Bu gerçekte yaşanmış bir şey olmakla beraber, filmde gerçekten güzel kullanılmıştı bana kalırsa. Zira Rowling’in bilerek yapıp yapmadığına emin değilim fakat; böylesine geniş bir büyücülük dünyasında, aslında gerçeklere ne kadar bağlı kalınarak bir şeylerin inşa edildiği, bu gibi örneklerle çok güzel kanıtlanıyor bana kalırsa. Bizim dünyamızda olan bir gerçekliğin, aslında büyücü dünyasını da ne ölçüde etkilediğine tanık olmak bir bakıma güzel düşünülmüş bir ayrıntı.

Filmde bu Salem Cadı Mahkemeleri’ne dair herhangi bir yaptırım görmüyoruz, hayır; görebildiğimiz tek şey İkinci Salemliler adını alan oldukça fanatik bir tutucu grubun lideri olan Mary Lou Barebone ve onun, cadılar hakkında tüm insanları bilinçlendirebilmek adına çabalarını görüyoruz. Fakat İkinci Salemliler ismindeki bu grubun henüz somut bir bilgisi, geçmiş hikayelere dayanan bir kaynağı yok ne yazık ki. Rowling’in film için bizlere yeni tanıtacağı şeylerden biri olduğunu düşündüğüm İkinci Salemliler’in, devam filmlerinde ne kadar daha üzerine konularak devam ettirileceği konusunda da oldukça meraklıyım doğrusu.

3) Karakterlerin Güzelliğini Bir Saniye Konuşabilir Miyiz?

cats

Filmle ilgili belki de kimsenin reddedemeyeceği bir gerçek bu sanırsam: Karakterler gerçekten birbirinden harikaydı! Her birinin karakterizasyonu ve tarafından canlandırıldıkları oyuncuların yetenekleri adeta filmde parıl parıl parıldıyordu yahu! Bunu her bir oyuncu için diyorum, sahiden. Sadece Eddie Redmayne’in ne kadar güzel bir Scamander olduğundan değil, diğer tüm karakterlerin canlandırılmasındaki başarıyı öveceğim sanırım. Çünkü sahiden de öyleydi! Bu yüzden oyuncuların her birini kutlamak gerek. Zira Colin Farrell, Eddie Redmayne ve Johnny Depp (mmm, yazının sonraları için azıcık spoilerımız olsun madem) gibi daha önceden tanıdığımız birçok yetenekli oyuncunun aksine, ilk defa gördüğümüz aktör ve aktrisler bile döktürmüştü adeta. Ne diyeyim, güzel kadro seçimi!

Karakterler konusunda çok ayrıntılı bilgilerimiz yok henüz şu sırada, bu nedenle her birini ufaktan tanımaya yetecek kadar bir birikimle ayrılacaksınız salondan. Goldstein kardeşlerinin yetim, Queenie’nin muazzam seviyede bir zihinfendar (şurada buna dair bilgi bulabilirsiniz), Jacob Kowalski’nin savaştan dönen ve fırıncı olmayı arzulayan bir No-Maj ve Credence’in aslında kim ve ne olduğunu öğrenebileceğimiz birçok yan hikayenin filmde bulunduğunu söyleyebilirim. Fakat bunlara dair çok detaya inemiyoruz ne yazık ki, zaten uygun olan da bu. Bir giriş filmi için her birini bu kadar deşmek bir bakıma yanlış olurdu, hatalı mıyım?

Ki bana kalırsa bu bilgilerin hiçbiri bu kadarla kalmayacağı gibi, filmler ilerledikçe gelen bilgilerin yoğunluğu bir hayli artacak. Giriş filmi olmasından dolayı bir sürü hikayeyi suratımıza fırlatıp heyecandan, bekleme moduna almamızı bekleyen Rowling’in devamında neler yapacağını merakla bekleyedururken, karakterlerin her birinin karakterizasyonuna hayran olduğumu söylemek zorundayım. Özellikle çoğunuzun kalbini kazanacağını düşündüğüm Queenie ve Jacob konusunda ciddi anlamda büyük sempati besleneceğini seziyorum.

Hatta öyle ki, sonunda muhteşem bir twistle aslında asıl kötü olduğunu anladığımız Percival Graves’e bile bir hayranlık duyuyor insan, herhalde Colin Farrell’ın muhteşem oyunculuğundan olsa gerek. Rowling’i bu konuda tebrik edeyim, her biri adeta pırlanta gibiydi. Bir sonraki filme merak duymama neden olacak sebeplerden biri de karakterlerdi şüphesiz. En basitinden, Jacob’a uygulanan bir unutturma büyüsü sonrası, devam hikayelerde nasıl karşımıza çıkacağı konusunda ciddi anlamda merak içerisindeyim. E peki Goldstein kardeşler? Onların da geçmişlerine dair birçok şey göreceğimizden neredeyse eminim diyebilirim. E zaten hikaye Newt Scamander’ın üzerinden gidiyor, onu görmemek olmaz. Ha bir de Grindelwald var sahi, bizi sadece bir sahnede görürüz beklentisinden dolayı sonunda şaşkına çeviren twistiyle, devam filmlerinde onun rolünün de artacağından hiç şüphem yok.

İnsan karakterler haricinde özellikle cin cüce ve diğer insan dışı her türlü karakteri beğendiğimi de belirtmek isterim. Filmdeki bar sahnesinde hizmet eden cin cücelerin dünyasına giriş yapmamız oldukça güzeldi. Hatta cin cücelerin çok uzun yüzyıllardır büyücülere hizmet ettikleri gerçeğini bir kez daha görünce Hermione ve E.R.İ.T’ini anmadan edemedim bir an için. Ah Hermione olacaktı orada, o cin cüceler çalışır mıydı öyle, he? Tabii genç cadımız daha tohumu ekilmeyen bir portakalın bir vitamini bile değil o zamanlar, ancak Jacob Kowalski gibi masum ve saf No-Majlar “Benim dedem de cin cüceydi zaten.” diye dalga geçiyorlar, cin cücelere bir saygı yok resmen (!). Yazık yaratıklara, dalga geçiliyor adeta (!). (Latifeler devam ediyor, Kowalski seviyoruz seni canım.) 

Tüm bunların yanında film boyunca çok az repliği olmasına rağmen temel konuyu üstlenen bir karakter olan Credence konusunda da büyük bekleyiş içerisindeyim. Zira oyuncusu olarak Ezra Miller’ın seçilmesi ve filmin sonunda Voldemort-vari bir kayboluşla ölüşü konusunda kesinlikle devam filmlerinde bir şekilde yine olacağı konusunda umudum var. Ezra Miller diyorum, çünkü yalnız bir film için öyle bir karaktere Miller’ı seçeceklerini pek düşünmüyorum. Voldemort-vari bir ölüm diyorum, zira ciddi anlamda toz şeklinde yitip giden Credence’ın Obscurial (ona da değineceğiz, sabır genç padawanlar) formunda ya da daha farklı bir formda yeniden karşımıza çıkacağını hissedebiliyorum. Film ve dizi sektöründen öğrendiğim bir şey varsa eğer, o da cesedinin önünüzde uzandığını görmediğiniz bir karakterin, öldüğüne inanmamanız gerektiğidir! E bir de bu dünya büyülerle dolu bir dünya olunca, haliyle bu düşünce bir kat daha güçleniyor. Ne büyüler yapıyor bu gavur büyücüler hayatları için, biliyor musunuz siz? (Gavur da oldular, iyi mi…)

4) Tanıştıralım: Tatlış Queenie ve Kariyer Kadını Tina – Goldstein Kardeşler

queenie-a-gauche-porpentina-goldstein-jouees-par_4039491_800x428p

Goldstein kardeşlerini sevmemek için ciddi anlamda bir nedeniniz yok! Adeta sihirli güç patlaması olarak zihinfendarlıkta usta Queenie’nin tatlılığı ve inatçı olduğu kadar kariyerine de bağlı şeker Tina’nın arasındaki ilişki sizi mutlu edecektir diye umuyorum. Ki ilişkileri öylesine bir kız kardeş bağı da değil hani, oldukça güçlü bir bağ. Zira filmde Tina’nın Newt ile beraber ölüm cezasına çarptırıldığı sahnede, Queenie’nin akıl almaz gücü olan zihin okuma yeteneği ile Tina’nın kafasındakileri okumasıyla beraber bundan haberdar olması gerçekten inanılmaz bir detay.

Bu olay, hem Queenie’nin aslında birinin zihnini okuması için yakınında olmasına gerek duymadığını bile kanıtlıyor bize. Onun dışında duygusal bir kardeş bağını da yansıtan bu detayı, filmde ilk gördüğünüzde düşünmeniz belki çok muhtemel olmayabilir, fakat üzerine düşününce bunun bu şekilde olması daha mantıklı geliyor insana. Zira hiçbir şekilde cezadan haberi olmayan Queenie’nin, böylesine muntazam bir güç dışında Tina’nın öleceğini bilmesine imkan yok o sahnelerde. Kadın resmen sihirli güç deposu, maşallah Queenie, maşallah!

Ha bu arada, güç deposu dedim de abarttım sanmayın, cidden öyle. Queenie’nin yeteneğini geçen her dakikada daha rahat anlayabiliyoruz aslında. Bir kişinin aklını okuyabilmek için çaba harcaması bile gerekmiyor neredeyse, üstelik harika bir şekilde gerçekleştiriyor bunu. Böylesine ismi tarih sayfalarına geçmemiş bir cadının aslında böylesine güçlü oluşu da inanılmaz bir ayrıntı. “Sıradan insanlar da düşünmediğiniz güçlere sahip olabilir” tarzında bir mesaj sezdim ben bu olayda, tabii sonraki filmlerde Queenie’nin nelere kadir olacağı konusunda belli bir fikrim olmadığından bunu diyorum şimdilik. Belki de son filme doğru bizim elma şekeri Queenie’miz dünyaca bilindik başarılı ve güçlü bir cadı haline gelir, ne dersiniz?

Küçük bir not bırakayım, Queenie gerçekten çok şeker bir karakter olmuş, seride favorilerim arasına çok rahat girer kendisi. Ne diyeyim, sağ ol Rowling böyle tatlış bir karakter için! Vallahi şenlendim filmde ya.

5) E Sihirli Yaratıklardan Bahsetmedik, Onlar Nasıldı?

screen shot 2016-07-25 at 1.59.58 pm

Filmin hikaye örgüsünün tırmanmasında ve Newt Scamander’ın amacının yansıtılmasında bir araç olarak kullanılan sihirli yaratıklar bana kalırsa çok başarılılardı. Ansiklopedik ‘Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar?’ kitabındaki tasvirlerine ve özelliklerine uygun tasarlanmışlardı, benden onayı aldılar. Burnukların parlak şeyleri seviyor oluşları, Gizilgenlerin geleceğe dair görü yetilerinin olması, Okamilerin bulundukları ortamı doldurma konusundaki ilginç yetenekleri, Dalan Kötülük kozalarından harika iksir malzemesi olduğunu ve daha birçok bilgiyi filmde görmek mümkündü. Bu tür bilgileri bilip bir de üzerine filmde görünce insan gerçekten de mutlu oluyor doğrusu. Mesela çoğu izleyenin fikrine göre, yaramaz Burnuk’un parlak şeyler peşinden koşup aynı şekilde Newt’ın da onun peşinden koşması oldukça yavanmış. Bana kalırsa pek öyle değil, aksine oldukça eğlenceliydi de bu sahneler. Güldürüyor mu, güldürüyor. Eğlendiriyor mu, eğlendiriyor. Sıkıntı yok o zaman.

Keşke daha fazla zamanları olsaydı da daha fazla sihirli yaratık görebilseydik hatta, bana yaratıklar açısından süre yetersiz bile geldi bir bakıma. Tabii izleyince bir de buna siz karar verin, bakalım ne düşünüyorsunuz bu konuda. Sonuçta ismi FANTASTİK CANAVARLAR, Newt Scamander’ın öyküsüne atıf da olsa, yaratıklara illa ki bağlantısı olacaktı yani, kaçınılmaz bu.

6) En Merak Edilen Yeniler: Obscurus ve Leta Lestrange

screen-shot-2016-10-07-at-14125-pmpng

Filmden çıktıktan sonra aklımda yanıt bulmayı fütursuzca bekleyen iki soru vardı: Obscurus tam olarak ne ve Leta Lestrange kim? İkisine dair ufak detaylar öğrensek de, yetersiz geldiği konusunda ısrarcıyım, hatta fazla meraklıyım sanırım.

Bütün filmi domine eden ve aslında Amerika sokaklarını alt üst eden o şeyin bir sihirli yaratık değil de Obscurus adında kara büyü kaynaklı bir güç olduğunu çok rahat görüyoruz. Bu Obscurus hakkında Newt’ın kendinden öğrendiğimiz bazı bilgiler de mevcut tabii: Konsept olarak ismi Obscurial olan şey, aslında bir büyücünün çocukluk yıllarında fazla bastırılmış ve hem fiziksel hem de psikolojik açıdan şiddete maruz kalmış gücünün, siyah dumanımsı bir forma bürünerek ortalıkta terör estirmesi olarak açıklanabilir.

Aynı zamanda öğrendiğimize göre Obscuriallar genelde on yaşına gelmeden ölürlermiş, fakat filmde buna istisna olarak Credence Barebone’un sahip olduğu Obscurial’ın, daha güçlü büyücülerde daha uzun süre yaşadığına tanık oluyoruz. Ve normal şartlarda bir Obscurial öldüğünde, Obscurus formu da yok olmaktadır fakat Newt bir tanesini sihirli bir baloncuk içinde korumayı başarmıştır. Bu konudaki bilgilerin sadece bu kadarla kalması da bir bakıma insanda merak uyandırıyor doğrusu. Herhangi bir geçmişe dayandırılmayan ya da Harry Potter dünyasında bahsi geçmeyen yeni bir kavram zira. Yapacağınız araştırmalarınız çok da sonuç dolu çıkmayacak ne yazık ki, bu nedenle Rowling’in devam filmlerinde bize göstereceği kadarına boyun eğmemiz falan gerekecek sanırım. Ama umarım bu Obscurial konusunda tek meraklı ben değilimdir, zira cidden çok ilgimi çekti bu şey. Yani onca sihirsel şey gördük şu dünyada, böylesi henüz bizlere yeni, ne gibi getirileri olacak merakla bekliyor olacağım.

Diğer bir yeniliğimiz de Leta Lestrange oluyor film kapsamında. Lestrange soyadı elbette Bellatrix Lestrange’den tanıdık gelecektir ki, bize Bellatrix’in atalarından biri olduğunu da kanıtlıyor kendisinin. Leta Lestrange’in canlandıracak oyuncunun IMDB’de Zoe Kravitz olarak yer alması ve karakterin, Newt Scamander’ın Hogwarts yıllarından ona ihanet eden bir cadı olması dışında neredeyse hiçbir bilgimiz yok elimizde. Newt’ın Leta’ya karşı bir şeyler hissediyor olduğunu sezdirecek detayları da eklersek, muhtemelen eskiye dönük bir aşk hikayesine doğru da gidebilir gibi gözüküyor filmlerimiz. En az Obscurus kadar merak ettiğim diğer yeniliğin de bir karakter olması, ikinci film için gittikçe meraklanmaya itiyor ya beni, hayırlısı!

7) Referanslarınızı Kaymak Biranız Eşliğinde Alır Mıydınız?

14581552_1103656949709931_4014877416533331220_n

Harry Potter filmleri için bir gönderme arıyorduysanız, hemen merakınızı gidereyim: Filmi ilk izleyişte çok fark edebileceğim bir easter egg tufanı olduğunu çok düşünmüyorum ama size çok basit ve muhtemelen film çıkmadan önce de bildiğiniz şeylerden bahsedeyim. Bir kere her şeyin en başında sonunda büyük twistiyle bizi şaşırtan (ay sabredin valla geliyoruz oraya da) Grindelwald’ın ve Dumbledore’un filmde bir şekilde yer aldığını biliyor olduğunuzu sayıyorum. Filmden önce haberlerde yer alan bu gelişmeler doğru, evet; her ikisi de filmde var ama…

Dumbledore sadece basit bir zikredilişle filmde bahsi geçilirken Grindelwald babalar gibi filmin içinde arkadaşlar. Bayağı var yani. Bu konuya son maddede daha ayrıntıyla değineceğim fakat en basit anlamda Dumbledore ve Grindelwald’ın konuda bir yapı taşı oluşu, tam anlamıyla Harry Potter dünyasından aşina olduğumuz şeylerle karşılaşmamız demek oluyor. Grindelwald gibi karanlık bir büyücünün, Hitler referanslı bir ideolojiyle, filmde yer alışı ve ilerleyen filmlerde inşa edilecek hikayenin üzerinde büyük rol oynayacağı hususunda hiç gizli saklı bir durum yoktu, gayet açıktı her şey. Dumbledore ile olan ilişkilerine ve hatta düellolarına ilerleyen filmlerde nasıl değinirler emin değilim, fakat bildiğim bir şey varsa o da Voldemort’tan daha karanlık ve sert bir kötü karakter görebileceğimiz yönündeki umudum. Burada hayranların birbirinden ayrılıp bir iç savaş yaşadığı konusunda bir vurgu da yapayım, “Voldemort mu döver Grindelwald mu döver?” tartışmaları alevlenmeden sadece masum düşüncemi belirtip devam edeceğim: Fantastic Beasts, Harry Potter filmlerine göre biraz daha keskin olabilir, bu nedenle daha sert bir kötü görmemiz olası diyorum. İzleyip buna karar verecek olan da sizsiniz tabii.

En bariz Dumbledore ve Grindelwald göndermeleri haricinde, Harry Potter serisinden aşina olduğumuz diğer bir gönderme de Ölüm Yadigarları idi. Percival Graves’in, Credence’a, kendisini çağırmak için verdiği bir Ölüm Yadigarları kolyesinin, aslında o üç büyülü nesneye olan bağlılığın hala dünyada geçerli olduğunu gösteriyor bize. Pardon hala mı dedim? Geçmiş zamanda yer alan bir film için hala demek bir bakıma tuhaf oluyor tabii. Fakat sizin anlayacağınız şey burada, Amerika büyücülük dünyasında geçen bir hikayenin de bu ayrıntıya yer veriyor oluşuydu. Bir bakıma evrende hiçbir şeyin bağımsız olmadığına yegane kanıt bu. Ölüm Yadigarları’na dair daha ne kadar fazla şey görebiliriz Fantastic Beasts bünyesinde pek kestiremiyorum ama bunun sadece basit bir çağırma objesi olarak kalmayacağından da eminim. Zira Mürver Asa, Diriltme Taşı ve Görünmezlik Pelerini olarak bu üç nesnenin değeri, elbette ki inkar edilemez.

Harry Potter serisine olmasa da, Potter evrenine yapılan basit bir göndermeyle de bu maddeyi bitirelim madem. Zira filmde en çok canımı sıkan buydu sanırım. Bütün yapımın Amerika’da geçeceğini bize duyuran Rowling, Ilvermorny Büyücülük Okulu‘nu da uzun uzadıya anlatmasına rağmen, koskoca filmde yalnızca ismen geçirince, insanın bir canı sıkılıyor vallahi. İzleyen kimilerinin yorumuna göre Ilvermorny görsek fena olmazmış, bu konuda katılmadan edemeyeceğim doğrusu. En azından bir şekilde ona daha fazla atıfta bulunulsa hoş olurdu. Misal, Queenie en iyi büyücülük okulunun Ilvermorny olduğunu söylerken küçük bir bina propagandası yapsa hiç de hayır demezdim. Tabii bunun için hem vakit hem de hikayede yer lazım, öyle değil mi? Diğer filmlere böyle bir ayrıntı beklersek, çok mu şey beklemiş oluruz acaba? Bunca büyücülük okulunun varlığını açıkladıktan sonra, filmlerde yer vermezsen üzülürüz valla Rowling, bilesin!

8) Geldik Twistin Grindelwald Diye Hönkürdüğü Yere!

johnny-depp-grindelwald

Umuyorum ki filmi izlerken bu twistte sadece “Öh ama yani!” diye iç sesiyle hönküren ve dakikalarca eli kafasında şaşkınlığını atlatamayan bir ben olmam; çünkü gerçekten beklemiyordum böylesini. Görselde gördüğünüz ense tıraşı Gellert Grindelwald’a ait. Kendisini bu sahnede filmin çok başlarında görüyoruz ve bir daha da karşımıza çıkmıyor. Fakat sonlara doğru Newt Scamander’ın muhteşem zekası ve Revelio büyüsü ile anlıyoruz ki, başından beri Percival Graves olarak tanıdığımız MACUSA çalışanı, aslında Gellert Grindelwald imiş!

Kafalar hemen karışmasın, zira Gellert Grindelwald’ın oldukça güçlü bir kara büyücü olduğunu biliyorsanız, muhtemelen böylesine bir kılıkla insanları kekliyor oluşuna da şaşırmayacaksınızdır. Filmi izlerken sizi şaşırtan olayın, Graves’in Grindelwald oluşundan çok, aslında Johnny Depp’in filmde az da olsa oynamış olması olacak sanırım. Zira filmle ilgili tüm haberlerde oynadığına dair net bir şey yoktu, fragmanda gördüğümüz basit bir görüntü haricinde Grindelwald’ın somut olarak yapımda yer aldığından emin değildik. Sırrı da bayağı iyi saklamışlar doğrusu, helal olsun. Tek bir sızıntı bile olmadığını göz önünde bulundurursak, benim bunu gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı sanırım siz de filmi izlerken yaşayacaksınız bir bakıma.

Peki Gellert Grindelwald’ın böylesine bir kılık değiştirmesi için aklınıza gelen herhangi bir yöntem var mı? Basit düşünün, Harry Potter serisini hayal edin. Çok Özlü İksir geliyor mu aklınıza? Ne dersiniz bu konuda? Çok Özlü İksir yapabilmek için, bürüneceğiniz kişiye ait bir parçanın size lazım olduğunu unutmadan devam edelim bu satırlara, hadi. Öncelikle Graves ailesinin var olduğuna dair internet bilgileri yer alsa da, bunu Rowling’in kaleminden ve ağzından duymadan böyle bir şeye inanmak çok da sağlıklı olmayabilir. Fakat biz inandığımızı var sayarak devam edersek, Grindelwald’ın Percival Graves adında bir MACUSA çalışanı yerine geçebilmek için muhtemelen onu soğukkanlılıkla öldürdüğünü düşünsek, yanlış olmaz sanırım.

Zira Grindelwald’dan beklenmeyecek şey değil bu. “Peki Çok Özlü İksir süreli değil miydi?” diye sorarsanız da, bu kısımda devreye giren ikinci bir düşünce var elbette: Çok güçlü bir kara büyü uygulanması. Grindelwald’ın gücünü azımsamamak gerektiğini hatırlatıp, böylesine kara büyülere ilgili olan bir büyücünün hiç de bu konuda tereddüte düşmeyeceğini ekleyeyim. Voldemort’un bile korkunç Hortkuluk büyüleriyle uğraştığını anımsadığımızda, Grindelwald gibi birinin de böylesine bir kara büyüyle uğraşmayacak oluşu boş gibi gelir insana. Zira kötü adamlar planları dahilinde her türlü şeyi yaparlar, öyle değil mi? 

Yapılan, uygulanan veya düşünülen büyüyü tamamen bir kenara bıraktığımızda, film boyunca Percival Graves’in Grindelwald çıkabileceğine dair en ufak bir fikrim olmadığını belirtmek istiyorum. Gellert Grindelwald’a yönelik yakalanabilecek minik (ama sahiden minik) göndermenin yalnızca, bu kötü büyücünün ünlü sözü olan “For the Greater Good” (“Çoğunluğun iyiliği için…”) repliğini, Graves’in ağzından duyduğumuz sahne oluyor, o kadar. Bunu yakalayıp da film boyunca beyniniz farklı şeylerle yorulurken, Graves’in aslında Grindelwald olduğunu düşünmeniz de biraz zor bir ihtimal doğrusu.

Eh sonunda Scooby-Doo-vari bir hamleyle kimliği açığa çıktığında da ister istemez insanın aklına bir soru geliyor: Newt onun kılık değiştiren biri olduğunu aslında nereden biliyordu? Sahi, cevaplayamadığım nadir sorulardan biri de bu sanırım, ciddi anlamda bir sebebe dayandırma konusunda çuvalladım. Belki filmin hararetinden, verdiği heyecandan düşünecek zamanım bile olmadı bunun üzerine ama, eğer bu detaya yönelik bir şeyler yakalayanınız olursa söylemekten çekinmesin sakın! Potterheadler olarak bilgileri, minik detayları paylaştıkça çoğalalım, olur mu?

rs-236025-Fantastic-Beasts

Aslında filme dair daha çok fazla detay ve çok fazla bilgi konuşmak istiyorum fakat bundan ne kadar zevk alırsınız, ne kadar okursunuz ya da ne kadar sevmezsiniz emin değilim. Zaten bir yerden sonra da maddelerimi ve açıklamalarımı kısıtlamak zorunda hissettim kendimi, umarım yetersiz bir şeyler yoktur değerlendirmede. Gerçi film üzerine daha çok konuşurum ben dedim ya, sahiden de öyle. Her detayın inciğini cinciğini konuşsak, günler geçer cidden. Zaten birazını da size bırakalım, siz konuşun hakkında. Filme dair düşünceleriniz, fikirleriniz, görüşleriniz, sorularınız ve bilimum her türlü söyleceğiniz şey için sabırsızlıkla bekliyor olacağım! Yorum yazabileceğiniz her yeri kullanın ey sevgili geekler! Bu uzun soluklu yazıyı okuyan gözlerinizden öper, düşüncelerinizle şenlendireceğiniz yorumlar için parmaklarınıza kuvvet dilerim! Sihirli günler pek tatlı geek alemi!

Nox

Berna Ece Gündüz

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Tüm yazıları (523)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.