RUNAWAYS: Çizgi Romandan Diziye Değişen SPOILERLI / SPOILERSIZ Her Şey!
Nihayet o büyük gün gelip çattı geekler! Benim için geçmişimde önemli yeri olan ve uyarlanmasını can-ı gönülden arzuladığım Runaways çizgi roman serisinin dizisi sonunda geldi! Hulu tarafından ilk üç bölümü yayınlanan dizinin ilk sezonu, bir süredir çıkan haberlerle kah mutlu edip kah sinirden kudurtmuştu. Eğer sitemizde Runaways’e dair haberleri takip eden o kitledenseniz, muhtemelen küçüklü büyüklü sinir krizlerimi veya ümit dolu heyecan patlamalarımı çokça okumuşsunuzdur diye tahmin ediyorum. O hâlde gelin hep beraber bakalım Runaways’in dizisi ilk üç bölümde kaynak materyalden nasıl farklılaşmış?
Spoiler Olmadan: Çok Sadık Kalınmış Dedikleri Bu Muydu?

Şu ana kadar çıkan haberler ve yazdıklarımız dışında keyfinizi kaçıracak bir detay söylemeyeceğim burada. Hatta çok genel anlamıyla tek cümlede özet geçebilirim bile: Dizi doğru sonuca, yanlış çözüm yolundan gidiyor gibi.
Runaways serisini okuyanlar için tam anlamıyla yanlış lanse edilmiş bir orijin hikayesiyle giriş yapıyor dizi bana kalırsa. İlk bölümde değişen onca şey, beni içten içe yedi bitirdi. Hayal kırıklığımı nereye haykırsam bilemedim. Fakat sonraki iki bölümde, bu yanlış yoldan ilerlemelerini doğru sonuca çıkaracakları hissiyatı bende biraz da olsa birtakım pozitif duygular uyandırdı. Hulu her şeye rağmen o kadar kötü bir uyarlama yapmış olmayabilirdi. Ne de olsa The Handmaid’s Tale ile şahane başarısını kanıtlamış bir platform olarak böylesine eğlenceli ve kaliteli bir çizgi roman serisini batırması pek mümkün olamazdı, değil mi?
İlk üç bölümü de sıfır hikayesel bilgi ile izleyenler çok keyifli vakit geçirecektir, buna eminim. Hiçbir sıkıntı yaratan detay ya da tetikleyici saçma karmaşıklıklar olmadan ortalama üç saatlik güzel bir Marvel dizisi izleyecek herkes. Brian K. Vaughan’ın yarattığı Runaways serisinin hak ettiği uyarlama bu muydu diye sormadan edemesem de, bir yandan da devamını izlemek istedim; yalan yok. Tabii sürekli olarak “Ama bu böyle değil!” diye haykırmayı bir kenara bırakabilirsem, kırk beş dakikalık bölüm başı seyir sürem daha keyifli geçebilirdi.
Karakterler, köken hikayesindeki oynamalar sebebiyle fazlasıyla değişikliğe uğramış. Önceki haber ve yazılarımda bas bas böğrümü deşerek sinir krizleri yaşadığım Molly için hala ağıt yakıyorum mesela. Bilhassa Chase için de aynısı geçerli. Aslında bakarsanız her karakterde müthiş oranda değişiklik yapmışlar, fakat birtakım geek damarına verilen serum minvalindeki detaylarla olayı kapatmaya da çalışmışlar bir yandan. Üzücü değişiklikler, olmuş size üzerine yama yapılmış yeni moda elbiseler.

Gel gelelim, çizgi romanlarda bizim Runaways üyelerinden daha az görülen PRIDE üyesi ebeveynler ise beklediğimden çok daha iyiydi. Hatta şöyle ki, Hulu’nun The Handmaid’s Tale ile başardığı “uyarlamanın üstüne ekleme” olayını PRIDE üyelerinde çok iyi göstermişler, tebrik ettim. Keşke aynı inceliği asıl grup üyelerinde de sağlayabilselerdi, içimde yara oldu gerçekten.
Spoilersız olarak ekleyebileceğim son şey ise şudur ki; gelecek bölümleri tuhaf tetikleyici bir gerginlikle bekliyorum. Evet. Ekibin kişilikleri, bir araya gelişleri, hikayedeki ilerleyişleri derken küçüklü büyüklü birçok değişiklik beni rahatsız etse de devamını nasıl getirecekleri konusunda meraklıyım. Eğlenceli bir Marvel dizisi izlemek istiyorsanız hiç durmayın, hemen açın ilk üç bölümü. Fakat yabancı medyanın övdüğü kadar “çizgi romana çok sadık kalınmış” olaylarına lütfen inanmayın, tam anlamıyla palavra. Hatta üç bölümü de izledikten sonra bu yazının spoilersız kısmına da bir göz atın, demek istediğimi daha rahat anlayacaksınız diye umuyorum.
Her şeye rağmen izlemeye değer mi? Ben izlerim. Ortalama bir puan konusunda ise sezonun bitmesini beklemeyi tercih ediyorum şu an. İlk bölümdeki hayal kırıklığı sonrası her bir yenisiyle toparlamaya başladıklarını düşünerek, izlemeye devam etme konusunda kararlıyım. Marvel evreniyle bağlantılı olacak demelerine rağmen yine dizi evreninde tek başına uzaktan referanslar verir gibime geliyor ama umarım bununla kalmaz. Şimdilik kestirmesi güç tabii.
Spoiler yemeye razı olanlar veya çoktan üç bölümü de izleyip gelenler buradan öteye geçsin bizce. Zira eleştirinin şiddeti de, detayların inciği cinciği de şu noktadan sonra artacak. Uyarmadı demeyin…
Spoilerlı, Acımadan: Çizgi Romanla Karşılaştırmalı Değerlendirme
Yabancı sitelerin öncelikli olarak izleme hakkına sahip oldukları vakitler, internette “Runaways çizgi romana çok sadık kalan bir dizi olmuş” yorumları gırla gidiyordu. Hatta öyle ki, o sıralar Rotten Tomatoes’da %100 ile açmıştı ilk haftasını. Bunu görünce, kenarda köşede “Nico kendini keserek Staff of One’ı çıkarmayacak, genç kitleye yanlış örnek olur” gibisinden çıkan haberlere de çok kulak asmamaya karar vermiştim haliyle. Ama keşke o haberleri de dikkate alıp tam gaz alev püskürmeye devam etseymişim diyorum şimdi.
Benim söylemekten dilimde tüy bitti artık ama siz yazının bu kısmına kadar zaten en az on defa okudunuz bu gerçeği: Hikayenin temel parçaları çok fazla değişime uğramış. Görsellik veya çizgi romanda çok gösterilmeyen detaylara yeni bir bakış açısı kazandırma olarak tamam olabilir; ama çizgi romana sadık falan değil. Yalan haberlere inanmayalım.
Brian K. Vaughan’ın hikayesine sadık kalsalardı tam da “aynısı” olabilecek bir potansiyeldeki ana hikayeyi, sağdan soldan çekip yama yaparak farklı bir şeye dönüştürmüşler. Peki ne en vahim değişiklikler?

- Çetenin geçmişi komple değişmiş. Nico’nun ablası varmış, ölümüyle bizim çocuklar iyice dağılmış, Alex ve Nico daha önceden de bir şeyler yaşamış falan filan. Yahu bunlar, ailelerinin zoruyla Wilder Malikanesi’nde toplanan ama sonrasında kötücül ebeveynlere sahip olduklarını görünce kaçıp tam anlamıyla Runaways olan tiplerdi, hocam siz ne yaptınız bunların hikayesine? Ailelerinin ritüelini gördükleri sahneyi bile günümüz teknolojik şartlarına uyarlama hırsı gereksz İnsan gerçekten hayret ediyor arkadaşlar.

- Molly‘nin bir Hernandez olma sebebi İspanyol kökenlere sahip ailesi olmasındanmış. IMDB’de herhangi bir Hernandez ebeveyni isminin geçmemesi de, gerçekten de o oyuncuların olmayışı ve Molly’nin Yorkes ailesi tarafından evlatlık edinilmesinden geliyormuş. Anlayacağınız Molly Hayes’in çizgi romandaki geçmişi alınıp tamamen alt üst edilmiş. Gerçekten bunu öğrenince gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Üstelik çizgi romandaki 11 yaş başlangıcından biraz daha büyütülerek ergenlik çağında olarak gösterilmesi de, güçlerini keşfederken “ay kızsal meseleler” muhabbetine artı sağlamış sadece; başka hiçbir işe yaramamış. Bildiğimiz Molly Hayes çocuksuluğu umarım ilerleyen bölümlerde güzel işlenir, çünkü ben bu oyuncuya baştan kıl kaptım zaten. Oyunculuk konusunda çok da engin bilgilerim olmayabilir ama yapmacık gözüken roller de izleyiciyi rahatsız eder diye düşünüyorum. Ha gel gelelim, güçleri son derece başarılı gösterilmiş. Hatta kullandıktan sonra ani bir şekilde uzun bir uykuya dalması olayının es geçilmemesi de beni çok mutlu etti. Bu kısımdan tam not alabilmiş olmaları sanırım şimdilik idare etmemize yarayacak bir şey.

- Chase çizgi romandakinin aksine hafif şapşal, komik ve eğlenceli biri yerine amino asitle kafayı bozmuş, günde dört tavuk yedikten sonra üç-beş kum torbası yumruklama girişimleriyle kas düşkünü bir popüler çocuk haline gelmiş. Vaughan’ın Chase’i, televizyon ve sinema dünyasındaki beceriksiz şapşal imajından “yakışıklı olmaya çalışan iyi kalpli üye” görüntüsüne bürünmüş. Ki, çizgi romanlarda yaşadığı o mühim ve büyük olay sonrası (bu bayağı büyük bir spoilerdır, internette aramanızı bile önermem) çetenin en çok etkilenen elemanı olarak da, karakter gelişimindeki en büyük ilerlemeyi yine o kaydetmişti. Hep tanık olduğumuz şapşal kişiliğin olgunlaşma evresi, Vaughan’ın Chase için yarattığı en önemli detaylardan biriydi ve her şeye rağmen komik tarafını saklamayı bilebilen bir karakterdi. Dizideki Chase ise bundan çok uzakta. Hatta meşhur “Fistigon”larını da kendi tasarlıyor falan, babasının garajında bulmuyor. X-Ray gözlüklerle “kızları dikizleme şansına erişen ergen” imajını da Gertrude’a kaptırmış, yemin ederim Chase Stein ağladı be Hulu.

- Gertrude tuhaf bir şekilde karakterler arasında portrelenmesini en başarılı bulduğum kişi oldu. Genç oyuncuların en başarılısı şimdilik bu kız benim için. Gertrude normal şartlarda bu kadar konuşkan ya da Chase’e abayı yakan takıntılı bir kız değil; yani dizidekinin aksine. Kendisi son derece az ve öz konuşan bir tipti aklımda kalan kadarıyla. Daha ilk bölümden Chase’in yapılı poposunu, koridorda arkasında ilerlerken dikizleyen bir kıza dönüştürmüşler Gertrude’u. Üstelik Chase’in meşhur X-Ray gözlüklerini de ilk takan kendisi oluyor ve bilin bakalım çizgi romanlarda Karolina ile Nico’yu iç çamaşırlarıyla gören Chase yerine dizide kimi bu gözlüklerle sapıklık yaparken buluyoruz: Gertrude’u tabii ki de. Bu kızın felsefesini anlamamışsınız demek isterdim ama, muhtemelen günümüz gençliğinde “patriyark toplum” baskısından nefret eden ve aktivist havalarıyla en doğru konuşan karakter olarak yine de en iyi bu kızı yapabilmişler demek zorundayım. 2000’lerin başı ya da ortasında oluşturulan Runaways’in muhtemelen 2017 yılındaki yansımasını en iyi Gertrude’a uyarlamışlar.

- Nico beklediğimin altındaydı. Özellikle de geçmişinde ölü bir abla olması ve de Minoru ailesine dizide bunun ekmeğini çok yedirecekleri gerçeği biraz değil bayağı bir değişiklik olmuş kızın hikayesinde. Görüntü olarak tam onay alabilir, kişilik olarak şimdilik eh desek yeridir; çünkü bildiğimiz Nico’dan bir tık daha duygusal birini görmeyi beklemiyordum. Onun dışında Nico için bahsedeceğim en fiyasko olay Staff of One olacak. Staff of One dediğimiz şey, Anne Minoru’nun da kullanmış olduğu o halkalı uzun sopa. Bu sopamız da Minoru ailesinin büyücü güçleriyle bağlantılı özel bir obje. Staff of One, Nico’nun kendi kanını akıtarak tam göğsünün ortasından çıkartabilmesi ve de her bir büyüyü yalnızca bir kere yapmaya izin vermesi ile ünlü müthiş bir malzeme. Malzeme diyorum, çünkü çizgi romanda bunun “ergensel” esprileri bile çok kez yapıldı. “Her ay en az bir kere Staff of One’ı çıkartıyorsun o zaman sen” diye yapılan leş esprilerden bahsediyorum, evet. Fakat çok sevgili Hulu “Bunu izleyecek kitle çoğunlukla gençler olacak ve kendini kesme gibi yanlış davranışları göstermek istemiyoruz” diyerekten yalnızca küçük bir şeker ölçme cihazı kadar kan akıtan hazneye sahip Staff of One’ın da hikayesini batırmış. Ha bunu diyerek duyarlı gözüküyorlar falan ama, PRIDE üyesi ebeveynler arası birbirini aldatmalar mı dersiniz, gençlerin gittiği partilerde hap atmalar mı… Hepsi gırla varken Nico’nun sadece bileğine minik bir bıçak izi atmasından mı bu kadar gocundular? Ay durun bir saniye, yine bir gülme geldi bana, siz devam edin.

- Karolina konusunda çizgi romandan spoiler vermeden çok bir şey anlatamayabilirim; ki zaten ilk üç bölümde buna dair çok da bir şey yansıtmamışlardı. O yüzden söylenebilecek tek şey Karolina’nın şu anlık iyi gidiyor gibi gözüktüğü. Ha, Dean ailesinin bir kilise işi olması tamamen karakter hikayesinin dışında bir şey ama, bu karakterin twisti ortaya çıkana kadar konuşabileceğimiz tek şey güçleri olacak. O partide gördüğünüz parıldayan kollar falan var ya, heh; onlar Karolina’nın asıl benliği. Hatta “doğduğumdan beri çıkarmadım bu bilekliği” demesi de gerçek; çünkü kendisi uzaylı-vari biri ve annesi de bunu asla çıkarttırmıyor. Karolina “zincirlerini kırdığı” an iyi izleyin, çünkü kız fena uçacak! (Ciddiyim, uçabiliyor)

- Alex‘ten bahsedersek; çetenin yaşayacağı büyük twistlerden biri kendisinde olduğu için buna dair hiçbir spoiler vermeden dümdüz olmuş diyorum. Genç oyuncular arasından Gertrude’u oynayan kız kadar bu çocuğu da beğendim diyebilirim. Diğerlerindeki yapmacıklık, bir tek bu ikisinde yoktu bana kalırsa. Ha gel gelelim Alex Wilder da, arka plan hikayesine güze bir hadouken yemiş. Şu sevgili olayıymış, Nico’nun ablasının cenazesine gelmemesiymiş derken kelimenin tam anlamıyla uydurulmuş bir geçmişle karşımızda kendisi. Uydurulmuş, evet; çünkü böyle bir şey yok. Diziye eklenmiş detaylardan biri bu da ne yazık ki. Fakat bu detayın ilerleyen bölümlerde ne kadar iyi kotarılıp kotarılamadığını görmek için beklememiz gerekiyor. Diğer karakterler kadar batan bir geçmiş değil zira. Sadece Nico ile önceden bir şeyler yaşamışlar gibi gösterilmesi tuhaftı, onun dışında zaten her zamanki Alex tiplemesiyle tam gaz gitti çocuk. Sezon sonunda umarım büyük Alex twistini izlerken, en az hikayede olduğu kadar kendisinden nefret ederiz umuduyla bu arkadaşı da bitiriyorum izninizle.

- Old Lace‘i es geçeceğimi düşünmediniz umarım? Çünkü bir-iki dakikalığına görmüş olsak bile CGI’ından tek bir rahatsızlık duymadığım canım dinozorumuz Old Lace ilk saniyeden beni mutlu etti diyebilirim. Kimlerin kendisini bulduğu konusunda biraz o da özgeçmiş tokadı yemiş olsa da, çetenin en olmuş üyelerinden biri kendisi şu an. Old Lace’i sevelim, koruyalım!

- PRIDE üyeleri, dizide uyarlama olarak sevdiğim nadir şeylerden oldu. Ebeveynleri, çizgi romanda çok fazla incelemeye ya da derinlemesine okumaya imkanımız olmuyor; en azından Runaways üyelerimizin yanında. Ama biraz olsun kişiliklerine gelen eklemeler bence tadında ve güzeldi. Hatta özellikle Yorkes ebeveynleri burada favorim oldu diyebilirim. Diziyi, çizgi romanın ötesine taşımaya yarayacak tek dal burası bence. Çünkü alt üst olmuş origin hikayesini tamamen sadık kalarak yapsalardı ve PRIDE üyelerinin üstüne ekleye ekleye geliştirselerdi bunu, emin olun çok daha iyi bir yapım olabilirdi.

- Gibborimler şu anda en merakla beklediğim detay. İlk üç bölümde “Gibborim Kilisesi” olarak tanıtılan PRIDE üyelerinin göz boyamalık oluşumu haricinde, bu onlarca metre yüksekliğindeki garip tanrımsı yaratıkların ne zaman karşımıza çıkacağını gerçekten büyük heyecanla bekliyorum. Eğer bu Gibborim olayı sadece kilise adı için kullandıkları bir detaysa fazla üzüleceğim zira. Ağız tadıyla görelim şu manyak tanrımsı yaratıkları, onlar için yapılan kurban ritüellerinin değerini. Diziye dair spoiler verirken sizi hikaye tarafından yakmayalım diye birkaç bölüm daha bekleyelim mi, ne dersiniz? Hatta o bölüm geldiğinde incelemeyi hak ederse, uzun uzadıya neymiş bu Gibborimler diye konuşuruz hep beraber, ha?
Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser
Tüm yazıları (523)
Yorum Yap