Eğer azılı bir How I Met Your Mother hayranıysanız, muhtemelen 9. sezon, 16. bölümü de izlemiş, sevmişsinizdir. O zaman belki yazdıklarım, yazacaklarım size fazla gelebilir. O durumda Kıvanç’ın yazısını okumanız, hem sizin, hem de benim akıl sağlığım için en iyisi olacaktır. Zira ben de az önce 9-16’yı seyrettim, ama benim içimden övgüler düzmek değil, sayıp sövmek geliyor. Artık dayanamıyorum.

How I Met Your Mother’ın ilk üç sezonu sitcom tarihinde bir mihenk taşıdır benim gözümde. İngilizcede “Cutaway” denilen, Family Guy’ın iyice alametifarika haline getirdiği türden esprileri canlı ekranda görmek, bir hikâyeyi ağırlıklı olarak flashback’lerle anlatıp, dramayı komediyle çok tatlı bir noktada birleştirmek herkesin harcı değildir. Carter Bays ve Craig Thomas çok ince bir denge tutturmuşlardı. Oyunculuklar iyiydi, anlatılan öykü çok şekerdi. Her şey ilk bakışta pek bir güzeldi yani.

 

how-i-meet-your-mother

 

 

Ama en ince detay, sahnelerin aralarında gizliydi. Karakterler birbirlerinin esprilerine, salak laflarına, saçmalıklarına gülüyorlardıBu bir Amerikan sitcomu için görülmemiş bir şeydir. Seyirci izlerken “demek ki Barney’nin bu lafı o evrende de saçma” diyor, izlediği şeye olan inancı daha da artıyordu. Ted, Lily, Marshall, Robin daha gerçekçi oluyordu bir andan sonra. Dizi kendini çok ciddiye almayıp, meseleyi hiçbir sitcomun ulaşamayacağı bir ciddiyete konduruyordu.

How I Met Your Mother’ın Zirve Yaptığı An

Dördüncü sezondan sonra yokuş aşağı maraton başladı. Benim gözümde dizinin pik noktası üçüncü sezonun on dördüncü bölümü The Bracket‘tır. Barney’nin daha evvel yattığı kızlar arasında bir turnuva düzenleyip, kendisine kumpas düzenleyeni bulma çabasını anlatan bölümde zirve yaptı, sonra da düşmeye başladı. Dördüncü sezonda sütunlar çatırdamaya başladı. How I Met Your Mother’ın imzası dramatik komedi bölümleri bir bir azaldı. Strüktür olarak kimseye benzemeyen bir yapı benimseyen bölümler tek tüktü, hatta belki de bir tek Three Days of Snow bu kategoride örnek gösterilebilirdi. Gittikçe dizi daha basmakalıp bölümler çıkarmaya, sıkıştığında Barney’ye sırt dayamaya başladı.

How I Met Your Mother’da beşinci sezon yazarların Robin-Barney ilişkisiyle ne yapacaklarını çözememeleriyle geçti. Altıncı sezon itici Zoey karakterine heba edildi. Altıncı sezondan başlayarak her sezon en az üç kere “Küçük Barney bağlanmayı öğreniyor” temalı bölümler yapılmaya başlandı. Her seferinde Barney bağlanmanın kıymetli taraflarını yeniden öğrendi, iki bölüm sonra bir ucuz espri uğruna yeniden unuttu. Barney sırasıyla Robin, Nora, Quinn ve sonra tekrar Robin ile aynı teraneyi baştan alıp alıp durdu. Yedinci sezondan sonra Ted de Robin’e sardı. Üç bölümde bir geri gelen “Ben Robin’i sevmeyi hiç bırakmadım” tiradı, dördüncü bölümde yerini “Artık önüme bakmam gerek” aydınlanmasına bırakır oldu.

replik7585

Döngü sadece romantik ilişkiler kısmında gerçekleşmedi. How I Met Your Mother esprileri, mevzuları, çatışmaları da döndürmeye başladı. Bir noktadan sonra yapılan her espri kendini yüz metre öteden belli ederek gelir oldu. Karakterler kendi karikatürlerine dönüştüler. Bütün ek boyutları yok oldu. Barney “Bağlanmak isteyen ama bağlanamayacak kadar sorunlu çocuk-adam”, Marshall “Fazla heyecanlı, iyilikten ölen çocuk-adam”, Ted “Burnu havada nerd-adam”, Robin “Duygusal problemleri olan maskülen kadın”, Lily de “Mantığın sesi, anaç dominant kadın” hâline getirildi ve orada bırakıldı. Bütün espriler bu arketipler üzerinden dönmeye başladı, böyle olunca zaten tahmin edilebilirleşmiş şakalar iyice kör göze parmak hâle geldi.

Ama ben bu hikâyeyi bir yerden duymuştum?..

Benim balata ilk Who Wants To Be A Godparent bölümüyle attı. Bakın, How I Met Your Mother-Friends karşılaştırmalarının çok taraftarı değilim. Coupling, Seinfeld, Friends, How I Met Your Mother tipi diziler bir janrdır. Tutup da “Bitirim İkili’deki Jackie Chan-Chris Tucker ikilisi ne kadar da Danny Glover-Mel Gibson’ı andırıyor” demenin ne kadar bir lüzumu yoksa, bunlar arasında da “Çakma!” muhabbeti döndürmenin o kadar lüzumu yok. Ama bu kadar mı fikirsiz kaldınız be kardeşim? Grubun efsane çiftinin bebeğine, çift ölürse kim bakacak sorusunu sorma kararı alırken hiç mi yazar odasından kimse “Abi Chandler-Monica? Ha?” demedi?

Ama izlemeye devam ettim.

Kalan balatalardan ikincisi Final Page de attı. Dizi bir formül belirlemiş ve belli ki ona ölesiye sadık kalmaya ant içmişti. Yazarların üzerine bir kelime uydurduğu bir konsept (The Pit), yaşanan duygusal anlar (Ted-Barney Jinx anı), Barney’nin kız kaldırmak için yaptığı oyunlara vurgu (The Robin) ve Ted’in ufka bakıp, geleceğinden şüphe ettiği bir final. O kadar ürkütücü bir bilindiklik havası vardı ki tüm bölümün üzerinde….

himym-who-wants-to-be-a-godparent-header

Ama izlemeye devam ettim.

Weekend At Barney’s‘de Ted “Bu sefer harbi settle down etmeye hazırım” diyip, ilk sezonun ilk bölümünde, Marshall ve Lily’nin nişanlandığını öğrenince ettiği yemini tekrarladı. “E sekiz sezondur neyin peşindeydin bre sümsük?” diyemedim, sineye çektim. İzlemeye devam ettim. Bro Mitzvah mantığın tüm sınırlarını zorlayıp, tür olarak absürt mizaha doğru yol aldı. “Ulan Karate Kid nedir aaa!” demek zor geldi. İzlemeye devam ettim. Something Old ve Something New bölümleri yine götünden bir “Yoksa Ted Robin’e, Robin de Ted’e aşık mı?” sıkıntısı çıkarttı, “Yavrucum dizinin bitmesine bir sezon kalmış, biliyoruz Ted Robin’le birleşmeyecek!” diye hönküremedim ekrana. İzlemeye devam ettim.

Ve en sonunda…

Sonra dokuzuncu sezonun toplam 72 saatte gerçekleşeceği istihbaratı geldi. Son balata burada atmış olmalı ki, dokuzuncu sezonun solucan hızında ilerleyen konusunu takip etmek gelmedi içimden. Bir yıl boyunca yüz kere yaşanan “Ben Robin’i seviyorum galiba, Lily“, “Bağlanmaya hazır değilim Ted”, “Ya Barney bağlanmaya hazır değilse, Marshall?”, “Robin’i unutmalısın dostum” tipi git geller 72 saat içerisine sıkıştırılınca iyice baygınlık getirecek kıvama geldi. Zorlama Linus şakaları, gereksiz bir “Marshall yolda” hikâyesi iyice tadımı kaçırdı. Dokuz sezondur yapamadığımı yaptım, bıraktım diziyi koşarak uzaklaştım.

Bugün de Kıvanç’ın yazısını gördüm. Belli ki beğenmiş. Ne güzel. Oturdum indirdim diziyi. Konsept ne kadar özel çünkü değil mi? Sekiz sezondur izlediğimiz hikâyenin bir de öteki tarafını dinlemek kulağa çok hoş geldi bir an. Açtım bölümü. Eylül 2005 yazdı. Barney “Haaave you met Ted?” dedi. Bu lafın komik olduğu günleri anımsadım.

Sonra bölüm bitti.

Arada 20 dakikaya sekiz yıl sıkıştırıldı. Ufak tefek detaylarla ana hikâyeye göndermeler yapıldı. Naked Man, sarı şemsiye, Econ 305 mevzu, Cindy olayı bir anda geçildi. Günümüze gelindiğinde vites iyice arttı. Son beş dakikada kişi başı birer cümleyle yirmi sorun çözüldü, ileriye dönük otuz adım atıldı. Ve en sonunda, anne yandan ukulele çalarken Ted duygulandı, bölüm bitti.

How I Met Your Mother - How Your Mother Met Me

Ya dostum şaka mısınız siz? Birincisi, “How Your Mother Met Me” isimli bir bölüm koyup nasıl anneyle Ted’i tanıştırmazsınız? Salak mısınız? Ya da biz mi salağız? Ulan sizin “met” kavramınız “Arada bir balkon varken şarkı dinlediler” midir? Zaten 9 senedir sündürdükçe sündürdünüz hikâyeyi, normalde olmayan bir dokuzuncu sezon yaratıp, onu da utanmasanız 24 gibi gerçek zamanda çekecek kıvama geldiniz. Bir de “How Your Mother Met Me” yazıp, “meet” kısmını pas mı geçiyorsunuz? Şaka mı bu?

Bak Carter, Craig, sevgili Pamela Fryman. Ben size yapmanız gereken, ama yapmadığınız şeyi söyleyeyim. Bu hikâye var ya? Sekiz sene önce sevgilisini kaybetmiş, aşka tövbe etmiş hikâye? O hikâye güzel. Zaten var olan bir iskeletle birleşmesi de güzel. E bunu komple son sezon yapsaydınız ya ulan! Zaten karakter kesiştirmeye meraklısınız, o süre zarfında anne eski olan olaylarla kesişirdi, bize de arada görmediğimiz yeni olaylar anlatılırdı. Son sezonun bir anlamı olurdu. Şu haliyle, önceden konulan bir mutlu sona yürürken harcadığımız boş vakitten ibaret. Lily ve Marshall’ın 40 sene evli kalacaklarını biliyoruz. Robin ve Barney’nin evlenecekleri de kesin. Ted anayı zaten götürecek. Ben neyin çatışmasını izliyorum o zaman? Öteki şekilde en azından annenin karakterine daha derin dalardık, görmediğimiz olaylara hislenirdik. Son sezon da böylece tüm diziye bir saygı duruşu olurdu. Geçmiş olayları bir başkasının gözünden görürdük. Bu şekilde oldu mu yani şimdi?

Bir gafletle indirip açtım bölümü, bu gafletin ikincisi olmaz. Elbet bir gün gelecek sekiz senemi verdiğim dizinin final sezonunu da komple izleyeceğim. Lost’un son sezonunu vefadan izlemiş bünye How I Met Your Mother için de aynı şeyi yapar, biliyorum. Ama bunun için önce sinirimin geçmesi lazım. En azından bölüm bittiğinde ekrana bağırma ihtiyacı hissetmeyeyim.

Yazar

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

2 Yorum

  1. Abi çok güzel yazmışsın, hislerime tercüman olmuşsun. Bu dizinin son 2 sezonunun izlenmesi resmen bir “Brand commitment” örneği oldu dünyada.

  2. Kusura bakma ama bir kaç konuda yanlışın var. Mesela How Your Mother Met Me bölümünde annenin Ted’le tanışmamasını sorun etmişsin, aslında o bölüm bir nevi sona ermemişti. How Your Mother Met Me bölümü gece yarısında falan bitiyor, dolayısıyla Tracy uykuda. Uyandıktan sonra neler olduğunu da biliyoruz zaten.

    HIMYM’ın verdiği fikirlerden biri de butterfly effect. Yaşadığın her şey seni belirli bir hedefe götürüyor gibi bir şey yani. Ted zaten anneyle tanışana kadar çok fazla ”butterfly effect” yaşadı, hatta bunları detaylıca anlattı. ”Şu, bu olmasaydı bu olmazdı” dedi. Bölümde aynı yolu annenin gözünden izledik gibi bir şey. İsim hakkında çok kızmak doğru değil yani. İş olsun diye söylenmiş durdu.

    Oyuncuların esprilere gülmesi sorununa ise anlam veremedim. Onların bizlerle beraber gülmesi beni diziye daha çok bağlamıştı, sempatim olmuştu, kendimi gruptan hissetmiştim. Ciddiyetten çok samimilik duygusu veriyordu kanımca.

    Yine de her ne kadar HIMYM fanı olsam da diğer tespitlerin sonuna kadar doğru, güzel bir yazıydı. Teşekkürler.

Leave a Reply to Erüm Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.