Şu sıralar neler izliyorsunuz? Geek âlemi genel olarak X-Men ’97, Invincible veya Fallout dizisini takip ediyor. Perfect Days Mubi’de izleyicilerle buluştu. Sosyal medyada ise son dönemde Netflix’i domine eden Ripley ve Baby Reindeer’ın dilden dile yayıldığını gözlemliyorum. Ancak tüm bunların dışında bir dizi var ki ülkemizde yeterince bahsedildiğini veya izlendiğini düşünmüyorum: Shogun.

shogun dizisi

Shogun dizisi aslında küresel çapta iyi izlenmeler elde etti. James Clavell’ın 1975 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan dizi, FX’in şimdiye kadarki en yüksek bütçeli prodüksiyonu konumunda. Açıkçası harcanan paranın hakkı verilmiş gibi görünüyor, çünkü açılış haftasında 9 milyon izlenerek The Bear 2. sezonunun da önüne geçmiş. Ayrıca Shogun dizisi streaming platformlarında Netflix’te yayınlanmamasına rağmen ardışık haftalarda en çok izlenen dizi olmayı başaran nadir yapımlar arasında yer alıyor.

Clavell’ın romanı oldukça ilginç bir hikâye anlatıyor. Zaten roman yıllar önce yine diziye uyarlanmış, hatta 1980 Altın Küre Ödülleri’nde en iyi drama ödülünü kapmış. Türkiye’de ise tek kanallı dönemin de etkisiyle fenomen olmuş. Malum devir değişti, şimdi çok kanalı da geçtik çok platformlu dönemdeyiz! Dolayısıyla Shogun’un ülkemizde fazlasıyla yara alan Disney+’ta yayınlanması globale nazaran popülerliğine ket vurdu bence diyerek lafı uzatmadan dizinin konusuna geçiyorum.

shogun dizisi

Shogun dizisi -Blue Eye Samurai’ın da geçtiği- Feodal Japonya’da geçiyor ve son hükümdarın ölümü sonrasındaki iktidar mücadelesine odaklanıyor. Taiko’nun ölümünün ardından beş lordun bir araya gelmesiyle oluşan Vekiller Konseyi başa gelmiştir. Konsey, Japonya’nın en güçlü lortlarından Yoshii Toranaga’yı devirmek istemektedir. Tam da bu esnada Protestan İngiliz John Blackthorne’un yönetimindeki bir Hollanda gemisi Toranaga’nın topraklarına ulaşır. Blackthorne ve filosunun amacı ise o dönemde Japonya’da ticaretten bolca para kaldıran Katolik Portekizlilerin tekelini kırmaktır.

Yani elimizde birçok farklı tarafı içeren, entrikaya çok müsait, bir yandan ilk kez Japon kültürü ile tanışacak Avrupalılar üzerinden kültürel noktalara değinen bir hikâye var. Bazısı Hristiyan olmak üzere beş tane lort, Katolik kilisesi, gemi kılavuzu Blackthorne ve onun esir düştüğü köyün başındaki Yabushige bu hikâyenin tarafları olsa da başrol Lort Toranaga’nın. Kendisine en ünlü Japon aktörlerden Hiroyuki Sanada can veriyor. Sanada aynı zamanda dizisinin yapımcılarından, kendisini de ilk kez yapımcı rolünde görüyoruz.

shogun dizisi

Sanada’nın Shogun dizisine yapımcı olarak dâhil olmasının etkisi fazlaca hissediliyor. Japon kültürü harika yansıtılmış dizide. Ayrıca olaylar sadece Blackthorne’un gözünden aktarılmıyor, bu da 80 yapımı uyarlamanın eleştirilen yanlarından biri imiş. Bu durum bana Hiroyuki Sanada’nın bir başka filmi Bullet Train’i hatırlattı. Bullet Train de tıpkı Shogun gibi Japonca bir romandan uyarlanıyor, ancak başrolünde kitapta aslen Japon olan karakterin yerine Brad Pitt yer alıyor. Dolayısıyla film whitewashing eleştirileri almıştı, Shogun’da ise bu eleştirilere açık kapı bırakmayıp Japonya seyircisini rahatsız etmeyecek bir iş çıkarmışlar.

Whitewashing demişken, bir başka Amerikan tanımına parantez açmak istiyorum. Dizi hakkındaki yorumları okurken “sonunda woke kültürünün gazabına uğramamış, bolca kelle alınan bir dizi” şeklinde yorumlar gördüm. Yani bu insanlar woke‘luğu ne zannediyor bilmiyorum. Sanırım tarihi gerçeklerden esinlenen bu hikâyede Blackthorne’un siyahi olarak güncellenmemesi woke olmamak için yetiyor artık! Oysaki Shogun dizisi Orta Çağ’da kadınların çektiği zorlukları ve ırkların birbirine bakış açısını gösteriyor. Ayrıca kadınların bu kadar ikinci planda olduğu bir dönemde Mariko-sama ile belki de dizi tarihinin en güçlü kadınlarından birini izliyoruz. Mariko’nun bölümler geçtikçe derinleşen hikâyesi ve artan etkisine şaşıracaksınız gerçekten.

shogun dizisi

Shogun, bölümler ilerledikçe açılan bir dizi. Bu da kaliteli televizyon dizilerinin (Amerikalıların Prestige TV dönemi diye adlandırdıkları 2000’ler sonrası dizilerin) vazgeçilmez özelliklerindendir malum. Senaryonun farklı lokasyonlarda yer alan mücadele hâlindeki farklı tarafları takip etmesi ile Vekiller Konseyi içindeki ve etrafındaki politik drama, Orta Çağ atmosferiyle birleşince akla Prestige TV’nin en önemli dizilerinden Game of Thrones geliyor elbette. Ne yalan söyleyeyim, çok yanlış bir benzetme sayılmaz. Game of Thrones kadar aksiyonlu değil, Japon kültürü diziye çok hâkim, dil bariyeri oldukça önemli bir yer tutuyor ama Shogun’luk tahtı için de sürekli oyunlar oynanıyor! Entrika seviyesi, kimseye güven olmaması, her karakterin kelle koltukta gezmesi, gore sahneler ve finale değin ne olacağını tahmin edemeyişimiz kesinlikle Game of Thrones’un ilk sezonlarını anımsatıyor.

Sırf Game of Thrones’un koltuğunu doldurmaya aday olması bile Shogun dizisinin neden bu kadar popüler olduğunu açıklayabilir. Ancak dizi ekibi bununla yetinmemiş, mükemmel bir prodüksiyon ve sinematografi ile seyir zevkini yükseltmiş. Oyunculuklar da acayip iyi. Özellikle Hiroyuki Sanada ve Mariko’yu oynayan Anna Sawai şov yapmış.

shogun dizisi

Japonya kültürüne ilginiz varsa veya dizi-film seyrederken farklı kültürleri keşfetmeyi seviyorsanız Shogun tam size göre. Herkesin birbiriyle yavaşça selamlaştığı sahneler yer yer beni sıksa da bunların dizi için gerekli olduğunu düşünüyorum. Hele ki “dil bariyeri” mevzusu çok iyi işlenmiş. Son 2-3 bölüm haricinde oyunculuğundan pek etkilenmediğim Cosmo Jarvis’in canlandırdığı John Blackthorne, Japonca bilmiyor malum. Lortlarına veya eşlerine aidiyetin ve gurur kavramının yaşamdan değerli olduğu Japon kültürüne de yabancı, tıpkı bizim gibi. Shogun dizisi Blackthorne üzerinden bu yabancılığı yaşamamızı ve o kültürü bizim de keşfetmemizi sağlıyor. Şu dil probleminin yüzyıllarca çözülememesi de ne enteresan değil mi!

Aksiyona beklediğimden az, Japon kültürünün detaylarına beklediğimden fazla yer verse de Shogun epik bir yapım sevgili geekler. Hele ki önceden yapılmış iyi bir uyarlama varken yenisini yapabilmek ekstra büyük bir başarı. Shogun dizisi hafta hafta değil bir solukta izlenmesi gereken, harika diyaloglara ve akıl dolu entrikalara sahip, izlerken şu şekil diken üstünde duracağınız sahneler içeren bir dizi olmuş. Ne dersiniz geekler, siz izlediniz mi veya listenize aldınız mı? Çevrenizde popüler mi yoksa Türkiye’de yeterince konuşulmadı tezime katılıyor musunuz? Yorumlara bekliyorum!

Author

Genellikle popüler kültür evrenlerinde yaşıyorum çünkü Thanos'un da dediği gibi "Reality is often disappointing."

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.