Ağlayan Melekler, Dalekler, Cyberlar, Vashta Nerada… Doctor Who’daki birçok farklı canlının artık gerçekten de çeşitli yönlerden ikonik bir hale geldiğini söylemek mümkün diye düşünüyorum. Onlar sayesinde bazen korkudan koltuklarımıza yapışıyoruz, bazen sinirden tırnaklarımızı kemiriyoruz. Bazen de bu yaratıkları alıp evde beslemek istiyoruz. Evet, yanlış okumadınız. Bazı Doctor Who yaratıkları çok sevimli. Bazen böyle düşündüğüm için kendi kendimi garip bulsam da bugün içten içe sizi de fikirlerime ikna etmek için bence sevimli olan beş Doctor Who yaratığından bahsetmek için geldim. Garipsem de garipsin deyin valla, kırılmam.  

Listeye geçmeden belirteyim: Ben bu yazıda acımadım, bir sürü spoiler verdim. Bu yazıdan en iyi şekilde keyif alabilmek adına en azından 11. sezona kadar izlemiş olmanızı öneririm. Peşin peşin söyleyeyim!

Raxacoricofallapatorians

Modern Doctor Who’nun en düşük bütçeli, dolayısıyla da en garip sezonlarından biri olan birinci sezondan çıkma bu yaratıkların etkisinden uzunca bir süre çıkamadığımı itiraf etmeliyim. Raxacoricofallapatorius ismindeki gezegenden gelen ve esasında tam adını bilmediğimiz bu uzaylı ırkı, modern seride karşılaştığımız ilk uzaylılardan. Onlar bu kadar şirin olduğu için serinin geri kalanındaki korkutucu tiplere hazırlıksız yakalandım. Onları nasıl tanımıştık, hatırlıyor musunuz? Kendi gezegenlerinde haklarında infaz kararı çıkartılan Slitheen isimli bir grup suçlu, dünyayı mesken tutmuştu ve insanların arasında karışabilmek için kurbanlarının vücutlarını kullanıyorlardı. Böyle deyince korkunç geldiğinin farkındayım, esasında korkunç da zaten, ama şu tiplere baksanıza! Yani evet, Raxacoricofallapatorians da evreni ele geçirmek istiyor falan da… Çok tatlılar ya! Dünyayı mı ele geçireceksin sen? Oy oy!

Adipose

Minik minik yağ torbaları olan Adipose, ilk görüldüğü anda o kadar sevildi ki zaman içinde dizinin maskotlarından biri haline geldi. Adipose anahtarlıkları bir dönem Whovianlar arasında aşırı modaydı mesela. Kim olduklarını hatırlatmam gerekirse kısa bir özet geçeyim: Marshmallow’a benzeyen, küçük suratlı bu yaratıklarla dördüncü sezonda tanıştık. Adipose Endüstrileri ismindeki bir şirket müşterilere hızlıca kilo kaybetme garantisi sunan diyet hapları satıyordu. Biz de sonradan öğrendik ki kullanıcıların verdikleri kilolar Adiposelara dönüşüyormuş! En akılda kalıcı sahneleri bölümün sonunda el salladıkları sahne olabilir, bir de Donna Noble’ın o efsanevi repliği: “Bir yağa el sallıyorum.”

Pting

Bu listedeki diğer yaratıklara nazaran daha yeni tanıştığımız Pting, çok da sevemediğimiz on birinci sezonun en iyi detaylarından biri. Sadece tatlı bulmuyorum, ayrıca bir canavar olarak da başarılı buluyorum kendilerini bu arada. Bildiğimiz kadarıyla oksijensiz yaşayabilen, öldürmesinin de imkansız olduğu söylenen bu yaratıklar ayrıca zehirli oldukları için onlara dokunmak da mümkün değil. Doktorumuz da onunla Pting ile bu şekilde başa çıkmaktansa onu uzayın derinliklerine yollamıştı. Sezona çok lafım vardır ama bu yaratığın gerçekten de daha fazla görebileceğimiz türden bir karakter olduğunu düşünüyorum, keşke görebilseydik. Umarım görürüz. Bu isteğimin elbette kendisinin eve alıp besleyecek kadar şirin olmasıyla hiçbir alakası yok. Gerçi, sanırım var. Çok tatlı ya!

Emojibot

Doctor Who’nun Black Mirror’a benzemeye başladığı onuncu sezonda tanıştığımız bu robotlar başlangıçta masum görünen fakat üzerine düşündükçe insanlara belki de en çok zarar veren yaratıklardan biriydi. Tersleri pisti yani. İsimlerini kullandıkları dilden almışlardı zira kelimeler yerine emojiler ile iletişim kuruyorlardı. Görevleri, insanları mutlu etmekti. Mutluluğa düşman gördükleri her şeye saldırıyorlardı ve eğer çevrelerindeki insanlar mutluluk dışında bir duygu hissediyorlarsa düşman gördükleri bu hissi o insanı öldürerek yok ediyorlardı. Doktor’un bu robotlardan birini kandırabilmesi için mutluymuş gibi yapması gerekti.

Fikir olarak harika değil mi? Emojiler ile iletişim kuran bir robotunuz var ve tek işi sizin mutlu hissetmenizi sağlamak. Tipleri de çok tatlı ayrıca, tam bir ev robotu gibi. Neden bir robotu tatlı bulduğumu sormayın, buna bir cevabım yok. Ama sizce de garip bir şirinliği yok mu ya?

Catkind

İtiraz etmeden önce bir dinleyin! Ben de bu yaratıkları çok da sevimli bulmuyorum. Ama bir kedi aşığıyım, anladınız mı? Kedileri görünce kendimi tutamıyorum, miyavlayarak sevmeye başlıyorum onları. Eh, torpille girdiler bunlar da listeye. Catkind dediğimiz bu ırk, kedi suratlı rahibelerden oluşuyor. Hangi kafayla böyle bir ırk tasarlandı ben de anlayamıyorum açıkçası. Bildiğiniz kedi gibiler. Ama rahibeler. Evet evet, herkesin kafası karışık.

Doctor Who’nun yine bütçe sıkıntısı çektiği bir diğer sezon olan ikinci sezonda tanıştık onlarla da. Hangi bölüm olduğunu şöyle hatırlatabilirim sanırım: New New New New New New New New New New New New New New New York! On beşinci New York’ta bir hastanede, New Earth Hastanesi’nde çalışan Sisters of Plentitude sayesinde ilk defa Catkind’ı görmüş olduk. Bu ikisinin açtığı hastanede dünyadaki bütün hastalıkların çözümünü bulduklarını öğrenmiştik. Fakat deney faresi olarak insanları kullanıyorlardı ve takdir edersiniz ki insan klonlar yaratıp kendi rızaları olmadan üzerlerinde deney yapmak pek de etik değil. Sonra da tutuklanıyorlardı zaten.

Neredeyse her bölüm birer ikişer yeni ırk görüyoruz, hepsini hatırlamak pek kolay olmuyor. Çok merak ediyorum da, sizin Doctor Who’da çok sevdiğiniz bir yaratık var mı? Time-Lord demek yasak ama!

Yazar

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.