Paul Rudd’un başrolünü iki farklı karakterle üstlendiği ve hâliyle üzerine iki kat yükü aldığı yeni dizisi Living With Yoursef nasıl olmuş diye düşünen İlk Bölüm Canavarı, sizlerle de görüşlerini paylaşmaya karar verdi!

living with yourself

İlk Bölüm Canavarı, üstümüze yağan yüzlerce dizi arasından hangisi kime gider, değer mi değmez mi, bakmaya karar vermiş bir canavardır. İlk bölüme bakar, azıcık wiki kurcalar, tavsiyelerini verir kaçar! Dizilerle ilgili yorumlar kesinlikle objektif değildir, geek izleyicinin keyfine göre ayarlanmıştır! Bu yazılarda sadece ilk bölüm ile ilgili olmak üzere spoilerlar olabilir.

Living With Yourself Nasıl Dizi?

18 Ekim 2018 tarihinde Netflix’te yayınlanan dizi, insanın en iyi yönlerini ortaya çıkartmak için uğraşılan bir deneyin beklenmeyen sonucu olarak klonlanan Miles Eliot’un, klonuyla birlikte bir hayatı yaşamaya çalışmasına odaklanıyor.

Özet Geç!

Miles, iş hayatında hayallerindeki başarıya ulaşamayan ve evlilik hayatında da problemler yaşayan ortalama bir beyaz yakalıdır. Her geçen gün daha da monotonlaşan hayatında, uzun yıllardır tanıdığı iş arkadaşlarından birinin yaşadığı değişime tanık olur ve ondan nasıl daha başarılı olabileceği ile ilgili tavsiyeler alır. Arkadaşı, ona, bir Spa merkezinin bütün sorunlarını çözdüğünü söyler. Miles, Spa merkezine bir şans vermeye karar verir ve olaylar gelişir.

Ne Kadar Uzun?

Ortalama 30 dakikalık bölümlere sahip olan dizinin ilk sezonu, Netflix’in alışık olduğumuz formatı ile tamamen yayımlanmış durumda.

Neyi Seven Bunu Da Sever?

Tür sebebiyle The Good Place; konu sebebiyle Second Chance

Ne Beklemeyin?

Bilimkurgu diye Fringe veya komedi vaat ettiği için alışık olduğumuz sitkomlar…

Biraz Daha Detay ve Yorum?

Living With Yourself, komedi, drama ve bilimkurgu ögelerini aynı anda barındıran bir dizi. Bir yandan arka planda, klonlama üzerinden dönen bir bilimkurgu hikâyesi ve bu hikâyenin yol açtığı drama soruları var; bir yandan da aynı hayatı yaşayan iki kişinin birleştiği, Paul Rudd’un yön göstericiliğinde karşılık bulan komik durumlar.

Dizi, ilk bölümlerinde bu farklı türler arasındaki dengeyi bulmayı başarmış. Kendimiz böyle bir durumda bulsak kendimizi neler yapardık, ne tepkiler verirdik gibi sorulara; olabildiğince insancıl ancak olabildiğince de kurgusal cevapları vermiş. Hâliyle karşılaşabilecek sorunlara samimiyetle cevaplar verdiği için de hem dramanın hem de komedinin dozunu tutturabilmiş.

Diğer yandan dizinin bir başarısı da olayları ve durumları, esas karakter ve onun klonunun ayrı ayrı bakış açılarından bize gösterebilmesi. The Affair’in ilk birkaç sezonunu da eleştirilerde iyi bir seviyeye çıkartan buydu açıkçası; birebir aynı olayın, olayın taraflarınca nasıl algılandığını sunuyordu. Living With Yourself de benzer bir yol izlemiş, bir bölüm ana karakterimiz Miles’in yaşadıklarını; diğer bölümde ise Miles’in klonunun bu yaşananları nasıl yorumladığını bizlere gösteriyor. Böyle tarif edince aynı şeyleri tekrar izliyormuşuz gibi bir izlenim de uyanmasın tabii. O kadarıyla kalsa aynı sahneleri izler ve sıkılırdık. Ancak karakterlerin belirli bir duruma verdikleri farklı tepkileri izliyoruz. Bu da bize her ne kadar senaryo gereği aynı karakterin iki farklı görünümünü izlesek de insanların bakış açılarındaki değişimi birinci elden gözlemleme imkânı veriyor.

aisling bea

Paul Rudd’un ne kadar enteresan ve harika bir insan olduğundan bahsetmeye gerek var mı emin değiliz ancak dizide kendisinin eşini canlandıran Aisling Bea’dan bahsetmezsek ayıp olabilir. Aisling Bea hem bütün olarak kendisi hem de kısıtlı bir alanda aksanıyla, mizah anlaşışı açısından yer aldığı yapımlarda empati kurulabilecek karakterler yaratmakta oldukça başarılı bir insan. Living With Yourself’te de kendisini geri tutmamış ve iyi bir yardımcı karakter olmayı başarmış.

Dizide övmeye değen bir şey daha var; müziğin kullanımı. Popüler yahut durumu ifade eden sözlere sahip şarkılar seçilmemiş, aksine olabildiğince basit ritimlere sahip akılda kalıcı melodiler var. Ancak bu melodilerin kullanımı, dizideki durumlara o kadar uygun ki bir yandan size bir sonraki sahneyi tahmin ettiriyorlar, bir yandan da hafızanıza yerleşiyorlar.

Devamı Nasıl Olur?

Miles, kendisinin de ilk bölümde ifade ettiği gibi, iki kişinin paylaştığı tek bir yaşamda hayatta kalmaya çalışacak. Mesela ilk bölüm itibariyle Miles’ın eşiyle çocuk yapmaya çalıştığını, başarılı olamadığını; bir yandan da sürekli olarak doktor randevusunu ertelediğini biliyoruz. Miles’ın klonu ise öte yandan, onun bütün iyi özelliklerini almış olan bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Hâliyle bu çocuksuzluğun çözümünün klondan geleceğini, ister istemez de Miles ve klonunun tek kişilik bir hayatı paylaşmaya çalışacaklarını tahmin ediyoruz. Biz de bu esnada onların ortasında kaldıkları ikilemleri, insanın klonlanmasının getirebileceği olası etik soruların biraz mizah katılarak nasıl çözülebileceğini izleyeceğiz.

Ve Sonuç! İzler Miyim?

Paul Rudd’un herhangi bir yapımda olması zaten başlı başına +2 puan. Bu puana bir de dizinin konusunun ilgi çekici olmasını, bu ilgi çekici konunun da alışık olduğumuzdan farklı bir türde işlenmesini eklediğinizde cevap kesinleşiyor.

izlerim

Diğer “İlk Bölüm Canavarı” Yazıları İçin:

The Fosters – Nasıl Dizi?

American Princess – Nasıl Dizi?

The Good Place – Nasıl Dizi?

Yazar

İlk Bölüm Canavarı, üstümüze yağan yüzlerce dizi arasından hangisi kime gider, değer mi değmez mi, bakmaya varar vermiş bir canavardır. İlk bölüme bakar, azıcık wiki kurcalar, tavsiyelerini verir kaçar! Dizilerle ilgili yorumlar kesinlikle objektif değildir, geek izleyicinin keyfine göre ayarlanmıştır! Bu yazılarda sadece ilk bölüm ile ilgili olmak üzere spoilerlar olabilir.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.