Netflix’in The Witcher uyarlaması, bu sabah, ülkemiz saatiyle 11.00’da izleyiciyle buluştu. Sekiz bölümü yerimden kalkmadan seyrettikten sonra ben de, beş dakikalık kısa bir molanın ardından, incelemenin başına oturdum. Tabii sekiz bölüm bir arada çıktığı için, bunların hepsini tek yazıda toplamak demek –hele de yazan kişinin ben olduğum gerçeği düşünülürse- on bin kelime falan demek olacaktı. O yüzden öyle yapmıyor ve hepimizin ruh sağlığı açısından, bölüm bölüm inceleme yazıyorum.

Başlıkta yazıyordu ancak gene de uyarmış olalım, Hype Treni yazılarında spoiler vermemek için içimde kalan ne varsa, üzerine dizi bölümünde olanları koyarak aktaracağım. Yani her yazının ait olduğu bölüm dâhilinde katırlar yüküyle spoiler yazacağım. Sonra duymadım, haberim yoktu demeyin. Ayrıca bir de şuraya vurgu; bölüm bölüm gidiyoruz. Yani her ne kadar diziyi tamamen bitirmiş olsam da, yazının ait olduğu bölümün ilerisi için salağa yatıyorum. Bu da henüz bitirmemiş olanlar için spoiler kaygısına gerek yok demek.

witcher netflix promo

Diziyi izlemeden spoilerlı inceleme okumayacağınızı düşünerek, bölüm özetini tamamen es geçiyorum. Biz, bölümü izledikten sonra birbirimizle konuşmak istediğimiz şeylerden bahsedelim. Mesela açılış sahnesi, ne kadar Witcher’dı değil mi? Bu uyarlamanın Geralt’ının, kitaplardaki Geralt olduğunu beş dakika içerisinde nasıl anlatabiliriz demişler, ilk sahneden de kikimorla mücadele içerisinde karşımıza çıkartmışlar kendisini. Olay mücadele değildi tabii, habersiz insanlar belki de kikimor öldükten sonra yaralı geyiğe bakarken, “Canım, görüyor musun, hayvanı kurtarmak için koca canavarı öldürdü” demişti. Ama biz biliyorduk ki Geralt, geyiği yiyecekti.

Witcher Evrenine Hoş Geldiniz!

İlk bölüm için ve dünya tanıtımı bakımından benim beklentilerimi de aşan bir bölümdü “Sonun Başlangıcı”. Bölümün ismi bile bunu söylemem için yeterli olacakmış ama farkında değilmişim. Roman serisinin nasıl sonlandığını öğrendikten sonra, ilk kez Witcher’ın ilk kısa hikâye koleksiyonunu okusaydım ve biri bana Son Dilek neyi anlatıyor diye sorsaydı, muhtemelen ben de “sonun başlangıcını” diyebilirdim çünkü. Fakat öyle olmadı, seri tamamlandıktan sonra kitaplara başlayan herkes gibi ben de seriyi okumaya Son Dilek ile başladım.  Ancak senaristler kaçırmamışlar ve daha ilk bölümden, bölüm isminin seçiminden itibaren bize kitapları izleteceklerine dair söz vermişler.

Bu, değişiklikler olmayacak anlamına gelmiyordu tabii. Mutlaka değişiklikler olması gerekiyordu çünkü yazılı anlatım ile görsel anlatımın dili, birbirinden çok farklı. Bize dünyayı ve başkahramanlarını tanıtmak gibi bir görevi bulunan bu ilk bölümde Geralt’ı ikileme düşüren iki karakterde de değişiklikler vardı. Renfri’yi bölümün ilk on dakikası içerisinde karşımıza çıkarttılar ve kitabın asla yapmadığı bir şekilde, onu sevmemiz için, onunla bağlantı kurmamız ve onu umursamamız için ellerinden geleni yaptılar. Daha doğrusu Geralt’ın bütün bunları yapması için ellerinden geleni yapmışlar çünkü biz buraları onunla birlikte takip ediyoruz.

Herkes Geralt’a ya diklenir ya da ondan tiksinirken Renfri doğrudan onunla iletişim kuruyor, belirli bir otorite gösterisi yaparak onun dikkatini çekiyor, beraber bir şeyler içmeyi teklif ediyor ve kurduğu birkaç cümle ile kendisini Geralt için empati kurulabilir biri hâline getiriyor.  Hancıya hitap ediş şeklinden maşrapayı tutuşuna kadar, Geralt’ın arkadaşlık edebileceği biri Renfri, bunu net bir şekilde anlıyoruz. Nitekim öyle de oluyor, Geralt, Renfri’yi önemsemeye, o dakikadan başlıyor.

Stregobor’u da farklı bir şekilde görüyoruz burada. Kitaptaki gibi gitse idi her şey, Geralt ile Stregobor birbirlerini, başka bir maceradan tanıyor olacaklardı. Ancak burada Geralt ile Stregobor, Geralt’ın Renfri’nin yanından ayrılmasının hemen ardından, ilk kez tanışıyorlar. Bir değişiklik de burada, söz konusu hikâyede önce Stregobor’u görüyorduk. Bunun ne önemi var derseniz, kitaplarda Geralt’ın Stregobor hakkında bir ön bilgisi mevcuttu. Bu büyücü yalan söyleyebileceğini, güvenilmez ve kaypak bir adam olduğunu Geralt’a daha önceden göstermişti. Dolayısıyla böyle bir bilgi, bu adamın, Geralt’ın tanımadığı üçüncü bir kişi (Renfri) hakkında yaptığı yorumları değerlendirmesi için önemli bir faktördü. Sonunda olacakları da yakından ilgilendiriyordu.

geralt and renfri

Hikâyenin sonunda olacakları yakından ilgilendiren bir başka şey de, Renfri’nin gerçekten Kara Güneş Laneti’ne sahip bir mutant olup olmadığıydı. Bu bize veya Geralt’a kitapta verilen bir bilgi değildi dolayısıyla ucu açık bırakılıyordu. Geralt’ın yaptığı seçimin doğru mu yanlış mı olduğunu asla öğrenemeyecek olması, bu bakımdan daha mânâlıydı belki. Dizinin birinci bölümü ise bize Renfri’ye gerçekten büyü işlemediğini gösterdi ve Renfri kendi ağzıyla bir mutant olduğunu kabul etti. Kitapta biz Renfri ile Geralt’ın ne kadar benzer olduklarını, her ikisine de durmadan bir mutant oldukları söylenen iki kişinin tepkilerinden anlıyorduk. Böylece bir empati kurmaya biz karar veriyorduk vereceksek. Dizide ise doğrudan Renfri geldi, hoş bir sohbet edildi ve karakterler birbirlerine benzediklerini kendileri söylediler.

Bu söylediklerim değişiklikleri belirtmek içindi, kötü yapmışlar gibi bir çıkarım olduğu düşünülmesin. Çünkü vardığımız yer aynı oluyor iki türlüsünde de. Sadece şu; kitapta şer ve ehvenişer arasındaki bocalamayı Geralt ile birlikte biz de yaşıyorduk. Şu an ise Geralt’ın bocalamasına şahit oluyoruz. Devamında dizi, Marilka’yı işin içine dâhil ediyor ve Geralt’ı karar vermeye zorluyor. Ehvenişer’de Stregobor ölmedikçe hayatı tehdit altına girecek olan kasaba halkı vardı, Sonun Başlangıcı’nda ise doğrudan Geralt’ın gözü önünde Renfri’nin hayatını tehdit ettiği bir genç kız. Böylece geldik mi trenin rayını değiştirip değiştirmeme hakkındaki o felsefi soruya? Bir tarafta çoğunluğun iyiliği, bir tarafta ehvenişer.

Bu da temelde bir şeyi değiştiriyor aslında, Ehvenişer hikâyesinde Geralt, eylemsizliği nedeniyle bir karar vermeye itiliyordu. Kararsız kalmak, diğer seçeneklerin elenip geriye sadece bir tanesinin kalmasına yol açıyordu. Sonun Başlangıcı’nda ise doğru veya yanlış, karar verdiği söylenen bir Geralt var. Bu bir değişiklik ama kendi içerisinde tutarlı. Çünkü Geralt, tıpkı Roach’a anlattığı ilk canavarının hikâyesinde olduğu gibi yine kurtardığı kurbandan ağzının payını alıyor. Renfri’nin pelerin tokasını alarak da ne yaptığının farkında olduğunu ve bir şeylerin değişmesi gerektiğini gösteriyor.

Hype Treni dâhilinde bu bölümdeki iki önemli karakteri, Renfri ve Stregobor’u konuşmuştuk. Okumamış olanlar varsa ve bu iki karakterin nasıl anlatıldığını daha detaylı bilmek isteyenleriniz olursa o yazılara yönlendiriyorum. Çünkü bu bölümün diğer kısmında, Cirilla bizi bekliyor.

ciri - freya allan

Bir insan aynı şeye kaç kere âşık olabilir? Söz konusu Cirilla Fiona Ellen Riannon ise benim limitim sonsuz. Umarım siz de benzer şeyleri düşünüyorsunuzdur. Cirilla’yı, kitaplarda olmayan şekilde görüyoruz. Her sahnesi yeni, her diyalogu en baştan yazılmış. Bu bakımdan Cirilla ile gerçekten ilk defa tanışıyoruz. Cirilla ve Yennefer için kitaplardan öncesinin anlatılacağını zaten aylardır biliyorduk, bu yüzden şaşırtıcı da olmadı açıkçası. Ancak pratikte nasıl işleyeceği hakkında şüphelerim vardı. Çünkü zamansal çizgi tamamen değişecekti ve yapımcı ısrarla flash-back de yok diyordu.

İzlerken bin kere kendi kendime düşündüm, bin birinciyi de size söylemiş olayım, harika bağlamışlar. Haziran ayındaki ilk tanıtım filmi çıktığında, yine bu sayfalarda, kitaplardaki gibi yapsalar; bir bölüm geçmiş bir bölüm gelecek gitsek güzel olmaz mıydı demiştim. Kendimce güzel olacağını düşündüğümü de geçmiş, aynı bölüm içerisinde bunu yapmışlar. Yennefer’i henüz görmedik dolayısıyla onun zamanını bilmiyoruz. Geralt ve Ciri, kesinlikle aynı zaman diliminde değiller. Bu beklendik ve olması gereken bir şeydi zaten. Güzel olan kısmı şurası, bunu belirtmek için inatla arka sıraya oynamamışlar, flash-back kısayol verelim dememişler, alttan bant çekip “bilmemkaç yıl önce” yazmamışlar, anlaşılırlık güdüp renk paletini bile değiştirmemişler. Calanthe’nin katıldığı ilk savaşla ilgili bir replik yetmiş. Temiz.

Ancak Ciri’yi daha ilk bölümden gücü kullanırken görüyoruz, bu o kadar da hoşuma gitmeyen yeni bir şey. Kızın özel olduğunu anlatmak için buna gerek duymuş olabilirler pek tabii ancak elimizde bir bakire kaynakların güce ulaşamayacakları gerçeği duruyordu, o da değişmiş oldu. Bir de böyle izleyelim, ne kaybederiz?

Cirilla dışında en çok neyi sevdin derseniz, onun cevabı da Kral Eist olacak. Görmeye, izlemeye, dinlemeye doyamadım. Calanthe de iyiydi ama onun zaten iyi olmasını bekliyordum kitaplardan dolayı. Eist ise başka bir seviye olmuş, tamam, savaş meydanında can verdi fakat lütfen biraz daha izleyelim onu. Cesur, rahat, dürüst ve şakacı. Tam bir Skelligeli, tam bir aslan yavrusu büyük babası.

jodhi may - queen calanthe

Calanthe’nin Ciri’ye “Rivyalı Geralt bul” demesi, ilk tanıtım filminden beri canımı sıkan bir şeydi, hem kitaplarda olmadığı için hem de cidden göze parmak olup bıktıracağı için. Ama bölümde o vakit geldiğinde hiç böyle hissettirmedi, buradan da mutlulukla ayrıldım. Üzerine Calanthe’nin “Ne zaman duracağını bil” öğüdü ve ‘kraliçenin merhameti’ eklendi, Witcher evreninde olduğumu bir kez daha hissettim. Merhamet gösterisi ve zehir içmeler bence o kadar da vurucu değildi ama Calanthe’yi son görüşümüz, öyleydi. Öte yandan Fareçuval’ın gerçekleştirmek için son bir ümitle gittiği ancak eli boş döndüğü iptal olan ilk plan neydi? Onu da ilerleyen bölümlerde göreceğiz sanırım.

Yakaladığım birkaç küçük şeyden bahsederek, ilk bölümü kapatıyorum. Marilka’nın Geralt’a anlattığı çatalla fare öldürmesi ve annesinin baygınlık geçirmesi, kitapta Geralt’ın, Blaviken’i bir önceki ziyaret edişinde yaptığı bir şeydi. Muhtar ile Geralt daha önceden tanışıyorlardı ve Geralt, onun evinde kalmış, karanlıkla bir çatal ile fare öldürmüştü. Tabii burada muhtarın rolünü Marilka aldığı için, böyle bir değişiklik yapmışlar. İkincisi, Renfri ile Geralt’ın arasında neler geçtiği, kitapta olduğu gibi burada da muallâkta bırakılmış, aşırı memnun oldum. Üçüncüsü, Stregobor’un Geralt’a, dıştan güzel ama içi zehirli diyerek gösterdiği yanılsama elma. Ehvenişer için bir pamuk prenses göndermesi daha olmuş böylece. Son olarak Kral Eist’in kuşatmada gözüne saplanan bir okla öleceğini biliyorduk ancak o okun sahibinin Cahir olduğunu bilmiyorduk. Böylece hem Cahir’in neler yaptığı konusunda yeni fikirlerimiz olsun hem de kendisi hakkında bazı yargılara varalım istenmiş sanırım.

Bu ilk bölümdeki bütün karakterler harikaydı, hepsi rolüne oturmuş, biri bile sırıtmamış bence. Lars Mikkelsen’in Stregobor’u o kadar iyi ki sadece Ehvenişer için harcamayacaklardır onu, eminim. Fareçuval Adam Levy, beklediğim gibiydi, Henry Cavill ve Freya Allan (Ciri) zaten rollerine oturmuşlar, Cavill biraz fazla oturmuş bile olabilir. Emma Appleton’ı Renfi rolünde izlemekten memnunum, Kraliçe Calanthe rolüyle Jodhi May’den daha azını zaten beklemiyordum ama özellikle Björn Hlynur Haraldsson’ın Kral Eist Tuirseach’i bu bölümdeki favorim oldu. Cirilla’ma iyi davranması ve aralarındaki muzır bakışlar bu durumda büyük bir etken olabilir, lafım yok.

Hikâye güzeldi, oyunculuklar iyiydi, kikimoru CGI’a boğmamışlar, ileriki bölümler için merak unsuru katmışlar; anlatım tarzı da böyle devam edecekse daha ne isterim? Tema müzikleri ve son jenerik de hem bir yerlerden aşina hem de tatlı geliyordu kulağa. Yennefer’i görmedik ve bir Jaskier bestesi duymadık, bu bölümlük eksikliğimiz bu olsun. Ay ne güzel bir ilk bölüm olmuş işte, daha ne diyeyim? Benim demediklerimi siz deyin, beklerim!

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.