İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Dizi 16 dk okuma

Dur, Dur, Dur… CİĞERİMİZ Bitene Kadar HANDMAID’S TALE ÖVMEMİZ LAZIM!

Berna Ece Gündüz
Dur, Dur, Dur... CİĞERİMİZ Bitene Kadar HANDMAID'S TALE ÖVMEMİZ LAZIM!

Distopyaların gittikçe daha da gerçek olduğu şu son birkaç on yıldır insan sahiden de hayret etmekten kendini alamıyor.

The Handmaid’s Tale‘den söz ediyorum. Bir süre yüksek müsaadenizle, ciğer bitene kadar diziyi övmem lazım. Zira beni kolay kolay bu denli psikolojik anlamda etkileyebilecek başka yapım çok düşünemiyorum şu sıra. Korku filmlerinin bile kendi çapında bir etki süresi ya da büyüklüğü olur illa. Fakat şunu söyleyebilirim ki The Handmaid’s Tale tam anlamıyla o gerçeklik savar gözlüğü kaldırmaya yarayan en önemli distopik eserlerden biri.

Distopik eser deyince, aklınıza 1984 gelmesin bu saatten sonra. Yanılmanızı da istemiyorum. İşlerin nereye gittiğini, nasıl sonuçlanacağını ve bizleri ne gibi şeylerin beklediğini az çok aklı başında her insanın kestirebildiğini biliyorum; ama bu sadece bilmekle kalıyor ne yazık ki. Biz gerçeklere gözlerimizi kapadığımız sürece, bunlar hep distopik hikayeler olarak kalacak zihnimizde. Ama hayır; gözünüzü açın ve etrafınıza bakın, her şey gerçek.

Korkun, çünkü daha gerçekleşecek olanları henüz yaşamadık bile. Şimdiden içinde bulunmak istemediğimiz bir hayatı sürdürebilmek için önümüzde daha çok uzun yıllar var. Bunun için güçlü durmak, savaşmak ve en önemlisi de inancımızı kaybetmememiz lazım. Ama kime diyorum ki? Bunları yazarken bile aslında hiçbir gücümün olmadığının o kadar da farkındayım ki aslında… Şöyle uzaktan bir bakınca ne kadar acı olduğunu görebiliyorum, ama yapamıyorum. Değiştiremiyorum. İstemiyorum ama korkuyorum. Endişe duyuyorum. Karanlık temalardan, distopik öykülerden ve post-apokaliptik her türlü sağlam kurgudan hoşlandığımı söylüyorum; ama içten içe aslında hepsinin beni yeyip bitirdiğini biliyorum. Çünkü bu yaşayabileceğimiz en normal şey: Korkmak. Korkun, çünkü sahiden de korkutucu şeyleri görmek, bazen insanın gözüne inmiş o sis perdesini aralayıp acımasız bir gerçekliğe bakmaya yardımcı oluyor. Sanki taktığımız o gözlükleri bu distopyalar sayesinde çıkarıyoruz; ve çıkarınca da gördüğümüz mahşerden bozma bir ortam bizi hiç mi hiç stabil bir akıl sağlığıyla bırakmıyor.

Bütün bunları anlatıyorum ve evet, korkuyorum; çünkü The Handmaid’s Tale o kadar gerçekliğe adapte olabilecek bir senaryo ki, gördüğünüzde kesinlikle yadırgamıyorsunuz. Çünkü hepsi gerçek. Çünkü hepsi korkutucu geleceğimizin bir parçası olmaktan çok da uzakta değil. Çünkü, bunları yaşamayacağımızı ummaya programlanmış birtakım yaratıklarız bizler.

18010872_422580314769239_7111287328226955705_n

Hulu’nun The Handmaid’s Tale isimli dizisi, aslen Margaret Atwood’un aynı isimli kitabından uyarlanma. Türkçe’ye Damızlık Kızın Hikayesi olarak çevrilen kitap, tam anlamıyla karanlık bir geleceğin işaretçisi. Kadınların sahip olduğu her şey, çıkan yasalarla ellerinden alınmaya başlıyor ve bu durum hiçbiri için güzel şeyler ifade etmiyor. Ne kadar seslerini çıkarmaya çalışırlarsa çalışsınlar, sonuçta hepsinin sonu aynı oluyor. Çalışmaları, paraya sahip olmaları veya en basitinden okumaları bile yasaklanıyor. Son derece kafes-vari bir yaşam.

Okuyun ya da izleyin, en az benim kadar etkileneceğinizi düşünüyorum. Karar kısmı size kalmış. Korkabilirsiniz ya da benim kendimi sakinleştirme yöntemi olarak denediğim şeyi de uygulayabilir: gerçeklik savar gözlüklerini geri takabilirsiniz. Çünkü bir insanın akıl sağlığını koruyabilmesi, başka yollarla muhtemel olmayacaktır. İnkar gerekir. Sonuçta öleceğini bile bile yaşayan varlıklarız bizler. Bu mentaliteyi durağan tutmak inanın çok zor.

screen-shot-2016-12-02-at-11-19-30-am

Doğurganlık açısından verimli olarak etiketlenen birçok kadın, bu distopik evrenin hükümetimsi gücü tarafından bir bir ayrıştırılıyor ve daha yararlı iş görecekleri evlere gönderiliyorlar. Tek görevlerinin hizmet olduğu bu yaşamda tam anlamıyla damızlık hayvan olarak kullanıldıkları gerçeği, senaryonun temelinde oturuyor aslında. Gönderildikleri evlerde yaşayan ev sahibelerinin çoğu çocuk sahibi olamadığından, kocalarıyla çiftleşmeleri için bu kadınlar kullanılıyor. Ama sadece kullanılıyorlar, başka hiçbir türlü önemsendikleri falan yok. Üstelik kadınların bu topluluk ya da yeni otorite düzenindeki pozisyonları sadece soy devamlılığı sağlamak için kullanılan damızlık-vari işlevle de kısıtlı kalmıyor ne yazık ki; sayısız görev ve sayısız hizmet edilmesi gereken amaç var ve hepsi bir bir bu uğurda harcanıyor.

elisabeth-moss-as-offred

Dizi, Offred olarak isimlendirilen kahramanımızın hayatını ele alıyor. Asıl ismi ilk bölümün sonuna kadar ortaya çıkan bir şey değil. Zaten ilerledikçe anlıyoruz ki, bu damızlık kızların hepsi “of” ön eki ile isimlendirilmiş: Ofglen, Ofwarren gibi. “Of” ön ekinin sonrasındaki isimler ise, bu kadınların sahibi olan elit adamların isimleri: Offred’inkinin adının Fred olması gibi. İsimleri bir değer ifade etmiyor, yalnızca amaçlarına hizmet etmeleri bekleniyor onlardan. Basit bir köle sistemi gibi. Başınızı eğik tutmanız, her şeye minnettar olmanız, sizden rütbece büyük kimseye karşı saygıda kusur etmemeniz ve en önemlisi de; kurallara karşı olan her şeyden kaçınmak ve buna uymayanları ihbar etmeniz lazım.

Minik bir parça gofretin bile hayatınızda lüks olduğunu düşünün. Tek tip giyinmek, verilen emirlere uymak zorundasınız. Kimseye güvenemezsiniz, kimse de size güvenemez. Otoriteye karşı inancınızın olmaması bile sizin için ölüm anlamına gelebilir; hiçbir hak ve özgürlüğünüz yok. Sadece ve sadece size izin verildiği sürece mutlu olabiliyorsunuz; yani nispeten. Belki 1984’deki düşünce suçu gibi daha ağır şeylerle itham edilmeniz şimdilik konu dışı gibi gözükse de, kurallara karşı geldiğiniz her unsurda çekeceğiniz cezanın vahşeti artıyor.

screen shot 2017-02-09 at 50432 pm

Oyunculuklar, görüntü yönetmenliği ve uyarlanma açısından benden tam puan almayı başardı yapım. Müziklerle verilen gerilimin yanında, karakterlerin ruh hallerine uygun sonlandırılan bölümlerdeki şarkılar da yerli yerindeydi. Kitaba dizi öncesi birazcık göz atma imkanım olduğundan da rahatlıkla söyleyebilirim ki, bizzat kitaptan yapılan alıntılar bile mevcut dizide. O ürkünç atmosferini yansıtmayı harika başarmışlar. Bilinçaltına işleyecek onlarca temayı iyi kotarmışlar. Eğer bir puan vermek gerekirse diziye, on üzerinden en az sekiz buçuk verilmesi taraftarıyım ben. Hatta daha fazlasının hiç zararı olmaz bile, yalnızca tüm sezon bitmeden o kadarına layık mı değil mi net bir nokta koymak istemiyorum.

Spoiler olmadan çok fazla diziye dair açıklama yapamayacağım, zira yeterince etkisine girdiğimden dolayı detaylarıyla anlatarak devam etmek istiyorum. Ama spoilersız son yorumlarıma şunu eklemeden de bitirmeyeceğim: Eğer bu diziyi izlemek istiyorsanız, ki muhtemelen bir göz atmak isteyenler olacaktır illa, güçlü durmanız şart. Gerçeklik savar o gözlüklerinizi ulaşabileceğiniz bir yere koymanız şart. Korkunuzu yenmeye çalışmanız şart. En önemlisi de, sabretmeniz şart.

handmaids-tale-650x323

Hulu’nun ilk üç bölümü bir anda yayınlamasının oldukça mantıklı bir adım olduğunun farkına varacaksınız; çünkü tek bir bölümle bütün olayın sertliğine hakim olmanız mümkün değil. Basit bir distopya hikayesi görünümünden, geleceğe endişeyle bakmanızı sağlayacak karelere dönüşmesi için üç bölümü de izlemeniz gerekiyor. Ama sahiden de izleyecekseniz, lütfen bunu kafa dağıtmak ya da boş düşüncelerle izlemek için istemeyin. Bilinçle bakmayı hedefleyin. Neler olduğunu görün. Ne anlatıldığını sentezlemeye çalışın. 

Eğer dizinin üç bölümünü de bitirdiyseniz veya spoiler almaya razıysanız, sizinle yazının buradan sonrasına devam edebiliriz. Geriye kalanlar için burası bir veda minvalinde…

Damızlık Kızlar ve Acılarını Taklit Eden Sahibeleri

dims

Offred, gerçek ismiyle June, bir anne; bu da doğurgan bir kadın olduğu anlamına geliyor. Baştaki otoriteler tarafından ele geçirilip elit insanların evlerine yollanan damızlık kadınlardan biri olan June’un o evdeki en önemli görevi, bir çocuk dünyaya getirebilmek. Bu görevi evin sahibi ve sahibesi yapamıyor, çünkü ne kadar deneseler de yöntemler sonuç vermemiş. Çareyi bu spesifik doğurgan kadınları her eve bir tane düşecek şekilde dağıtıp, onları ayinsel yöntemlerle hamile bırakmakta bulmuşlar.

Yalnız o kadar ilginç ki, başka kadınları kendi hayatlarında tamamlayamadıkları şeyler için kullanmalarına rağmen, sanki her şeyi kendileri yaşıyorlarmış gibi gösterebilmiş bütün bu ev sahibeleri. Kocaları, gözlerinin önünde bu damızlık kadınlardan birini hamile bırakırken, yaptıkları şey hizmetçinin kollarından tutup başlarına oturmak. Ya da daha ilginçtir ki, hamile kalan damızlık kızın doğum yapacağı sırada başının üstünde konumlanıp sanki bütün doğum sancısını kendileri çekiyorlarmış gibi ıkınarak çığlık atmaları… Her şey gösteriş bir bakıma. Acıyı başkası çekerken, kendileri kolay yoldan bir şeye erişiyorlar.

Bir taraftan üst düzey kadınların açısından önemli gibi gözüküyor; ama diğer taraftan ise kullanılan hizmetçilerin hayatının ne kadar da önemsiz olduğunu gözler önüne seriyor bu durum. Acınası, tek kelimeyle.

Kısıtlama Araçları #1: Şapkalar

2017%2F4%2F19%2Fae8f33e1-09cf-411e-887f-b47b825dc27e

Dizide ilk üç bölüm kapsamında açıklığa kavuşmayan tek şey buydu sanırsam: Hizmetçilerin taktıkları bu spesifik beyaz şapkalar. Kitaba bakma fırsatımın olması bana bu açıdan bir kolaylık sağlasa da, sıfırdan izleyenler için biraz soru işareti yaratmış olabilir. Neden o şekilde tasarlanmışlar? Cevabı basit: Kısıtlamak için. Offred’in kitaptaki anlatımıyla bu şapkaların amacını anlıyoruz aslında; başka bir şeye ilgileri kaymasın diye özel olarak tasarlanan bu kepler tam anlamıyla kadınları belirli çizgiler arasına hapsetme gayesinde. Bir ata, sırf başka gördüğü şeyler nedeniyle dikkati dağılmasın diye taktığımız gözlükler ile aynı mantıkta işlev gören bu başlıklar da, kadınların yalnızca başlarını öne eğip başka hiçbir şeye karışmamasını hedeflemek amacıyla tasarlanmışlar. Bu hizmetçilerin bir bakıma kendilerinden yüksek rütbeli kimseye doğrudan bakması bile uygun değilken, etraflarında kendilerini cezbedecek her türlü varlığın etkisini kısıtlamaya bu yöntemle karar vermişler. Oldukça basit ama sinir bozucu bir şey. Onca sınırlamanın en fiziksel olanından belki de; önemsiz görünümlü ama fazlasıyla vurucu.

Tecavüzcüyü İnfaz Eden Tecavüzcüler

Samira-Wiley-Moira-683x1024

Bu dünyada eğer bir kadınsanız -elit ev sahibeleri haricinde- yapabileceğiniz tek şey kurallara uyuyor gibi gözükmek. Öyle düşünmeseniz bile, onların istediğini yapmak istemeseniz bile bunları kendinize saklamak zorundasınız. Düşüncenizin değeri yok, ne istediğinizin değeri yok, nasıl biri olduğunuzun değeri yok: Yaşıyor olmanızın tek sebebi işe yarıyor olmanız. Sağlıklı bir çocuk dünyaya getiremediğiniz takdirde bile sümüklü mendil gibi atılıyorsunuz çöpe. İtaat etmediğiniz takdirde cezalandırılıyorsunuz. Dostunuz da olsa, ters bir durumu ihbar etmediğiniz zaman hamile olmanız dahi göz önünde bulundurulmadan elektroşoka maruz kalıyorsunuz. Bir adam, rızanız olmadan size tecavüz ettiğinde, bunun cezasını siz de çekiyorsunuz. Hadi bu kısmı biraz daha açalım.

Belki de dizide en vurucu sekanslardan biriydi bu anlattığım olayın yaşandığı kısım. Bir adam, Offred’in en yakın arkadaşı Moira’ya tecavüz ediyor. Kızların hepsi acil bir mesele için kocaman yeşil bir bahçede toplanıyorlar ve onların en önemli eğitmeni olan Lydia Teyze her şeyi açıklamaya başlıyor.

“Bu adam içinizden bir arkadaşınıza tecavüz etti ve bizim tecavüzcülere olan tutumumuzu bilirsiniz.”

hulu-handmaids-tale-featurette-pic

Bakın şu cümle kurgunun atmosferiyle öyle ironik bir şekilde zıt ki, size daha ne kadar kısa özetleyebilirim olayı bilemiyorum doğrusu. Bütün o kadınlara istekleri dışında zorla bir şey yaptıranlar: Onlar. Ev sahibeleri hamile kalamıyor diye bedenlerini zorla kullanan: Onlar. Bir adam bir kadına tecavüz etti diye doğrucu Davut’luk taslayan: Onlar. Aslında bir bakıma, o sahnede ölümüne uğurlanan adam, o otoritenin küçük bir simgesi. Otorite kendi kendine bir tecavüzcü. Her kadının hayatını taciz etmekte üstüne tanımıyor. Hepsini kullanıp atma konusunda bir numaralar. Ama gel gelelim ki, sırf öyle gözükmek için tecavüzcü bir adamı infaz eden yine onlar. Üstelik bu infazı da öyle bir kurnazlıkla yapıyorlar ki, sistemin kölesi olan herkes doğruyu yaptıklarını düşünmekten alıkoyamıyor kendini.

Tecavüze uğradığı için öldürülen Moira bir yana, tecavüzcüsünün ölümü Moira’nın diğer damızlık arkadaşlarının elinden oluyor. Yöntem basit: Bir tecavüzcü, kırmızı pelerinli hizmetçilerin her türlü saldırısına maruz kalmak zorunda. Lydia Teyze’nin bir düdüğü ile istediklerini yapmakta özgür olan kadınlar, diledikleri kadar kan dökmekte serbestler; ta ki bir sonraki düdüğe kadar. O sahnede görebileceğiniz baskı, dizi boyunca görebileceğiniz en ağırlarından biri. En yakın arkadaşına tecavüz etmesiyle ölümüne sebep olan adamı kendi elleriyle parçalamak isteyen bir Offred (June) hayal edin. Ne kadar kinle dolmuş, ne kadar öfkeye bulanmış bir halde… İçinde birikmiş otorite karşıtı duygular, bir adamın infazında vahşi bir şekilde patlayıveriyor. Kan, vahşet ve nefret hep bir aradayken, o sahneyi izlemek izleyicilere büyük bir rahatsızlık veriyor. Çünkü gerçekler ve dayatılan yalanlarla iç içe geçmiş bir sürü olgu artık kabullenemeyeceğiniz ve belki de sahip olduğunuz tek haykırma yöntemi olan bu infazda birleşiyor. Korkutucu, vurucu ama sapına kadar gerçek…

Son Söz – İnsan İnsana Bunu Yapar Mı?

23HANDMAIDSJP1-master675

Hulu bünyesinde izlediğim ilk dizi falan olabilir The Handmaid’s Tale. Hatta öyle ki, diziye yegane başlama sebeplerimden biri de Yvonne Strahovski idi. Bazen tek basit bir sebebin harika şeylere sonuç verdiğini görmek beni mutlu etmiyor değil hani. Klasik bir distopya dizisi beklerken daha fazlasını almak beni rahatsız edici ölçüde memnun etti. Bu kadar iyi olmasını beklemiyordum, sahiden de. Psikolojik baskı namına her şeyi üzerime mancınıkla fırlattı bu yapım, helal olsun. Diziyi sıcağı sıcağına izleyip yazmak ve sindirip yazmak arasında çok gidip gelsem de, biraz daha farklı şeylere yöneldikten sonra bu yazıyı ele almaya çalıştım. Sonuç olarak hala etkisinden kurtulamadığım için, her ayrıntısını tartışmaya çalışıp aslında hiçbir şeyini tartışamadığıma karar verdiğim bir ürün çıktı ortaya. Konuşacak şey bol, ele aldığı sistemi gömecek konu çoğunlukta; diziden beklediğimden de fazlasını almam ise tam anlamıyla bir başarı örneği. Her bir konu başlığından ayrı bir yazı bile çıkar, o denli detaylandırılabilecek seviyede kurgusu var.

Bu şekilde edebi eserlerden uyarlanan yapımlar son derece kritik pozisyondalar aslında. Eğer işi kotaramazlarsa tarih boyunca berbatlıklarıyla hatırlanıyorlar. Üstüne üstlük, uyarlandığı eserin de etkisinde hafif bir dalgalanma yaşamasına sebebiyet veriyorlar. Fakat Hulu, Margaret Atwood’un ne anlatmaya çalıştığını son derece iyi anlayıp ekranlara mükemmel seviyede bir işle taşımış, bundan dolayı ayrıyetten bir övgüyü hak ediyor. Daha ilk üç bölümden 8,5-9 gibi bir notla giriş yaptığım dizi, kalan yedi bölümde de vahşeti, baskıyı ve umutsuzluğu bir üst seviyeye taşıyacak diye umuyorum.

Oyunculuklar için ne kadar uzun methiyeler düzsem gerçekten bilemiyorum. Her biri ayrıyetten tebrik edilesi. Alexis Bledel’inden tutun Max Minghella’sına, Elisabeth Moss’undan Yvonne Strahovski’sine hepsi birer pırlanta. Özellikle Strahovski’yi böylesine nalet bir kadın rolünde bile başarılı bulacağımı hiç düşünmemiştim, resmen bir kez daha çarpıldım kendisine. İnanılmaz sahiden de.

26handmaidcircle-master675

Aslında bir sonraki bölümü beklemek ne denli akıl karı bilmiyorum. Son derece rahatsızlık verici gerçeklerle dolu bir dizi. Kitabındaki o boğucu ve baskıcı havayı o kadar iyi yansıtıyor ki, korkmamak elde değil. Üzerine düşünmemek ise namümkün. Her geçen bölümde gösterdikleri flashbackler ile daha rahat kavradığımız bu distopik dünya gerçeklikten o kadar da uzak değil. Acı ama doğru.

E bir de son olarak hiçbir şekilde vuruculuğu gizlemeyen yönetmeni de tebrik edelim. Her anlamdaki acıyı tüm çıplaklığıyla göstermişler kendileri; kan olsun, acı olsun, dayak yeme olsun, idam edilme olsun, ayinsel çiftleşmeler olsun… Her bakımdan kusursuz bir anlatım.

Psikolojik baskı kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksınız arkadaşlar. İzlerken triplerden triplere girsem de bir sonraki bölüm için kıvranmadan da edemiyorum. Demek ki gerçekler yüzümüze vurulduğunda oluşan bağımlılık böyle bir şeymiş…

Siz ne dersiniz peki distopya geekleri? Dizi nasıl olmuş: İyi ya da kötü? Sizce izlemeye değer mi? Bütün yazı boyunca o kadar lanet şeyleri anlatmasına rağmen övdüğüm bu yapım ne denli yorumlar hak ediyor? Üzerine daha konuşalım mı? Neleri tartışalım? Her bölüme özel inceleme ister miydiniz? Yorumlarda aklınıza gelen her şeyi yazın, bekliyoruz bak!

Berna Ece Gündüz

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Tüm yazıları (523)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.