Steve Jobs denince pek çok insanın aklına Apple geliyor. Ancak bir zamanlar Steve Jobs, Apple’a geri dönüşünü bile borçlu olduğu bir markaya sahipti: Pixar. Evet, hani şu tüm dünyanın çok sevdiği animasyon filmlerinin yaratıcısı olan şirket. Steve Jobs ve Pixar hakkında anlatılabilecek uzunca bir hikâye var ve bence bu hikâye, Jobs’un Apple ile kazandığı ünden daha ilginç.

Pixar ile olan hikâyemize başlamadan önce, Jobs’un Apple ile olan geçmişine biraz değinmek gerek. Steve Jobs, bildiğiniz üzere Apple şirketinin kurucusu. Birçok insana göre de kendisi dünyanın en popüler girişimcilerinden biri. Tarihler 1976’yı gösterdiğinde, arkadaşı Steve Wozniak ile evinin garajında ilk Apple bilgisayarını geliştirdi. Bundan yaklaşık on yıl sonra da, yaşadığı bir tartışma sebebiyle kurucularından biri olduğu Apple şirketinden, yönetim kurulu kararıyla ayrıldı. İşte tam da bu noktada, Steve Jobs’un Apple’a geri dönüşüne kadar olan o on iki yıllık süreçte başka bir serüven başladı. İlk olarak NEXT Computer adındaki bilgisayar ve yazılım şirketini kurdu. Ayrıca birkaç bilgisayar mühendisiyle birlikte bir de görsel efekt ekibi kurdu: The Graphics Group.

İşte tam da burada hikâyemize bir virgül koyuyoruz ve George Lucas’ın bu hikâyedeki rolüne geliyoruz. George Lucas, ilk Star Wars filmi A New Hope’u 1977 yılında insanlara sunduğunda, inanılmaz ilgi görünce serinin bir sonraki filmi olan The Empire Strikes Back için yeni bir girişimde bulunur. 1979 yılında, filmin görsel efektlerini yaptıracak daha kapsamlı bir ekip arayışına girer. Bu arayış sonucunda da içlerinde Steve Jobs’un da bulunduğu birkaç bilgisayar mühendisinin oluşturduğu The Graphics Group adındaki ekibi bulur. Bu ekibi Lucasfilm’in bilgisayar bölümü olarak bünyesine alır ve birlikte çalışmaya başlar. Ortaya çok başarılı sonuçlar çıktığından dolayı da oldukça memnundur.

Ancak 1986’da, George Lucas ekonomik olarak büyük bir daralmaya girer. Bu zararı karşılamak için de The Graphics Group’u satmaya karar verir. İlk başta Steve Jobs 10 milyon dolarlık bir teklifte bulunur ancak Lucas bu teklifi, istediğinden çok daha az olduğunu belirterek reddeder. Zaman içerisinde Lucas birçok firmaya teklifte bulunur ama The Graphics Group, hiçbir firmanın ilgisini çekmez. Sonrasında da Lucas, çaresizlikten dolayı dönüp dolaşıp Jobs’un teklifini kabul eder. Böylelikle The Graphics Group görsel efekt ekibi, Steve Jobs tarafından satın alınmış olur. Üstelik George Lucas’ın istediği miktarın üçte birine.

Koyduğum virgülden hikâyeme devam ediyorum. Steve Jobs görsel efekt ekibini satın almasından sonra, Edwand Catmull ile birlikte bu ekibin adını Pixar olarak değiştirir ve bir animasyon stüdyosu kurar. Pixar isimli bu stüdyo zamanla pek çok inovasyona imza atar. Bu inovasyonlardan ilki de, 1986 yılında yaptıkları Pixar Image Computer ismindeki bir bilgisayardır. Bu bilgisayar zamanının en güçlü donanımları kullanılarak bir araya getirilmiştir ve güçlü olmasının yanında çok da pahalıdır. Sadece 135.000 dolarcık kadar pahalı. Bakın 1986 yılından bahsediyorum, bu para günümüzde bile çoğumuzun eline geçse muhtemelen havalara uçarız ki günümüzde bu değer yaklaşık 285.000 dolara karşılık geliyor.

Peki Steve Jobs ve Pixar ekibi neden bu kadar pahalı bir işe girişmişti? Çünkü mevcut donanımlarla istedikleri görüntüyü, animasyon ve efektleri hazırlamak çok zordu ve teknolojinin limiti bu animasyonlar için yeterli değildi. Dolayısıyla da yüksek miktarda bir donanım inşa ederek Pixar Image Computer’ı ortaya çıkardılar. Bu bilgisayarın temel işlevi, görselleri tarayarak bu görsellerden üç boyutlu görüntüler ortaya çıkarmaktı. Bunu çok da iyi yapıyordu aslında. Hatta şirket, bilgisayarlarının gücünü göstermek için Luxo Junior adında bir kısa animasyon film bile yayınladı. Hazırlanan animasyon öylesine kaliteliydi ki bugün bile izleseniz, “Yahu 1986 yılında böyle bir animasyon nasıl yapılmış olabilir?” diye bir düşünürsünüz.

Pixar, ilk olarak bu bilgisayarı çeşitli kullanım amaçları için pazarlayarak kazanç elde etmek istedi. Ancak sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, 1986 yılında bir bilgisayar için 135.000 dolar ödemek pek çok kişinin yapmak isteyeceği bir şey değildi ve Pixar Image Computer, birkaç yüz adet bile satamadı. Bu bilgisayarın üzerine şirket iki bilgisayar daha çıkarsa da istenilen başarıya ulaşılamadı. Tabii bu sırada şirket para kaybediyordu ve geleceği hiç de parlak görünmüyordu. Kurucu Steve Jobs bile, zaman zaman şirketi satmayı düşündü. Ancak bu fikir hiçbir zaman gerçekleşmedi ve Steve Jobs, şirketi kendi cebinden 50 milyon dolar destek vererek batmaktan kurtardı.

Bu sırada, Pixar animasyon stüdyosu yeni bir animasyon filmi yapmıştı. 1988 yılında yapılan Tin Toy ismindeki bu kısa animasyon film, en iyi kısa animasyon Oscar ödülünü kazandı ve bu ödülü kazanan bilgisayarla yapılmış ilk filmdi. Bu animasyon sayesinde Pixar, bilgisayar satışa çıkarma fikrinden vazgeçti ve ellerindeki teknoloji tamamen animasyonlarda kullanılmak üzere, şirketin donanım bölümü kapatıldı. Şirket, bundan böyle sadece animasyon ve animasyon geliştirme yazılımları üzerinde çalışmaya başladı. Ancak bu yeni girişimler de şirketi ekonomik olarak kurtarmaya yetmedi; aa ki 1991 yılında, Disney ile bir anlaşma yapana kadar.

Bundan öncesinde yazılım anlamında Pixar’ın zaman zaman desteğini almış olan Disney, Pixar’dan kendisi için üç film yapmasını istedi. Bu filmlerin gişesinden elde edilen paradan Pixar da payını alacaktı. 1995 yılında Pixar, bu filmlerden ilki olan Toy Story yani Oyuncak Hikâyesi‘ni insanların beğenisine sundu. Animasyon, dünya çapında büyük ilgi gördü, gişe rekorları kırdı ve dönemine göre animasyon kalitesi anlamında herkesi kendine hayran bıraktı.

Sonrasında yaptıkları her animasyon filmle hem insanların beğenilerini hem de ödülleri topladılar. Çünkü ortaya çıkan animasyonlar sadece çocukların değil, yetişkinlerin de ilgisini çekiyordu. Çünkü bu filmler, animasyon teknolojisinden hikâye anlatımına kadar her anlamda başarılı bulunuyordu. Bu görüşe siz de katılıyorsunuzdur diye düşünüyorum. Bugün birçoğumuz o eski animasyon filmlerini tekrar izlesek keyif alırız. Oyuncak Hikâyesi, Sevimli Canavarlar, Kayıp Balık Nemo, İnanılmaz Aile derken Pixar animasyon filmi yapmaya devam etti.

2006 yılına geldiğimizde ise hem Pixar hem de Steve Jobs için önemli bir gelişme oldu. Steve Jobs’un kurucusu olduğu Pixar Animasyon Stüdyosu, 7.4 milyar dolar karşılığında Disney’e satıldı. Tam da fakirin çenesini yoracak çoklukta bir değere. Bu satışın sonucunda da Jobs, Disney hisselerinin yüzde sekizini almış oldu. Steve Jobs, Disney tarafından satın alınıncaya kadar Pixar şirketinin CEO’su ve en büyük hisse sahibiydi. Ayrıca ölene kadar da Disney’in tüzel kişi olarak en büyük hisse sahibiydi ve aynı zamanda yönetim kurulu üyesiydi.

Yazının başında Steve Jobs’un, Pixar’a Apple’a geri dönüş bileti borçlu olduğundan bahsetmiştim. 1993 yılında Apple, 188 milyon dolar zarardaydı ve tarihinin en kötü zamanlarını yaşıyordu. Tabii ki bu sırada Steve Jobs’un Pixar ile yükselişi de dikkatlerinden kaçmamıştı. Pixar’ı satın alamadılar ama Steve Jobs’un kurmuş olduğu NEXT Computer şirketini satın aldılar ve Jobs’u da danışman olarak yeniden işe aldılar. Sonrasında bu unvan geçici CEO olarak değiştirilse de, Jobs’un şirkete yaptığı katkılar zamanla geçici ibaresinin de kalkmasına ve tekrar kurucusu olduğu şirketin CEO’su olmasını sağladı. Steve Jobs, bu yeni CEO döneminde Apple’da yılda sadece bir dolar karşılığında çalıştı. Hatta bu yüzden “En düşük maaşlı CEO” olarak da Guinnes Dünya Rekorları Listesi’ne bile girdi.

İşte Pixar, hem animasyon sektörünü hem de Steve Jobs’un kariyerini önemli ölçüde etkileyen bir şirket. Bunca şeyden sonra Pixar için, Steve Jobs’un Apple’dan daha kıymetli olan çocuğu desek yanlış olmaz sanırım? Hatta en kıymetli çocuğu bile denebilir, ne de olsa Apple’daki başarısının bir kısmını da Pixar’a borçlu.

Yazar

tasarımcı, fotoğrafçı, oyuncu, teknolojisever, soundtrack delisi. her türlü online mecradan ulaşmak için: @mfurkanakyuz

3 Yorum

Leave a Reply to Deniz Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.