İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Oyun 4 dk okuma

İşten Saat 6’da Çıkmaların Çağında: 2-3 Saat Sürmesine Rağmen Sağlam Hikayeler Anlatabilen 6 Oyun

J. H.
İşten Saat 6'da Çıkmaların Çağında: 2-3 Saat Sürmesine Rağmen Sağlam Hikayeler Anlatabilen 6 Oyun

Üniversiteden mezun olup çalışmaya başladıktan sonra net bir şekilde bir şeyi fark ediyorsunuz: Vaktiniz yok. Yok yani. Neresinden tutsanız günü bir türlü şekle şemale sokamıyorsunuz. Akşam 6’da işten çıkmaların çağında, hele ki İstanbul gibi bir yerden bir yere gitmesi en az 1 saat süren bir yerde yaşıyorsanız kendinize ayırdığınız vakit uyku sizi kapıp götürmeden önce en fazla 4-5 saat olabiliyor.

Eğer hayatınızın tutkusu sinema, kitap, çizgi roman gibi şeylerse yine de bir şekilde akıl salahiyetinizi sürdürebilecek oranda tüketim yapabiliyorsunuz, ama eğer gamer’sanız işiniz zor. Eskiden 15 saatten az oyunlara burun kıvırırken, birden bitmeyen Assassin’s Creed’ler, Dragon Age’ler dert oluyor içinize. Hasbelkader bir MMO’ya sardırdıysanız zaten unutun diğer oyunları. Günde oyun oynayacak 2-3 saatiniz var ve asla günceli yakalayamayacaksınız.

O yüzden böyle zamanlarda kısa oyunlar bir nimet. 5-6 saatlik oyunlardan bile söz etmiyorum, kıpkısa oyunlar bunlar. 2-3 saat süren, ama yine de sizi hikayesiyle vuran, atmosferiyle ihya eden, vaktinizi harcadığınıza tatmin eden oyunlar. Hazırsanız, gelin bunların 6 örneğini sayalım. Buyurun!

 

Gone Home

Gone Home

Eski BioShock yapımcılarının imzasını taşıyan Gone Home için çok fazla kişi, çok fazla yerde “oyun bile değil” dedi ama biz katılmıyoruz. Oyunun ne olup ne olmadığını tanımlamanın “ama ölemiyorsun, başarısız olamıyorsun” gibi şartlara bağlanmasına pek taraftar değiliz. Gone Home bizce düpedüz bir video oyunu ve her video oyunu gibi sizi birinin bedenine transfer etmeyi amaçlıyor. Bu amacına da dokunaklı bir hikaye örerek ulaşıyor. Bomboş bir evde, ses kayıtlarının peşinde dolaşıp hikayeyi tamamlamanız en fazla 2 saatinizi alacak, ama emin olun, değdiğini hissedeceksiniz.

 

Journey

Journey

Journey’nin listedeki diğer tüm oyunlardan büyük bir farkı var. Her biri tek kişilik tecrübeler, Journey ise multiplayer oynanması gereken bir şey. Journey’nin dünyadaki diğer tüm oyunlardan ayrılan noktası ise multiplayer bir hikayenin nasıl anlatılacağı ve nasıl “tahmin edilemez” faktörlerin öyküyü destekleyecek ögelere çevrileceği konusunda bir başyapıt oluşu. Dünyanın herhangi bir yerinden, tanımadığınız bir insanla birlikte çıkacağınız bu kısa yolculuğun sizi ne kadar vurduğuna çok şaşıracaksınız.

 

Limbo

Limbo

Limbo listemizdeki en uzun oyun. Eğer bulmacalarda takılırsanız, takriben 5-6 saat gibi bir sürede bitirme ihtimaliniz de var. Fakat bu tip verilerin saklandığı GameLengths sitesine 74 oyuncunun sağladığı sürelerin ortalaması 3 saat olarak gözüküyor ki buna katılıyoruz. O 3 saatte nasıl kuvvetli bir atmosfer yaşattığına dair şüpheleriniz varsa da oyunun herhangi bir ekran görüntüsüne bakmanızı salık veriyoruz. Kartposal gibi bir oyun Limbo, boşuna ardından gelen tonlarca oyuna ilham olmadı.

Little Inferno

Little Inferno

Little Inferno’dan daha önce zaten söz ettik. Kısa bir özet geçmek yine de gerek, ve onu da çok uzatmamak gerek: Little Inferno ufacık, kısacık, basit mi basit mekaniklere sahip bir oyun. Size belli başlı eşyalar geliyor ve siz onları şöminenizde yakıyorsunuz. Belli eşyaları spesifik şeylerle yaktığınızda kombo oluşturuyorsunuz ve hikaye böyle ilerliyor. Çok saçma geliyor kulağa ama Little Inferno sizi içine muhteşem görsel dili ve sanat tasarımıyla çekiyor başarıyla. Sonra yaşadığınız finali anlatmak için, kelimeler yetmez zaten.

 

 

Portal

Portal

Portal resmen 80’ler ve 90’ların oyunu kodlarken geçirecekleri birkaç saatten başka kaybedecek bir şeyi olmayan geliştiricilerine çakılmış bir selam gibiydi. O zamanlarda her şeyi tek başınıza yapabildiğinizden, ihtiyacınız olan tek şey orijinal bir fikirdi ve insanlar koskoca bir sektörü milyonlarca daha önce duyulmamış fikirle kaldırdılar. Uzun süre “sen bir silahsın gidiyorsun” ve “sen bir kumandansın götürüyorsun”‘dan başka bir şey göremeyecekmişiz sanarken bir anda Portal çıktı karşımıza. 1.5-2 saat sürüyor olabilirdi, mühim olan şeyi, yani yenilikçi olmayı o kısa sürede başarabiliyordu zaten.

 

The Stanley Parable

The Stanley Parable

The Stanley Parable için de çok “oyun mu bu?” dendi. Densin, sorun değil. Stanley Parable’ı sevenler, karşılarındaki şeyin oyunların metasıyla ilgili soruları harika bir mizah anlayışıyla soran bir muziplik abidesi olduğunun farkındaydı. Stanley Parable’ın pek çok sonu olduğundan, aslında listemizdeki hem en kısa, hem de en tekrar oynanabilir oyun, zira bazı sonları 2 dakika içerisinde de görmeniz mümkün. Ama her sonu bulmaya çalışmak, “oyun” dediğimiz şeyin sınırlarını hem Stanley Parable’ın hem de zihnimizin içinde zorlamak dünyanın en tekrar edilebilir keyiflerinden biriydi bence.

J. H.

Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.

Tüm yazıları (1579)

Bunlar da ilgini çekebilir

1 yorum

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.