Edebiyat, yapısı ve görevi gereği birçok teknik ile ifade edilebilme fırsatına sahip. Elinize aldığınız kitabın genelde anlatıcısına göre bir türün belirlendiği birçok yazım tekniği, aynı zamanda o sayfaların mensup olduğu dönemi de net çizgilerle belirlemektedir. Didaktik anlatım mı? 17. yüzyıl. Hicivle karışık roman tekniğinin benimsenmesi mi? 18. yüzyıl. Duygulara çok daha fazla yer veren bir akım mı? 19. yüzyıl. Savaş sonrası travmaların etkisi mi? 20. yüzyıl.

Öyle ya da böyle, her dönemin kendine ait bir türü ve anımsatıcı tekniği var aslında. Sosyo-kültürel koşullar, yeni türlerin doğmasına ve yeni tekniklerin hayat bulmasına önayak olur. Bu noktada da, o çok sevdiğiniz türler ortaya çıkmaya başlar. Buna fantastik yazından şairane anlatıma kadar birçok örnek sıralanabilir.

Ancak günümüze kadar yazılı anlamda gelen edebi eserlerin belki de en insancıl ama en zor anlatım tekniklerinden biri var ki, muhtemelen her okuyucuya hitap etmemesi ile kendine özel bir tür muamelesi görmemesi işten bile değil. O tekniğin adı: Bilinç akışı tekniği.

Bilinç Akışı Tekniği Nedir?

stream_of_consciousness_sketch_2_by_tbatesmtsu-d5nag0v

Öncelikle bilincin ne olduğunu konuşmamız şart bu noktada. Zira bir insan olarak en çok aşina olduğumuz ama bir türlü net bir açıklama getiremediğimiz kavramlardan biri bu bilinç denen şey.

Bilinç dediğimiz şey suya benzer. Akar gider, önünü alamazsınız. Tıkanacak gibi durduğu yerde bile kendine bir imkan bulur, yolunu ilerletmeye devam eder. Hiç olmadı olduğu yerde yükselerek taşma yolunda büyür de büyür. Asla bitmeyen ve sonsuza dek devam edebilme yetisine sahip bir kavramdır bir bakıma. Eğer kökünün kurumasına sebep olacak radikal zararlar verilmediyse yapısına, hep bir şekilde var olmaya devam eder.

Bilincimizi bir suya benzetmemizin ve sürekli hareket halinde olduğunu söylememizin sebebi ne peki? Çünkü durdurulamaz bir güç olarak var olmakta kendisi. Misal, hiç alakası olmayan şeyleri inanılmaz kısa bir süre içinde bağlayabildiğinize ve birden o konuya nasıl atladığınıza şaşırdığınız olmadı mı? Beş saniye evvelinde mutfakta gördüğünüz küçücük bir tuzluğun şeklinden direkt olarak geçen hafta kuzeniniz ile yolda gördüğünüz komik bir anıya ani bir geçiş yapmadınız mı mesela? Ya da ne bileyim, annenizin size ne kadar dağınık bir odanız olduğunu söylediği o milyarıncı kez, evden ayrıldığınızı ve evlenip çocuk sahibi olduğunuz yıllarda asla böyle bir şey yapmayacağınızı çünkü bizzat kendinize yapılmasından hoşlanmadığınızı; ancak gelecek yılların ne getireceğinden emin olamadığınız için belki de robotların çocuğunuz yerine yapacağı temizlikler sebebiyle böyle bir derde dahi gerek kalmayacağını düşünmediniz mi hiç?

1a2

Şu örneğini verdiğim şeyler, o kadar dar bir çerçevedeki akış ki aslında… Çünkü oturup zorla düşününce kendi kendine akması gereken bilincimin bana sunduklarını hemencecik sizlere aktarmak çok zor bir eylem. Beynimin milisaniyeler içinde yapabildiği bu sürüklenmeyi insani hızımın ve kabiliyetimin yettiği bir sürede başkalarına aktarmaya çalışmak, resmen zihnime ettiğim bir hakaret gibi. Klavyedeki bir harfin üzerinde oluşan ufacık bir leke, üç saniye içinde seneler öncesinde yaşadığım kötü bir deneyimin odak noktası haline gelen travmatik bir anı haline dönüşebiliyor mesela. Ama bunu fiziksel anlamda aktarmaya çalıştığım vakit, işler sarpa sarıyor. Aslında anlatması yıllar alacak o zincirleme düşünme eylemi bile, şu an nasıl bir şey olduğunu açıklamak için yeterince zor. Tüm o yılları anlatmak, hayat hikayemi aktarmak, yaşadığım her duygunun kökenini söylemek, bir de o sırada yaşadığım bilinçsel akış ile bugünkü kırıntıya gelmemi sağlayan ayrıntıları sıralamak… Sonsuzluğa doğru uzanan bir sarmala dönüyor adeta. Evet, bir sarmal ama sonsuzluk kadar kocaman. Eğer ölümlü beynimiz bu kavramı tam olarak açıklayabilirse, bilinç akışı tekniği de tam olarak o zaman açıklanabilir hale gelecektir diye düşünüyorum.

maxresdefault

Başlıktan bu yana okuduğunuz her cümlede fark ettiyseniz henüz bilinç akışı tekniğini kendi cümlelerimle açıklamadım. Bilincin ne olduğunu anlatırken ona örnekler verdim ve aslında ne kadar karmaşık bir yapısı olduğundan bahsederken insani yeterliliğimizin sınırlarını zorlayan bir kavram oluşundan bahsettim. Ama ima etmek dışında asla net bir açıklama yazmadım. Yine de anlatmak istediğimi anladınız, değil mi? İşte tam da böyle arkadaşlar.

Bilinç akışı tekniği, bir düşüncenin başka düşünceyi, onun ise başka düşünceleri tetikleyerek sonu gelmez bir tükenmezlikte ilerleyerek asla dur durak bilmeyen bir beyinsel aktivitenin edebiyatta hayat bulmuş halidir. Bu yüzden de hala tüm sırları çözülemeyen beynimizin farkında bile olmadığı kadar kısa bir sürede gerçekleştirebildiği bir eylemin sözcükler, cümleler, satırlar ve paragraflar halinde bir araya gelip kitap şeklinde karşımıza çıkması ve anlayabilmemiz de en az açıklaması kadar zor. Beyninizin fonksiyonları hıza o kadar alışmıştır ki, bu evrimsel süreçte onu yavaşlatacak bir somutluk son derece ayar bozan bir şey haline geliyor haliyle. Bir milisaniyelik beyinsel fırtınanın on sayfalık edebi anlatıma dönüşmesi de, bu sebeple herkesin kolayca yutabileceği bir lokma olmadığını anlatıyor bizlere.

1 2
Yazar

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.