Bu yazıda yer alan kişi, kurum ve kuruluşlar tamamen hayal ürünüdür.

Adaleti ve adalet sistemini farklı kurgu eserler üzerinden, çeşitli yönleriyle ele almaya çalıştığımız yazı serimizin ikinci yazısına hoş geldiniz. Bir önceki yazımızda bir klasik eserden, Sefiller’den, “Adalet, merhamet midir?” sorusu ekseninde bahsetmiştik ve neticesinde, adaletin merhamet olmadığı; ancak merhametli olması gerektiği çıkarımına ulaşmaya çalışmıştık. Bu sefer biraz daha geek semalara giriyoruz ve yazımızın ana teması olan adalet kavramını Punisher üzerinden sorgulanmaya açıyoruz.

Punisher, takdir edersiniz ki, adaletin merhametli olması gerektiği çıkarımını tamamıyla ortadan kaldırabilecek bir karakter. Bu yüzden, ortaya belki de kafamızı tüm adalet ve merhamet bağlantılarından daha çok karıştırabilecek bir sorun atıyorum ve “Adalet, intikam mıdır?” diyorum.  Haydi başlayalım!

Punisher veya gerçek adıyla Frank Castle, (Castiglione mi deseydik?) Amerikan deniz kuvvetlerinde görev alan bir askerdir. Vietnam’da savaşmış, türlü türlü rezil savaş olayına tanıklık etmiş, savaşın sonunda kendi timinden tek kurtulan olmuştur. Savaştan gazi olarak dönen Frank Castle’ın ızdırapları ise gördüğü savaş ile bitmemiştir. Karısı ve çocukları, arkasında tanık bırakmak istemeyen bir mafya organizasyonu tarafından öldürülür. Buradan sonra ise Frank Castle gider, hepimizin az çok bildiği kuru kafa sembolüyle cezalandırıcı ismini alan Punisher gelir.

Şimdi, biliyoruz ki Punisher’ın tek bir hikâyesi yok. Gerry Conway, Gart Ennis gibi farklı kalemlerin elinden çıkan pek çok hikâyesi, sinema filmi, bilgisayar oyunları ve Netflix’ten çıkan bir de iki sezonluk dizisi var. Bunların arasında elbette farklar da bulunuyor. Bazılarında Punisher, Örümcek Adam ile beraber iş yapıyor, bazılarında Daredevil ile ters düşüyor, bazılarında ise orta yaşlarını geçmiş bir adam olarak daha gerçekçi bir hikâyeyle karşımıza çıkıyor. Biz, bir süper kahraman (veya anti-kahraman, düz-kahraman vb.) ansiklopedisi yapmadığımız için, işin bu kısımlarıyla ilgilenmeyeceğiz. Bizim odak noktamızı Punisher’ın adalet anlayışı şekillendirecek, dolayısıyla tüm bu uyarlamalardan herhangi birini değil, sadece gerekli noktaları kendimize kaynak alacağız.

Punisher’a Gelene Kadar…

436ad038ec55114dac4d2da74c389c8e

Mevcut adalet sistemini sorgulayan, sistemin olması gerektiği gibi çalışmadığı gerçeğiyle bir şekilde yüzleşen, sonunda da bu sistemi reddederek kendi adaletini arayan ve garip bir şekilde arkasında da otoritenin değil belki ama halkın desteğini toplayan ne ilk, ne de son karakter Punisher. Aynı sıralama ve aynı düzende biz bu karakteri belki de ilk olarak Robin Hood ile tanımadık mı? Şimdi villain veya anti-kahraman falan diyoruz ama pek çok kültürde aslında ta tek sayılı yüzyıllara kadar dayanan böyle bir tip mevcut. Daha bizden bir örnek isterseniz Köroğlu diyelim mi? Hatta ikisinin de bir “Ana bacı karıştırmayacaktın” sıyrılışıyla, benzer ailesel zararlar görmelerinden sonra kendi adaletini aramaya başladıklarını düşünürsek, Robin Hood’dan ziyade Köroğlu’nu daha önce sayabiliriz. Bu tip kahramanlara Eric Hobsbawm, “Sosyal Haydut” diyor. Sosyal haydutların ortak özellikleri ise hak savunucusu, adalet savaşçısı, intikam alıcı olmaları ve sıradan insanlarca sevilip, yardım görmeleri. Punisher’ı ne oranda bu kategoriye sokabiliriz, bunu da yazının son kısımlarında tartışmak üzere bir not olarak bırakıyorum.

Anlaşılan o ki hemen her çağda ve hemen her coğrafyada bu sorunları bizim yerimize, çoğunlukla da meşru olmayan yollarla çözebilecek olan bu tip kahramanları seviyoruz ve destekliyoruz. Bunun en bilinen sebebi, insanlık olarak uzun zamandan beri adalet ve adalet sistemleriyle ilgili sorunlarımızın olması olsa gerek.

Bir dereceye kadar anlaşılabilir ve işin açığı (özellikle de işin içine adaleti sağlamakla görevli olan kimselerce yapılan usulsüzlükler, sınıf-cins-türe bağlı ayrımcılıklar, işlenen suçu cezalandırmanın yanından yöresinden geçmeyen kararlar girdiği zaman) makul bulunabilir bir durumdan bahsettiğimizi düşünüyorum. Fakat işin içine Frank Castle gibi zaten çok da meşru olmayan yolları bir adım daha ileri taşıyıp şiddetin boyutlarını ucu bucağı olmayan bir düzeye çeken ve adaleti ancak burada gören karakterler de girmeye başladığı zaman, gerçek hayatımızla kurgu zevklerimiz çatışmaya başlıyor.

Adalet Mi, İntikam Mı?

Doctor Strange - The Punisher - Magic Bullets Infinite Comic 001 (2016)1 GetComics.INFO

Burada tutup da size Punisher’ın çizgi romanlarda veya diğer uyarlamalarında neler yaptığı hakkında nutuk çekmeyeceğim elbette. Aranızda bunları benden kat kat daha iyi bilenlerin olduğunun tamamen farkındayım. Konumuzla ilgili olarak sadece Frank Castle’ın adalete bakışını örneklemek istiyorum.

Punisher, adalete güven duymayan ve çoğu insanın da adalete ve yasalara karşı saygı ve sorumluluk beslemediklerini düşünen bir karakter diyebiliriz. Bu yüzden kendi adaletini kendisi sağlamayı seçiyor. Kendisini adalet savunucusu olarak görüyor demiyorum, adaleti sağlayabilecek bir araç olarak görüyor daha çok. Adaleti sağlamak için çaba harcayan hukuk sistemi ve yasalar gibi diğer araçların görevlerini yerine getirmekte başarısız olduğunu düşünüyor, bu yüzden de işleri kendi eline alıyor. Çünkü kendi ifadesiyle insanlar yasaya gülebilirler, yasayla dalga geçebilirler ancak bunu Punisher’a yapamazlar.**

Frank Castle ne kadar adaleti sağladığını savunursa savunsun, yaptığı şeyler, adaletin lügatimizdeki tanımına pek uymuyor. Onun eylemlerini tanımlayan başka bir sözcüğümüz var: İntikam.

Biliyorum, biliyorum, Punisher intikam almadığını söylüyor. Ona göre yaptığı şey, yasaların yetersiz kaldığı anlarda, doğal adaleti sağlamak için yasaların dışında hareket etmek. Bununla intikamı kastetmediğini belirtiyor, çünkü ona göre intikam, geçerli bir eylem değil. İntikam, sadece insanları provoke eden eylemlere verilen adi ve duygusal bir cevap. Söyleme bakınca iyi, hoş ve intikam almıyormuş gibi gözüküyor ama pratikte öyle değil sanki?

Bakın teyit ediyorum; intikam veya öç’ün lügatimizdeki anlamı şu: “Kötü bir davranış veya sözü cezalandırmak için kötülükle karşılık verme isteği ve işi”. Diğer dillerde de kelime için verilen anlam farklı değil. Şu bilginin ışığında sorarlar sana Punisher, kendisine cezalandırıcı denen biri olarak, sana yapılan kötülükleri nasıl cezalandırıyorsun? Aileni öldürenleri öldürmeyecek misin? Vietnam’da bir kadına tecavüz eden askeri, suda boğmayacak mısın? Ha maydanoz demişsin, ha maydonoz; dil bilgisi haricinde bu ikisinin halk nazarında karşılığı aynı sebzedir.

Şu halde Punisher’ın intikam almadığını iddia edebilmek için elimizde somut kanıtımız yok. Öte yandan, Punisher’ın lügatinde adalet ve intikam aynı şey olabilir mi? Bir adım öteye alalım, adalet ve intikam aynı şey gibi görünebilir mi? İşte burasını konuşabiliriz.

Adalet ve İntikam

The-Punisher-going-crazy-in-Marvel-Comics

Gelin baştan anlaşalım: Punisher’ın tırnak içerisindeki adalet anlayışı kesinlikle yargısız infaz ve insan haklarını gözetmeyen bir cezalandırma biçimi. Mahkemelerce idam cezasının verilebilirliği tartışmaları filan bir yana dursun, Punisher en başından “Suçluysan, ölüsün”* diyor. Üstüne bir de Punisher’ın elinden gelen ölümün asla merhametli olmadığı, mümkünse olabilecek en acılı yollarla gerçekleştirildiğini görüyoruz. Şu hâlde azıcık idam karşıtı olan, azıcık insan haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini düşünen ve azıcık işkenceden yana olmayan insanların hiçbirinin Punisher’ı zerrece onaylamaması gerekirdi.

Punisher, kana susamışlığımıza, bastırdığımız şiddet eğilimlerimize veya ilkel benliğimize mi sesleniyor? Ego ve süperegosu yeterince gelişmemiş, ilkel dürtüleriyle aramızda dolaşmaya devam bazılarımız için cevap sadece bu olabilir. Diğer kısmımız içinse işlerin buna ek olarak başka şeylerle de ilgili olduğunu düşünüyorum. Punisher’ı veya ona benzeyen kahramanları seviyoruz; izlemek, desteklemek istiyoruz çünkü zaman zaman hepimiz biraz adalet ve intikam ikilemesinde kalıyoruz.

Modernleşiyoruz, medenileşiyoruz, anayasalar ve evrensel hukuk değerleri üzerine tartışıyoruz. Normal zamanlarda beynimiz (tam olarak ‘prefrontal dorsolateral korteks’imiz) olması gerektiği gibi çalışıyor ve adaletsizlikle karşılaştığımızda suçluluk derecesine, verilen zararlara, insan haklarına, işkence yapılmaması gerekliliğine, otoritelere, koyulan yasalara güvenmeye, karmaya, ilahi adalete falan yoğunlaşabiliyoruz. Hatta bunlara aksi durumlarda, mesela bir kan davası söz konusu olduğunda, “Kimse kendi adaletini kendi sağlayamaz” diyerek ilk biz itiraz ediyoruz. Fakat gel gör ki, kendimizi vicdanımıza yüklenen büyük bir suç karşısında bulduğumuzda, mesela toplumsal bir travma yaşadığımızda ilk kitlesel tepkimiz “İdam getirilsin”, ikincisi de “Hapse atsınlar da orada cezasını kessinler” oluyor.

Adalet ve intikam, çoğu zaman insanları ikileme düşürüyor. Kan davası, her ne kadar güç dengelerinin de bir sembolü olsa bile temelinde “O bizden birini öldürdü, bizde ondan birini öldürelim” düşüncesinin yani intikamın bir yansıması. Bunu bildiğimiz için ve bunu yanlış bulduğumuz için kan davaları olmasın, adalet hukukla tecelli etsin istiyoruz. Ama bu noktadan bakıldığında, yukarıdaki kitlesel tepkilerimizin kan davasından bir farkı da kalmıyor. Birinin babasını öldüren kişiyi öldürmek istemesinin; birine işkence eden bir suçlunun işkence görmesini veya birine tecavüz eden bir sapığın daha beterini yaşamasını istememizden hiçbir farkı yok. İkisi de intikam. Ancak kitlesel olarak sadece ikincisi, adalet duygusunu veriyor. Bu yüzden bazen adalet ve intikam, aynıymış gibi görünebiliyor.

Çok uç bir örnek oldu, çok hassas bir noktaya basıldı veya ben işkencenin hiçbir şekilde destekçisi değilim mi diyorsunuz? İnsanlara zulmeden bir lider, kanserden sürüm sürüm süründüğünde veya zenginden çalınıp fakire verildiğinde, adalet yerini buldu diye düşünmeyeniniz var mı peki?

Olan ve Olması Gereken

e0d40d7bee8cf3cd

Frank Castle kurgu bir karakter. Onun eylemleri, bizi kesinlikle bağlamıyor. O, adalet ve intikamı aynı şekilde görebilir, burası da onun sorunu. Kan davası ile birinin ettiğini aynıyla bulmasını istemek arasındaki fark aslında, Punisher ile bizim aramızdaki farkın ta kendisi. İstemek ve yapmak; düşünmek ile eyleme dökmek farklı şeyler.

Dönelim Punisher’ın bir “soylu haydut” olup olmadığına. Bana sorarsanız, Frank Castle’ın ailesi öldürüldükten sonra büründüğü kimliğiyle yaptığı hiçbir şeyin soylu bir tarafı yok. Daha ötesi, o da kendisini bir adalet savaşçısı olarak görmüyor zaten. Bir diğer nokta ise Robin Hood veya Köroğlu gibi diğer soylu haydutlardan da büyük farklarla ayrılıyor Punisher. Soylu haydutlar, çok nadir olarak şiddete başvururlar ve yeri gelince merhamet göstermeyi de bilirler.

Anayasa, toplumsal bir sözleşmedir. Punisher’ın eylemlerini bu açıdan değerlendirirsek, anayasadan gücünü almayan her şeyin hukuksal anlamda geçersiz olduğunu söylememiz gerekir. Davasında ne kadar haklı olursa olsun, yaptıkları adalet kapsamında değerlendirilemeyecektir. Doğru, Punisher yakalanana kadar intikamını almaya veya kendi adaletini sağlamaya devam edebilecektir, yer yer halktan da bu açıdan destek görecektir. Fakat işler olanı değil, olması gerekeni konuşmaya gelince değişir.

Çünkü Punisher, kendi adaletini sağlamaktan başka bir yolu en başından itibaren düşünmez. Başka bir yol aramaz. İster intikam, ister adalet diyelim; bu onun kasıtlı, planlı, tam teçhizatlı adam öldürdüğü gerçeğini de değiştirmez.

Yine de biraz şöyle düşünüyorum bunları yazarken; tutalım Frank Castle’ı, karısı ve çocuklarının intikamını almak isteyen ve kaybedecek başka hiçbir şeyi kalmayan biri gibi düşünerek gerçek dünyaya koyalım. Ailesi öldürülen bu adamın, şikâyet merciine sunabileceği bir kanıtı yok. Ortada işlenen bir suç var, birileri öldürülmüş ama katil belli değil yahut kendisi araştırmadıkça şüphelileri tespit etme şansı yok. Ayrıca yetkili mercilere ulaşmaya çalışacağı süreçte can güvenliği de yok.  Bu yüzden o, kendi adaletini kendi sağlamaktan başka bir şansa sahip değil. Hayatımızın her noktasında buna benzer davalar, suçlular, kurbanlar görüyoruz.

Böyle bir olayın muhatabı olan herkes gibi, olayların sonucunda, diyelim ki ailesinin katillerini öldürmekten yakalandığında ve hâkim karşısına çıktığında, muhtemelen neden cinayet işlediği sorulacaktı. Öyle veya böyle, Punisher da inandığı şeyi yani kendi adaletini kendisi sağlamak zorunda kaldığını, buna itildiğini söyleyecekti. Hukuk ve yargı için asla değil ama kendi adaletini sağlamaya çalışan Punisher için; ailesinin katillerini öldüren Punisher’ın perspektifinden adalet sağlanmıştır.

Çevremizde kurbanı veya tarafı olmadığımız çoğu olayda olduğu gibi, Punisher’ın hikâyesinde de seyirci durumdayız. İzlediklerimize adalet veya intikam duygularımız ölçüsünde tepkiler veriyoruz. Punisher ve benzeri hikâyelerde bu tepkilerin olanı şu: gerçek hayatta yasal olmayan şeyler, böyle kurgusal durumlarda verildiğinde, toplum tarafından kanıksanıyor ve alkışlanıyor. İntikam duygusu, burada serbest kalıyor ve adalet tesis edilmiş gibi hissediyoruz. Olması gerekeni ise gerçek hayatta buna benzer durumlarla karşılaştığımızda Punisher’dan nerelerde ayrıldığımızı, nerelerde ayrılmamız gerektiğini ve adaletin neden intikam olmadığını iyi değerlendirebilmek.

———

* “If you are guilty, you are dead.” – Punisher, 1987.

** “They laugh at the law, but they don’t laugh at me.” Punisher, Earth-616.

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.