İçeriğe geç
Müzik 12 dk okuma

Ne Olduğunu Anlayamadan: 2 Dakika ve Altındaki 20 Süpersonik Şarkı

Yiğitcan Erdoğan
Ne Olduğunu Anlayamadan: 2 Dakika ve Altındaki 20 Süpersonik Şarkı

Bazen bir şarkı üzerinden derdinizi anlatmak için uzun bir süreye ihtiyacınız olur. Kıtaların nakaratlara, nakaratların sololara, soloların outro’lara yavaş yavaş dönüşmesi; meramınızı anlatmak için uzun cümlelere başvurulması gerekir bazen. Genelde şarkıcılar ve gruplar aktarmak istedikleri şeyleri üç veya dört dakikada şekle şemale sokabilirler. Arada ise daha uzun, epik diye nitelendirilebilinecek şarkılara rastlarız; onlar on, on beş, hatta bazen yirmi dakikaya kadar varacak uzunluktadırlar.

Ama işte bazen, sanatçılar dertlerini iki dakikanın altına da sıkıştırabilirler. Şimşek gibi geçen, aniden başlayıp aniden biten şarkıların yeri de ayrıdır. Hap niyetine tüketilen bu şarkılar, bir anda başlar, bir anda biterler ama kendi içlerinde bir bütünlükleri vardır. Biz bu Pazar günü Geekyapar’ın gönlünüze nüfuz etmiş, kalbinizi çalmış şarkı listelerini bu kısa şarkılara adayalım istedik. Buyurun, karşınızda ne olduğunu anlayamadan biten, iki dakika ve altındaki süpersonik şarkılar. Uzunluklarına göre sıralanmışlardır. Karşınızda!

 

1. Pure Reason Revolution – I) Keep Me Sane/Insane

Pure Reason Revolution’ın tarzı çok nevi şahsına münhasırdır. İlk albümlerinde daha saf progresif bir tarzdalardı, ikinci albümlerinde ise halihazırda damarlarında olan o “romantik” tadı iyiden iyiye dışarı vurmuşlardı. Amor Vincit Omnia’nın ilk şarkısı, aynı zamanda listemizin de ilk parçası ve en kısa üyesi. Hepi topu 54 saniye sürmekte.

 

2. Cloud Cult – It’s What You Need

Cloud Cult hakkında konuşmak için o kadar uzun süredir bir bahane arıyordum ki, inanamazsınız. Amerikalı grubun insana verdiği enerji ve resmen ruhunuza sıktığı yaşam enerjisi neredeyse başka herhangi bir grupta yok. It’s What You Need de bu yaşam enerjisinin kısa, küçük bir özeti işte. Cloud Cult ne işe yarar diye merak ediyorsanız, It’s What You Need’de hissettiklerinizi hissetmeye yarıyor.

 

3. Down – Pray for the Locust

New Orleans’ın büyüsünden çıkan grupların her müzik türünde, her janrda yeri ayrıdır. Down da bunlardan biri. Pantera, Corrosion of Conformity, Goatwhore, Eyehategod gibi grupların üyelerinden toplanan Down’ın ilk albümü NOLA, türü bilen, sevenlerin rafında ayrı bir yerde durur. Onun içindeki Pray for the Locust’un da ağırlığı bambaşkadır. İki dakikalık şarkıları genelde güzel melodiler kurtarır. Pray for the Locust’ın da basit melodisi hakikaten çok güzeldir.

 

4. The Vaccines – Wreckin’ Bar (Ra Ra Ra)

The Vaccines’den daha önce de söz etmiştik. İlk albümleriyle bir anda İngiliz müzik camiasına bombalama dalan Vaccines’in o ilk albümü işte bu şarkıyla açılıyordu. Kısım kısım Sex Pistols / Clash döneminden güç alan, kısım kısım ise 50’ler ve 60’ların rockabilly tarzına sırtını dayayan müthiş eğlenceli bir parçadır Wreckin’ Bar.

 

5. Queens of the Stone Age – This Lullaby

Queens of the Stone Age’in Lullabies to Paralyze albümündeki This Lullaby’nin neredeyse Nick Cave’imsi bir tarzı vardır. Josh Homme ve saz arkadaşlarının ne kadar farklı müzik türleri arasında gidip geldiğini de gösterir. Bir anda gitarları kökleyip, kulağınızdan direkt beyninize giren Queens of the Stone Age, bir sonraki anda her şeyi bir kenara bırakıp, ruhunuzu yatıştırmaya oynar. Bir dakika yirmi iki saniyede anlatılamayacak bir bütünlük bu.

 

6. Eddie Vedder – The Wolf

Eddie Vedder Pearl Jam ile müzik tarihine geçecek albümler yaptı. Pearl Jam bünyesinde söylediği şarkılar milyonlarca insanın hayatlarına dokundu. Ama ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın, bundan yüz yıllar sonra da Into the Wild’ın soundtrack’i onun diskografisinde apayrı bir yerde duracak. Sean Penn’in insanüstü bir insan yıkma potansiyeline sahip olan filmine, insanüstü bir soundtrack yaraşırdı. Eddie Vedder da başından sonuna kadar bu görevin altından hayranlık uyandıracak bir şekilde kalktı.

 

7. Pink Floyd – Vera

Pink Floyd’un The Wall albümünde, hikaye boşlukların dolduracak çok fazla iki dakika ve altında şarkı vardır. Another Brick in the Wall Part 3, Goodbye Cruel World… Ama bir tanesini seçmemiz gerektiğinde neredeyse hiç düşünmedik. Vera Lynn’i hatırlayan var mı diye soran şarkı, o kadar vurucuydu ki çünkü… Pink’in duvar örüş hikayesindeki yeri bambaşkaydı. Ama en çok, bir şarkı içerisinden, şarkılara aldananların acısını yansıtabilmesi bambaşka bir başarıydı.

 

8. Soundgarden – Kickstand

http://www.youtube.com/watch?v=e8qcqXuZTcg

Soundgarden’ın Superunknown albümü bambaşkadır be! Başyapıt görünce anlarsınız ya hani? “Evet, bu apayrı bir albüm” dersiniz. İşte Superunknown’ın da grubun başyapıtı olduğu her halinden belliydi. Kickstand de bir anlamda, Superunknown’ı mümkün kılan punk rock kökenlerine bir saygı duruşuydu. Ama tabii, Soundgarden’ın tarzındaydı ve yine Chris Cornell’in inanması güç rock vokalleri şarkıya damgasını vuruyordu. Bitince başa bir daha alacağınız şarkılardan işte. Doyamıyorsunuz.

 

9. The Kooks – Seaside

http://www.youtube.com/watch?v=VbnvqCqz7_k

The Kooks’un 2006 tarihli ilk albümü Inside In/Inside Out böyle açılıyordu. İngiliz grubun üzerindeki peri tozunu da en iyi bu şarkı açıklıyordu. Seaside’ı bir kere dinleseniz, The Kooks’u niye sevmeniz gerektiğini anlardınız zaten. Britrock etkisiyse Britrock etkisi, eskinin alternatif gruplarından bir tutamsa, eskinin alternatif gruplarından bir tutam. Bir de üzerine açıklanamaz bir çekim, müzikal bir karizma.

 

10. Morrissey – Angel, Angel, Down We Go Together

http://www.youtube.com/watch?v=r391S7tTIME

Morrissey vurdu mu ağır vurur. O kalın, tok sesiyle girdi mi şarkıya, tünelin ucundaki ışığı kapatabileceğini siz dinleyici olarak çok iyi bilirsiniz. Onun ilk solo albümündeki Angel, Angel, Down We Go Together da böylesine ağır bir şarkıdır. Oturur, dinler, ışığı siz kendiniz söndürürsünüz. Arkadaki orkestranın ağırlığı ayrı koyar size, “Seni hayattan çok seviyorum” diyen Morrissey’in sözleri ise apayrı. Bir melek bulup bu şarkıyı ona söyleyesiniz gelir. Hayatınızda bir melek halihazırda varsa, zaten o zaman şarkı bambaşka bir yere gider, sizi de yalnız bırakır.

11. Kasabian – Apnoea

Kasabian’ın ikinci stüdyo albümü Empire, genel Kasabian külliyatında belki de en zayıf kalan iştir. Ama yine de o albüm, grubun konserlerinde kendine yer bulacak pek çok klasik üretmiştir. Apnoea bu klasiklerden biri değil, ama inanın, Kasabian’ın gücünün iki dakika altındaki açık ara en iyi göstergesi. Elektronik rock’a inanmıyorum ama Kasabian diye bir şey var. Var gerçekten! İddialıyız, Apnoea onların hakkı yenen klasiklerinden biridir. O kadar iyi, cidden.

 

12. The White Stripes – Fell in Love with a Girl

İlla ki “2 dakika ve altındaki şarkılar” diye bir başlık görünce bir noktada Fell in Love with a Girl bekleyerek girdiniz listeye. Buradaki yeri en baştan beri hazırdı zaten. The White Stripes’ın iki dakika altında pek çok şarkısı var. Ama neredeyse hiçbiri Fell in Love with a Girl’in seviyesine erişemedi. The White Stripes’ı “Detroit’te bir grup” seviyesinden “Olum duydunuz mu Detroit’li bir grup varmış, çok iyiler lan!” civarına tek başına çeken şarkının klibi de apayrıdır, Gondry reise şapka çıkartır.

 

13. The Smiths – Please, Please, Please Let Me Get What I Want

http://www.youtube.com/watch?v=GiqOsKngc-c

Tamam, Morrissey’e zaten yer verdik. Ama tutup Smiths’in bu klasiğini nasıl yadsıyacaktık? Aslen başka bir şarkının B-tarafı olan Please, Please, Please Let Me Get What I Want o kadar muhteşem ve o kadar dokunkalıydı ki, grup bu yönde hiçbir çaba göstermemesine rağmen bir anda kendi başına parıldadı. Bugün onun b-tarafında durduğu single pek hatırlanmaz, namı da geçmez. Ama Morrissey ve biraderlerinin içten, üzgün ve kırık sitemi grubun en kilit işlerinden biri olarak görülür. Öyledir de zaten…

 

14. Menomena – Running

Amerika’da indie rock dediğin zaman ilk önce Portland’a bakacaksın. Seneler içerisinde indie dünyasına onlarca sağlam grup kazandıran Oregon şehrinin bir mezunu da Menomena’ydı. Grubun 2007 tarihli Friend and Foe albümü bambaşkadır. O albümün içerisinde de pek çok epik klasik barınır. Running de bunlardan biridir, çünkü grubun perküsyon ağırlıklı, neredeyse marşa varacak denli ritmik tarzını muhteşem yansıtır. Kısadır, ama akılda kalır.

 

15. Nine Inch Nails – The Frail

http://www.youtube.com/watch?v=23BpU8ZrGAc

Ah, The Fragile ah. Kaç nesli çürüttün sen? Trent Reznor’un tek kişilik dev ordu rolünü üstlendiği Nine Inch Nails’in 1999 çıkışlı çift albüm, resmen bir efsane yuvasıydı. O albümden çıkan neredeyse her single, “karanlık” olmak isteyen fragmanlarda kendine yer buldu, kendisini mutsuz hisseden ve bu duruma hem üzülen, hem de öfkelen milyonlarca gence bir çıkış noktası oldu. The Frail de işte, o şarkılar arasında, sizi gerçekten bir yerden alıp, diğerine taşıyabilenlerden biriydi. The Fragile’ın üçüncü şarkısı, kopup götürürdü sizi. Siz de hiçbir şey yapamazdınız.

 

16. Radiohead – I Will (No Man’s Land)

Hail to the Thief bir yolculuktur. Bunu böyle bilin. 2+2=5 ile başlar, The Wolf at the Door ile biter. Arada bir yerde de verdiği bir mola vardır. Albümün onuncu şarkısı sıralarında, her şey durur ve bir anda siz Thom Yorke’un asit vokalleri ile Jonny Greenwood’un felç edici gitar ritmleri arasında kalırsınız. Yorke söyler, Greenwood çalar, siz de dinlersiniz. Radiohead’in en iyi yaptığı şey, beklenmeyene ulaşmaktır. I Will de Hail to the Thief’in tam ortasında, bir anda size hiç beklemediğiniz bir kapı gösterir. İçinden geçer, albümün kalan şarkılarına bir başka gidersiniz.

 

17. The Beatles – She Came in Through The Bathroom Window

The Beatles’ın kendi sınırlarını silip, çok daha uzak yerlere tekrar çizdiği albüm Abbey Road’ın bir parçasıdır She Came in Through The Bathroom Window. Ne sözleri, ne de halihazırda garip olan şarkı başlığı pek bir anlam ifade etmez, ama enerjisi, özgüveni deli gibi yüksektir şarkının. Bu arada sözleri de hakikaten banyo penceresinden Paul McCartney’nin evine girmiş bir hayrandan esinlenilmiş. Kız McCartney’nin evine girip, pantolonlarını falan denemiş kendi kendine. Beatle olmak böyle bir şeymiş demek ki; zorla evine girsinler, sen ondan bile şarkı çıkartabil…

 

18. Eagles of Death Metal – The Ballad of Queen Bee and Baby Duck

Eagles of Death Metal garip grup. Bunu daha önce söylemiş miydik? İsimlerine rağmen ne death metal, ne de eagles ile alakaları olmayan grubun şarkılarını bir buçuk kilometre öteden çok kısık bir radyodan çalsalar bile tanırsınız. Bir de isimlendirmeleri var tabii. Kraliçe Arı ve Bebek Ördeğin Baladı nedir arkadaş? Tam deli işi değil mi? İşte delilikle dahilik arasında da ufak bir fark vardır ya zaten, Eagles of Death Metal o farkın tam tanımıdır.

 

19. Elvis Presley – All Shook Up

İnanın, bu listeyi hazırlama aşamasında arşivimi karıştırırken bazı şarkıların iki dakika üstü çıkmasına çok şaşırdım. Song 2 bunlardan biriydi mesela. Bir ara en sevdiğim kısa şarkıları listeye alamayacağım diye çok korktum, ama sonra bir baktım ki All Shook Up meğerse iki dakikaymış! İnsanın aklında kalış şekli o kadar uzun ve bütünlüklü ki oysa, gerçekten sorsanız en az üç dakika olduğuna yemin edebiliyorsunuz. Ama işte tamı tamına iki dakika All Shook Up. Bu listede bulunmayı da dibine kadar hak ediyor!

 

20. Charlotte Gainsbourg – In the End

Herhalde planlasam ancak bu kadar manidar olurdu. Hem adı, hem melodisi, hem de sözleriyle her türlü “son” ve her türlü “kapanışa” müsait bir şarkıyı, 20 şarkılık bir listenin sonuna yerleştirmek, denesem de denk getiremeyeceğim bir şeydi muhtemelen. Charlotte Gainsbourg’un Beck imzalı albümünün dördüncü şarkısı bir ninni gibidir. Belki uyumanıza yardımcı olmaz, ama rahatlamanızı kesinlikle sağlayacaktır. Ruhu yatıştırma dedik ya yukarıda bir yerlerde? Hah, işte tam o işin şarkısıdır In The End. Bu listenin de kapanışına çok yakışır.

Yiğitcan Erdoğan

Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.

Tüm yazıları (2655)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.