Oyun Dünyasının En Epik 6 Aşk Hikayesi
Son güncelleme: 22 Ocak 2020
FauxPlay olarak bu hafta söylemimiz yumuşaktı. Tüm hafta boyunca aşktan bahsettik. Sohbetimiz şehvetle başladı, ölümsüz aşklara evrildi ve en sonunda, aşkın günahlarıyla kapattık mevzuyu. Ya da en azından kapattığımızı sanıyorduk. Olay bir Pazar günü klasiği olan En 6‘ya gelince, aşk hakkında hâlâ söyleyeceklerimiz olduğunu fark ettik.
Evet, oyunlar aşk konusunu sık işlemiyorlar, ama bize kalırsa, işledikleri aşklar arasında Shakespeare‘e tırnak yedirttirecek denli epik olanları var. Aşağıda listeleyeceğimiz 6 aşk hikayesi, hâlâ akıllarımızdalar ve bir on yıl daha çıkmayacak gibi gözüküyorlar. Trajik aşklardan, yanlış ilişkilere; işte oyun dünyasının en epik 6 aşk hikayesi.
6. Commander Shephard – Dr. Liara T’soni
Shephard’ın üç Mass Effect oyunu boyunca romantik bir ilişki yaşayabileceği bir sürü potansiyel partnerleri var. Herkesin tercihi de farklı, Garrus, Kaidan, Jacob, Ashley, Miranda, Tali… Ama Liara bunlardan ayrı. FemShep de olsanız, geleneksel tercihi yapmış da olsanız Liara sizin yanı başınızda. Üç oyun boyunca hayatta olacağı garanti olan tek karakter o ve üçüncü oyunun sonunda, en çok üzülen karakter de o. Şu da bir gerçek, Shephard ve Liara’nın ilişkisi, eğer üç oyun boyunca Liara’nın “ürkek bilim kadını” tipinden, “Shadow Broker”‘a evrilmesiyle yan yana izlediyseniz, apayrı bir tada kavuşuyor.
5. Revan – Bastila Shan
Shephard için söylediklerimiz, Revan için de geçerli, fakat burada bir nüans var. Revan’ın romantik kaderi, Star Wars evreninin yüce kişileri tarafından resmen onaylandı. Onun hayatının aşkı, ölürken aklında olan son isim, eşi, çocuğunun annesi Bastila. Başka kimse de olamazdı zaten. Bu ilişki, özellikle Star Wars The Old Republic: Revan’ı okuduğunuzda tek bir sahneyle daha da vuruculaşıyor. Revan, belki de Star Wars külliyatındaki en efsane karakter, Bastila ile olan ilişkisi de, o mağarada tekrar tekrar seyrettiği hologramla, o külliyattaki en efsane ilişkilerden biri olmaya hak kazanıyor.
4. Geralt of Rivia – Triss Marigold
RYO’lar aşk hikayesi anlatma konusunda biraz tekel gözüküyorlar değil mi? Öyleler. Ama Revan-Bastila ve Shephard-Liara’nın aksine, Geralt-Triss, saf romantizmden daha fazlasını içeriyor. Sadece Witcher serisinin alametifarikası tutkudan bahsetmiyorum, burada karşı konulmaz, kafa patlatıcı bir karmaşa da var. Hafızasını kaybedip değişmiş birine nasıl aşık kalabilirsiniz? Ve eğer hafızanızı, sizi siz yapan anılarınızı kaybederseniz, aşık olduğunuz kişiye hisleriniz baki kalır mı? Bu soruların ortasında, Geralt ve Triss, serinin tüm diğer “ilişkilerinden” farklı bir yerde.
3. Tidus – Yuna
Final Fantasy X, belki de gerçekten klasik olan son Final Fantasy’di. Bu fikri paylaşmasanız da, paylaşan milyonların farkında olmalısınız. Eğer bunu kabul ediyorsak, Final Fantasy X’in hikayesi ve içerisindeki romantik ilişkinin payını da ayrı bir yere almamız gerek. Tidus ve Yuna, mutlu sona sahip olmayan aşk hikayelerinden. Biliyoruz, liste giderek depresifleşiyor ama aşk hikayeleri, mutsuz sonlarıyla daha vurucudur bazen. Final Fantasy X’in sonundan da daha mutsuz bir oyun sonu, herhalde sanıyoruz ki kolay kolay bulamazsınız.
2. Guybursh Threepwood – Elaine Marley
Sorun şu: Hepimiz Elaine’e biraz aşığız. Bu noktada insanın içinden Guybrush’a “Çekil öteye!” demek geliyor ama, yapamıyoruz, Guybrush’a da biraz aşığız çünkü. Ama sanıyoruz, en aşık olduğumuz şey, klasik aşk hikayesi çizgisinden kilometrelerce uzak olmaları. Güçlü olan erkek, kurtarılması gereken kadın diye bir klişe varsa, Guybrush ve Elaine, bu klişeye kalkan bir orta parmak. The Secret of Monkey Island’da ilk tanışma sahneleri, Elaine’in karşımıza çıkan ilk o büyük ekran çizimi bizim için hâlâ çok özeldir. Öyle de kalacağa benzer.
1. Max Payne – Mona Sax
Max’in hayatındaki her kötü şey gibi, “düşüşü” ve “sonbaharı” da bir kadının ölümüyle başladı. Ve her şeyin ortasında, Mona Sax vardı. Max ve Mona, hiçbir zaman yan yana gelmemeleri gereken; bırakın aşık olmayı, el ele dahi tutuşmamaları gereken bir ikiliydi. Ama bazen bu tip şeylerin seçimini yapamazsınız. Max ve Mona, ilk andan, son ana kadar, Max Payne 2’nin ruhuydu. Bize sorarsanız Max Payne 2’nin ana teması ne “intikam”, ne “karanlık”, ne “depresyon”du. Yanlış bir aşktı Max Payne 2’nin teması. Yanlış başlamıştı, biz bütün oyun boyunca izledik ve yanlış sonlandı. Bugün, tekrar tekrar izlemeye, tekrar tekrar varız.
Yalnız olduğunu düşünen, ama bunun uzun sürmeyeceğini bilen bir adam. Bir gün Kaliforniya'nın yeşillikleri uğruna Arizona'daki evini terk edip gitti, geri dön çağrılarına da kulak vermiyor.
Tüm yazıları (1579)





Yorum Yap