Bildiğiniz gibi video oyunları bizim gerçeklikten kaçış biletlerimiz. Çoğu zaman işte, okulda ya da sosyal hayatımızda “Ulan bir eve gitsem de ejderha kessem” tarzı hayaller kurmamızın sebepleri onlar. Bize yaşattıkları birçok güzel duygu sebebiyle bu oyunlara oldukça da değer veririz. Hani sonuçta bizi bambaşka diyarlara götüren, farklı farklı kahramanlarla tanıştıran, birçok duyguyu aynı anda yaşatan, mükemmel hikâyelere sahip şeylere nasıl değer vermeyelim değil mi? Ama öte yandan bu değer vermenin ucu, son yıllarda kaçtı gibime geliyor. Özellikle son yaşanan bir olaydan örnek vererek anlatacağım meramımı: Laura Bailey’nin, The Last of Us: Part II oyunu yüzünden ölüm tehditleri alması üzerinden…

Olayın korkunç boyutuna geçmeden önce hemen bilmeyenler için bir olayı özet geçelim. Efendim bildiğiniz gibi PC ya da konsol oyuncusu olsun olmasın herkesin en azından hikâyesini övdüğü The Last of Us’ın devam oyununun bu sene içerisinde geleceği duyurulmuştu. Daha ilk videosundan beri insanları heyecana sürükleyen oyun için herkes inanılmaz tutkuluydu. Ön siparişler verildi, ortamlar hazırlandı, oyunlar kuruldu. Tabi, oyunu oynamadan önce oyun basınından gelen atmosfer düzeyindeki puanlar da insanların heyecanlarını ikiye katladı. Ama gelin görün ki oyun sonunda oynanabilir olduğunda oyuncular tarafından eleştiri yağmuruna tutuldu ve eleştirmenler tarafından %92 gibi bir puanla satışa çıkan oyun, oyuncular tarafından on üzerinden yalnızca 5.2 alabildi.

Konsol sahibi olan biri olmadığımdan oyunu oynamadım. Bu yüzden size çokbilmişlik taslayıp “şu yüzden sevilmedi, bu yüzden gömüldü, şöyle hataları vardı, böyle yanlışlar yaptı” gibi şeyler söylemeyeceğim. Öte yandan size “siz ne anlarsınız hikâyeden, bu oyun bir başyapıt” şeklinde oyunu da övmeyeceğim. Çünkü oyunu oynamadım. Bu konuda söz hakkına sahip değilim. Sadece size uzun yıllardır hepimizin bildiği ama görmezden geldiğimiz odadaki fili göstereceğim: The Last of Us Part II oyun sektöründeki bütün kanayan yaraları meydana çıkardı. Hem de bunu sadece bir, iki haftada yaptı. 

Şimdi oyun hakkında çokbilmişlik taslayıp fikir belirtmeyeceğim dedim ama en azından şunu söylememe izin verin: The Last of Part II radikal kararlar aldı. Ve bu radikal kararlar bazı insanlar tarafından sevildi, bazı insanlar tarafından meh denilip geçildi, bazı insanlar tarafındansa yerin dibine sokuldu; cesetlerine ateş edildi, çarmıhlara gerildi, kurşunlara dizildi. Yani oyun hatalarla dolu kötü oynanışa ya da berbat grafiklere sahip olduğu için eleştirilmedi. Oyunun hikâye ve hikâye anlatıcılığı radikal kararlar aldı ve bu bazılarına hitap etti, bazılarına etmedi. Bu kadar. Ama değil işte, keşke bu kadar olsaydı.

Oyunu alıp oynayan, bitiren ve bu radikal kararları sevmeyen insanlar ki bunun büyük bir kitle olduğunu söyleyebiliriz, ilk olarak oyun çıkmadan önce oyunu seven ve yüksek puan veren oyun basınının üzerine yürüdü. “Siz nasıl böyle bir oyuna dokuz puan verirsiniz” dediler, “PS’den para almışsınız” dediler “Hepiniz pavalı köpeksiniz” dediler. Dediler yani bunları, şaka yapmıyorum. Öte yandan oyuncuların bu kadar düşük puan verdikleri oyuna ilk başta yüksek puan veren oyun basını “Hepiniz homofobiksiniz, bu oyunda Ellie bir erkeği öpseydi beğenirdiniz ama değil mi?” gibi argümanların arkasına geçtiler. Yani durum öyle bir hal aldı ki eğer oyunu beğenirseniz pavalı bir köpek, beğenmezseniz homofobik bir ırkçı olarak nitelendirilir hale geliyordunuz.

Olayın kötüsü ne biliyor musunuz; bu yaşananlar sadece birkaç tane küçük ergenin atışmaları değil. Koskoca oyun şirketlerinin yöneticileri, oyun eleştirmenleri, oyun gazetecileri hepsi Twitter’dan mahalle kavgası yapar gibi atıştılar ve emin olun argümanları yukarıda dalga geçtiğim argümanlardan daha fazlası değildi. Yani koca koca insanlar ilkokul çocukları gibi atıştılar gözümüzün önünde. Buraya kadar zaten neresinden tutarsak tutalım elimizde kalan olayda benim için ise ipler şu noktada koptu: Oyunun seslendirme kadrosunda bulunan ve Abby’i seslendiren Laura Bailey, geçtiğimiz günlerde resmi Twitter hesabına gelen ölüm mesajlarını paylaştı. Bu noktada benim artık midem bulandı!

Laura Bailey’i Critical Role’de oynadığı D&D oyunlarından tanıyan, daha sonra da araştırırken “Vay be bunu da mı seslendirmiş”, “Yok artık bunu da mı o oynamış” gibi şaşırarak kariyerini takip eden biri olarak söylemeliyim ki kadına tam anlamıyla hayranım. Yaptığı her iş o kadar anlamlı ve güzel geliyor ki bana… Hele geçtiğimiz yıl çıkan Warbringers: Jaina videosunda söylediği “Daughter of the Sea” şarkısını düşündükçe hala tüylerim diken diken olur. Ama şu olaya öfkelenmek için hayran olmama gerek yok. Azıcık insan olan, zamanında kalbinde küçücük bir sevgi kırıntısı taşıyan herkes bu olaya öfkelenmeli!

Ya düşünün bir oyun çıkıyor, insanlar bu oyunu oynuyorlar, beğenmiyorlar ve daha sonra gidip oyundaki bir karakteri seslendiren bir kadına “Senin çocuğunu öldüreceğim, sözlerimi bir kenara yaz” deme hakkını kendilerinde görebiliyorlar. Şimdi sözlerimin yanlış anlaşılmaması için açıklamak istiyorum kendimi; sadece oyundaki bir karakteri seslendiren insana değil, oyunu yapan, oyundaki bütün radikal kararları veren insana da yapamazsın bunu! Ama olayın saçmalığı açısından anlatmak istediğimi anladınız değil mi? Bazı insanlar Abby karakterinin yaptıkları yüzünden, kendisine verilen bir kâğıttan replikleri okuyan bir ses sanatçısını sorumlu tutuyor ve onun yeni doğan bebeğine ölüm tehditleri yağdırıyor. Arkadaşlar dünyanın çivisinin çıktığı zaten çok uzun zamandır bilinen bir gerçek biliyorum ama yine de bu olaya çok alışmasak mı?

Yazımın başında da söylediğim gibi oyunlar bizi gerçek hayattan uzaklaştıran sihirli şeyler. Ama bu kadar… Hani gerçek hayattan “koparmıyorlar” bizi. Hala buradayız yani. Dün gece bir ejderhayı Sparta tekmesiyle öldürmüş olmanız size alışveriş mağazasındaki kuyruğun başına geçme hakkını tanımıyor. Yine uymanız gereken, adap ve muaşeretinden tutun yargı sistemine kadar kurallar var. Bir oyunu beğenmediniz diye kimseye gidip küfretme, hakaret etme, ölüm tehdidinde bulunma gibi haklara sahip değilsiniz. Gelin görün ki bunlar hak da değil zaten.

Bu noktada birçok insanın unuttuğu ama dünyanın en sihirli cümlesiyle tanıştırmak istiyorum sizi: BENCE. Bence oyun güzel değildi, sizce güzeldi, bence The Last of Us dünyanın en güzel oyunudur, sizce değildir, bu kadar. Renkler ve zevkler tartışılmaz geyiğine çekmeyeceğim muhabbetimizi ama hani bu olayın matematik kadar kesin olmadığını da anlamanızı istiyorum. Bir şeyin neden kötü olduğunu matematiksel bir formüle dayandırarak kanıtlamadığınız sürece karşınızdakinin her zaman “Bence güzeldi abi, ben eğlendim” deme hakkı vardır ve buna saygı duymalısınız.

Şimdi yine yanlış anlaşılmamak için yazıda ikinci kez bir parantez açıyorum: “Ee, abi o zaman hiçbir şeyi tartışmayalım biz. Siz de kapatın Geekyapar’ı!” Tabi ki her şeyi tartışacağız. Ben size sevdiğim oyunları sayacağım, siz bana o oyunların kötü yanlarından bahsedeceksiniz, ben güzel yanlarını sayacağım, siz sevmediğinizi söyleyeceksiniz. Harika tartışmalar döndüreceğiz. Ama günün sonunda birbirimizin boğazına sarılmayacağız, küfretmeyeceğiz, birbirimize ölüm tehditleri yağdırmayacağız. Ha, çok ama çok samimi olduğumuz arkadaşlarımıza karşı bunu da yapabiliriz. Hatta “Sen Abdülhamit’i savundun!” bile diyebiliriz, o kadar ağır konuşabiliriz yani. Ama günün sonunda tamam, abi ben bundan hoşlanıyorum sen de başka şeyden hoşlan diyerek birbirimizin zevklerine saygı duyuyoruz öyle değil mi?

Yani gerçekten bunları 2020 yılında konuşmak insanı biraz üzüyor. Hani sırf bir insanın oyunda seslendirdiği karakter kötü bir şey yaptı diye onu, bebeğini öldürmekle tehdit etmek falan inanılmaz geliyor bana. Her ne kadar bu olay Amerika’da gerçekleşse de yazımı birazcık kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla minvalinde yazdım. Bu aralar çok görüyorum oyunu sevdiğini ya da sevmediğini söyleyen Türk yayıncıların twitlerinin altına saçma sapan şeyler yazanları. Siz öyle olmayın, iyi insanlar olun, sağlıcakla kalın, hoşça kalın.

Yazar

Daha geçen seneye kadar dünyayı kurtarabileceğini sanan Çevre Mühendisi. Film, kitap, dizi, karikatür oyun ve müziğin her türlüsüne ilgisi vardır ama parası yoktur. Onu her yerde ‘’Tavşan’’ diye bulabilirsiniz.

2 Yorum

  1. Heroes of Might and Magic delisi biri olarak: Bilen bilir serinin 3. oyunu klasikleşmiştir. İlk oyundan 5.’sine kadar da oynadım. Heroes da 4. oyunda bana göre radikal değişikliklere gitti ve hunun sonucunda kitlesi bir ayrışmaya sürüklendi. Çoğu insan 4. oyunu sevmedi ve ben 4.’yü de çok seven biri olarak, bi yandan da insanların sevmeme nedenini çok iyi anlayabiliyorum. Kısacası sevenleri de sevmeyenleri de çok iyi anlıyorum ve saygı duyuyorum görüşlerine, çünkü iki tarafın da çok haklı sebepleri var. Fakat 5. oyundan sonra ben de bir daha Heroes’un yeni oyunlarının yüzüne bakmayanlardanım. Tıpkı GTA 2 sonrasında olduğu gibi… Çünkü oyun eski karakterinden çok uzaklaştı BENCE. GTA 3 ve sonrası kötü mü? Kesinlikle değil, hatta aksine çok ta güzel oyunlar! Fakat keşke GTA değil de başka bir isimle çıksa, ben de başka bir oyunun hayranı olsam, GTA da benim gözümde inanılmaz bir yerde kalsaydı… (GTA’cılar, kötü bir şry söylemedim). Birini öldğrme ya da tehdit etme konusuna gelecek olursam; bırakın bir oyun için birini öldürmeyi, herhangi bir şey için bile birinin kılına zarar gelmesini asla desteklemiyorum, tamamen de karşısındayım, aklım kabul etmiyor. Ayrıca bu bağyan arkadaşa yapılan saldırının sadece ‘sosyal medyada meydanı boş bulmak’ olduğunu inanıyorum fakat diğer yandan da olayın aslında bu kadar basit olmadığını, insanların meydanı boş bırakmaması ve tepki göstermesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.