Yazar: Volkan Şahin

Uyarı: Yazı, Undertale isimli oyunla ilgili bol miktarda spoiler içermektedir.

Küçüktüm daha; güven, iyilik, kötülük ve empati hakkında birçok şey öğrendim. Ama tabii ki ilk seferimde bu kavramların anlamlarını idrak edemedim. Haylazlık yaptığım bir sırada tanımadığım, bilmediğim bir yerlerde gözlerimi açmış, yalnız ve korkmuş bir çocuktum.

Karşımda endişeli bakışlarla beni izlemekte olan bir çiçek vardı, tüm korku ve şaşkınlığıma rağmen o kadarcık aklımla bu biçare çiçeğe zarar vermemem gerektiğinin farkındaydım. İyi olup olmadığımı, düşüşün sert geçip geçmediğini sordu. Yardımcı olmak istedi ve bana bir yiyecek uzattı. Ancak ne kadar da safmışım… Ben yiyeceğe uzandığım anda o masum çiçeğin yüzüne şeytani bir gülücük yerleşti; “Burası öl ya da öldür dünyası, aptal!” dedi ve bana saldırdı.

Flowey_the_Flower

Zor da olsa ondan kurtulmayı başardığımda artık daha dikkatli olmam gerektiğini öğrendim. Yabancı ve vahşi bir diyarda sıkışıp kalmış birisiydim ben, körü körüne güvenmemeliydim kimseye. Yine de tabii ki güven kavramını tam olarak anlayabilmiş değildim. Bu, Undertale isimli diyarda öğreneceğim derslerden ilkiydi ve daha yolun başındaydım.

Issızda gezindim, karşıma farklı farklı yaratıklar çıktı. İstisnasız her biri bana saldırmaktaydı. Bu bilinmezdeki ilk karşılaşmamda aldığım yaralar hâlâ sızlarken, güvenimin ilk suistimal edilişi beni daha sinsi olmaya zorlarken, ben de kendimi korumak için onları öldürdüm. Soru sormak, dolayısıyla gardımı indirmek istemiyordum. Bu davranışımın meşru müdafaa olduğuna kendimi öylesine inandırmıştım ki… Burası öl ya da öldür dünyasıydı, öyle demişlerdi bana. Ta ki bana saldıran yaratığın birine karşılık vermeyi değil, onunla konuşmayı seçmeme kadar…

Benim ona zarar vereceğimden korktuğunu söyledi. Onun da yaptığı şey meşru müdafaaydı. Çok uzun zamandır bu diyarda bir insan görmemişlerdi ve insanlar onlar için tehlike demekti. Onu anlamamak elimde miydi? Korku hikâyelerinin gerçek olduğu bu diyarda gözlerini açmış yalnız ve korkmuş bir çocuk değil miydim? Özür diledim, ona bir zarar vermeyeceğimi, sadece kendi dünyama dönüş yolunu bulmaya çalıştığımı söyledim. Bana hediye verdi, evet, bu içinde bulunduğum bilinmezlikte bana yardımcı olabilecek yegâne şeyleri verdi; içecek ve yiyecek.

Şimdiye kadar öldürdüklerim de hiçbir kötülük amacı gütmeden sadece korkudan bana zarar vermeye çalışmış yaratıklar mıydı? Her şey sadece birbirlerinden öylesine korkan iki farklı türün meşru müdafaası mıydı? Sırf bir taraf konuşmayı seçmediği için mi ölmüşlerdi? Boşu boşuna… Bundan sonra karşıma çıkacak yaratıklara körü körüne saldırmamaya karar verdim: Önce ateş et, sonra soru sor değil; önce soru sor, sonra duruma göre ateş et. Şimdiye kadar öldürdüklerim ise…

toriel -undertale

Ben yorulmuş, azıcık erzağımı bitirmiş, perperişan hâlde yürürken karşıma yaşlı bir yaratık çıktı. O an ölmek umurumda değildi; karşı koyacak gücüm yoktu, gözlerim kapanmadan önce hatırladığım tek şey bütün bunların bir an önce bitmesini istememdi. Gözlerimi açtığımda başucumda gördüm o yaşlı yaratığı. Yüzünde koca bir gülümsemeyle bana “Merhaba” diyordu. İsminin Toriel olduğunu söyledi, “Fazla güçsüz kalmışsın“, diye devam etti ve komodinin üzerine koyduğu süt ve kurabiyeyi gösterdi.

Bütün bu rahatlık, bu cennetteymiş hissi kısa sürdü. Sıla hasreti daha baskın geldi. Sonsuza kadar bu tatlı yaratığın evinde yaşayamazdım. Kendi evimi, yurdumu, dünyamı, ailemi özlemiştim. Toriel bana türdaşlarının hikâyesini anlattı. Uzun zaman önce insanlarla girdikleri savaşı kaybettikten sonra büyülerle bu çorak topraklarda, yer altında yaşamaya hapsedilmişlerdi. Onları bu büyülerden kurtaracak şey yedi adet insan ruhuydu. Bana bir şey yapmayacağına güvence verdi ama diğer yaratıklar için aynı şeyi söyleyemiyordu. Liderleri ve liderlerinin sağ kolu beni öldürecekti, bundan emin olabilirdim. İlk düşmüş insandan bahsetti, Chara diye bir isim andı ancak bu konuyu çabucak kapattı. Üstüne düşmedim.

Endişelerini anladığımı ancak benim de evime dönmek zorunda olduğumu söyledim. Anlayışla karşıladı ve gitmemem gereken tehlikeli rotaları bir bir tarif etti. Tekrar yola koyulduğumda içimde bir burukluk vardı. Her ne kadar daha sonra yenileri eklendiyse de Toriel, bu meşakkatli yoldaki ilk dostumdu. Bir süre sonra Sans ve Papyrus adında abi – kardeş iki iskeletle karşılaştım. Sans uçarı, Papyrus ise beni avlayıp liderin sağ koluna yaranmaya çalışan saf biriydi. Kardeşi, abisinin benim için hazırladığı tuzakları önceden bana söyleyip onu alt etmeme yardımcı oluyordu; onun yardımcı olmadığı bazı tuzaklardan da abisinin beceriksizliği sayesinde kurtuluyordum.

Karşıma daha bir sürü yaratık çıktı, hepsiyle önce konuştum ve bana zarar vermek istemeyenlere zarar vermedim. Tabii bunca olayın içerisinde bir de liderin sağ kolu sürekli beni takip ediyordu ve en sonunda boş bulduğu bir anda saldırdı. Uzun uzun konuşmaktansa direkt beni öldürmeyi seçti. Ancak içimden bir ses şimdilik pasif durmamı söylüyordu. Ben de öyle yaptım. Kısa zaman sonra yoruldu ve kaçtım.

Sonra tekrar tekrar karşıma çıktı, bir tanesinde ağır yaralarla zar zor kurtulabildim. Artık sabrım taşmak üzereydi ve görünen o ki ikimizden birisi kesinlikle ölmeliydi. Sendeleyerek yanından geçtiğim tabelada “Sıcak Diyar” yazıyordu. Lavlardan göllerin, şelalelerin olduğu bir bölgeydi burası. Undyne, düşmanım, tekrar karşıma çıktı. Hareketleri çok yavaştı, çok zorlanıyordu. En sonunda aşırı sıcağa ve üstündeki ağır zırha daha fazla dayanamayıp bayıldı. Onu öylece ölüme terk edebilirdim… Bunun yerine başucuna bir bardak su bıraktım ve gitmem gereken yere gittim.undyne - undertale

Daha sakin, küçük kasabaların ve zararsız yaratıkların olduğu bir yerde, yaralarıma pansuman yaptım. Önümde son bir görev kalmıştı artık: Liderle yüzleşmek ve buradan kurtulmak. Kralın sarayına girdiğimde karşıma eski dostum Sans çıktı. “Senin için zorlu bir yolculuktu” dedi, “Ama artık neredeyse bitmek üzere”.

Birazdan kralla karşılaşacaksın ve birlikte bu dünyanın geleceği hakkında bir karara varacaksınız.” Durakladı. Canı sıkkındı. “Buraya gelene kadar oldukça fazla kan döktün” dedi, bakışlarını yere çevirmişti. “Her ne kadar sonrasında makul olmayı seçtiysen de, çok fazla kan döküldü. Çok fazla masum kanı…” Aniden arkasını döndü. “Pek umudum olmasa da, yine de her şeyin yolunda gitmesini diliyorum” dedi ve geldiği gibi birdenbire yok oldu.

Eski dostumun benden çekinmesi, yüzüme bakamaması beni üzmüştü. Zamanla vicdanımın derinliklerine hapsettiğim pişmanlıklar gün yüzüne çıkmaya başladı ve içimde büyük bir buruklukla taht odasına doğru yürüyüşe geçtim. Güzel bahçelerden geçtikten sonra ardımda bir ses duydum:

Hoş geldin insan, adım Asgore. Sonunda buraya geleceğini biliyordum. Tarihimizle, düşüşümüzle ilgili her şeyi öğrendin ve savaşarak buraya kadar geldin. Her şeyi nihayete erdirecek son bir savaş için. Yaşanacak şeylerden önce böyle bir konuşma yapmak belki de saçma ama birbirimizi bir daha göremeyeceğiz ve sanırım ikimizin de yalnızlığını giderebilecek tek şey konuşmak. Ama tabii, senin buradan kurtulmak için beni öldürmen; benim de halkımı bu lanet yerden kurtarmak için seni öldürmem gerek. Öyleyse kısa keselim. Beni takip et lütfen.

Savaşacağımız yere gittiğimizde ilk gördüğüm şey altı adet ruh idi. Yedinci ve onların kurtuluşunu sağlayacak son ruh, benim ruhumdu. Üç dişli mızrağını çekip direkt saldırmaya başladı. Yüzünden ve hareketlerinden bunu istediği için değil, zorunda olduğu için yaptığını fark ediyordum. Bu uzun ve yorucu savaşın sonunda Asgore dizlerinin üstüne çökmüş kesik kesik gülüyordu. “Ah! Kazandın. Yapman gereken son şey beni öldürmek. Ih! Hadi durma. Tek kurtuluşun bu.

asgore - undertale

Ancak yapamadım. Silahımı indirdim. “Na-nasıl yani? Beni öldürmeyecek misin?” dedi, kısa bir duraklamadan sonra tekrar güldü ve devam etti, “Bunca yılın ardından, insanları tanıdığımı zannederdim. Sen baş…” konuşması bölünmüş, ağzından kanlar fışkırmaya başlamıştı. Gövdesine saplanan silahın ucunu daha sonra fark ettim. Cansız bedeni yere düştüğünde, bana başlangıçta zarar veren çiçek yine oradaydı. “Aptal!” dedi, “Burasının öl ya da öldür dünyası olduğunu hala anlayamamışsın. Ben sana öğreteceğim.

Saldırmaya başladı. Zaten büyük bir savaştan ciddi yaralar almış ve yorgun düşmüştüm fakat nefretim daha baskın çıktı. Karşımdaki çiçeği bütün kötülüklerin timsali olarak görüyor ve onu yok etmek için bütün enerjimi harcıyordum. Sonunda başardım, kolunu kıpırdatamayacak hâle geldi. “Olamaz. Senin gibi aptal bir insana yenilemem”. Güldü. “Eğer yaşamama izin verirsen, geri dönüp bütün sevdiklerini, bütün tanıdıklarını öldüreceğim. Evet, hepsini öldüreceğim”. Nefret gözümü kör etmişti. Kendimi tutamadım, öldürdüm. Yine güldü. “Haha! İçinde olduğunu biliyordum” dedi ve yüzünde koca bir gülümsemeyle öldü.

Sonunda yeraltıyla dünyamız arasındaki bariyeri geçmek üzereyken karşıma bir siluet çıktı. “Ben Chara” dedi, “Döktüğün kanlar ruhumu geri getirdi. Bundan sonra kontrol bende, sense sadece kenarda durup izleyeceksin”. Kötücül bir kahkaha beynimin kıvrımlarında dolaştı ve kendimi kaybettim.

Undertale - game

Kendime olan sinirimden Undertale isimli bu oyunu kapattım. Kısa bir süre sonra bütün bunların sadece bir oyun olmasına sevindim. Çünkü her zaman en baştan başlayıp daha iyi seçimler yapma imkânım vardı. Belki de işlediğim son cinayet en büyük hataydı ya da belki de aslında hiç kan dökmemeliydim. Bunların hepsini iki tuşa basarak öğrenebilir veya çok daha kolayı, internette araştırıp diğer sonları ve olay örgülerini de görebilirdim.

Hayat böyle değildi tabii; sıkıştığımız zaman danışabileceğimiz Youtube videoları, VPN ile de olsa girebileceğimiz bir wiki’si yoktu ve doğruyu kavradığımız çoğu zaman iş işten geçmiş oluyordu. Yanlışlarımızı düzeltme imkânı elde edebileceğimiz, hatalarımızdan çıkardığımız dersleri yaşamamızda uygulayabileceğimiz mutlu yarınlara…

Yazar

Geekyapar okurları Yazı Çağrısı altında toplaşıyor, belirlenen konularda kalem coşturuyor. Sen de parçası olmak istiyorsan, duyuruları takip et!

2 Yorum

  1. Resit Emre Ünal Cevap ver

    Bu nasıl hikaye genocide ile neutral endingi karıştırmışsınız.
    Oyun genocide da olmadığı sürece oynadığımız karakter Frisk Chara değil
    Kötü anlatım olmuş

  2. Bazı olaylar karışmış ama bu bir kurgu tercihi olabilir. Birinci ağızdan karakteri çok güzel seslendirmiş yazar. Okurken hiç bir kelimesini duymadığımız karakterin beynine girdiğimizi hissettim.

Leave a Reply to Deniz Tuzu Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.