Pazar Okuması: Gece Uykunuzu İptal Edecek 5 Junji Ito Hikayesi
Son güncelleme: 22 Ocak 2020
Genelde süreç hep benzer gelişir. Geekyapar’da bir manga tanıtacaksam aslında mangalardan ne kadar hazzetmediğimi söyler, kendimce bir vicdan rahatlaması yaşarım. Ardından “ama şöyle bir istisna var ki kaçırmamak gerek” diye sözü bağlarım. Bu sefer bunu yapmayacağım. Belli ki ben Mecnun’un Leyla’ya aşkı gibi seviyorum mangaları, sadece çok okumamışım onun çekincesi var üzerimde. Belki de bu aşkın ürkekliği beni ağır tempoda tutuyor, kim bilir? Bu haftamı her gece birkaç Junji Ito hikayesi okumakla geçirdim ve sinirlerim harap, gözlerim kan çanağı oldu. Korku çizgi romanının bu büyük ustasına gerçekten hakkını teslim etmemişim. Öyküleri bitsin istemiyorum, yeni öykü de yazsın istemiyorum çünkü feci korkuyorum. Siz de benim gibi kısmen ukala iseniz ve Japon kültüründe korku olayını sadece “ıslak saçlı küçük kız” diye indirgemeci bir özetle çözdüğünüze inanıyorsanız şimdi ezber bozma zamanı. Bu haftaki dehşet saatlerimden beş güzide hikaye hepinize armağanım olsun.
Bu seçki çoğunlukla kısa hikayelerden oluşuyor. Ito’nun uzun soluklu serilerini başka bir yazıda değerlendiririz.
5. Anything But A Ghost
İlk hikayemiz klasik hayalet hikayelerini ters yüz eden bir iş. Shigeru isimli genç bir adam gece arabasıyla ormanlık alanda dolaşırken sırtı dönük genç bir kadınla karşılaşır.Gecenin bu saatinde kadının bu ıssızlıkta işi nedir? Her centilmenin yapacağı gibi arabasından iner, kadına seslenir, cevap alamayınca gene de alnından ter damlaya damlaya kadına sokulur, yavaş ötesi manga karelerinin her birini tam performansla kullanarak elini kadının omzuna uzatır ve…. Hepimiz bu noktada az çok neyle karşılaşacağımızı biliyoruz. Shigeru bir sonraki sayfada yaşayacaklarının paniğiyle dehşete düşecektir ama sonra toparlanacaktır. Hayalet değil, bu durum başka bir şey olmalı…
Okumak için: Anything But A Ghost
4. Army of One
İlk hikayemiz ısınmak içindi, şimdi biraz daha ciddi bir gerilime ve daha sert tasarımlara giriyoruz. Michio sosyalleşme problemleri yaşayan yirmi yaşında bir gençtir. Artık okulu bitirmiştir ve yakında mezuniyet töreni (daha doğrusu “yaşa erme” denilen Japon toplumuna özgü bir tören) yapılacaktır. Okul arkadaşları Michio’yu da törene katılmaları için ikna etmeye çalışırlar. Bu sırada şehirde garip bir tarikat insanları kaçırmakta ve birbirine “dikmektedir” (Human Centipede’yi seyrettiniz mi? Öyle bir zihniyetten bahsediyorum). Şehirde tüm polisler bu dehşet verici törenlerin arkasındaki insanları ararken bizim asosyal Michio’muz çok önemli bir şey keşfeder: Army of One, kurbanlarını sosyalleşmeye çalışan gruplardan seçmektedir. Peki yakında yapılacak olan mezuniyet töreninden iyi bir av alanı olabilir mi?
Okumak için: Army of One
3. Splatter Film
Ben bu hikayeye çok gülüyorum. Adından konuyu çıkarabileceğinizi düşünmeyin, imkanı yok. Olayımız genç bir adamın Güney Amerika’dan getirdiği gizemli bir küp bal hakkında. Yiyenin hayran kaldığı bu doğa harikası bal hakkında bilinmesi gereken çok önemli bir nokta var: “Sakın yediğinizi fark ettirmeyin. Yoksa sizi bulur” Detay verip hikayenin ruhunu bozmak istemiyorum. Açıkçası okurken çok eğlendim. Bir korku alttürü olan splatter sinemasına daha zeki bir saygı duruşu yapılamazdı.
Okumak için: Splatter Film
2. A Deserter in the House
Bu gerçekten çok ilginç ve ürkütücü bir iş, hatta okuduğum en güzel Junji Ito hikayelerinden olabilir. İkinci Dünya Savaşı biteli sekiz sene olmuştur ve herkes savaş sonrası yaşama adapte olma derdindedir. Bir kişi hariç. Küçük bir köyde bir ailenin kilerinde saklanan Fukurawa, savaşın hala devam ettiğini zannetmekte, her gün sadece yemek yemek için kilerden dışarı çıkmakta, sonra yeniden karanlığa dönmektedir. Aile Fukurawa’ya nazik davranmaktadır ama kimse gerçeği açıklamamaktadır. Zira Fukurawa’nın bu çileyi sonsuza kadar çekmesi gerekmektedir. O bir kaçaktır ve ülkenin gururunu hiçe sayanların huzur bulmaya hakkı yoktur. Görece uzun hikayede son birkaç sayfaya kadar korku öğesine denk gelmiyoruz, ancak son sayfalarda Ito harika bir iş çıkarıyor ve bizi gerçekten ters köşeye yatırıyor. Son birkaç karede gerilmemek elde değil. Zeki bir hikayecilik barındıran A Deserter in the House için Ito dönemin koşulları hakkında bir uzmandan da (Yoichi Yoshimura) destek almış, yani tarihi arkaplanımız da sağlam.
Okumak için: A Deserter in the House
1. Frankenstein
Frankenstein Ito’nun belki en korkutucu işi değil ama üzerinde harcanan emek onu birinci sıraya yerleştiriyor. İngiliz yazar Mary Shelley’nin muhteşem eserinin bu yorumlanışı zaten oldukça dehşet verici olan yapıyı adeta şaha kaldırmış. Shelley meşhur kitabını 19. yüzyılın başında, henüz daha 20 yaşındayken bitirmişti. Genç kadının üstün yeteneği dönemin zor koşullarının yarattığı travmalar ile birleşince Frankenstein yani modern çağların Prometheus’u hayat bulmuştu. Kitaptaki bugün bile tabuları zorlayan, gerilimi bol anları bir de Ito’nun çizgileriyle okuduğumuzda gerçekten esere hayranlık duymadan edemiyoruz. Şahsen bu hikayeyi okuduktan sonra Shelley’in orijinal eserine yeniden dönüş yapmak için içimde büyük bir istek oluştu. Kış gecelerimi bu eski hüzünlü zombiye adamakta sakınca görmüyorum.
Okumak için: Frankenstein
Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"
Tüm yazıları (124)Bunlar da ilgini çekebilir
5 yorum
-
-
Abi iyi güzel hoş da başlığın resminde niye Uzumaki’den resim var?
-
Of hepsi çok iyiymiş ya bir tek 2.si fazla sarmadı
-
Mangaları Türkçe okuyabileceğim bir site var mı? Lütfen bilen cevaplayabilir mi 🙁
-
-
bu mangalara nerden ulaşabilirim yada okuyabilirim bilgilendirirseniz sevinirim 🙂





Yine Geekyapar’ın tavsiyesiyle Junji Ito’nun Black Paradox’unu okumuştum. Sıradışı bir korku deneyimi olduğunu söyleyebilirim. Bu mangaka yatağın altındaki canavardan ziyade hayattaki her şüpheli harekete karşı korku yaratıyor.