Bunu sadece gerçek gamer’lar bilir: Atari, Playstation’ı da Xbox’ı da döver. Böyle bir girişten sonra şu itirafı yapmak biraz garip olacak ama sizi yanıltmak istemem; ben 2000’liyim, maalesef kıyısından anca yetişebildim o yıllara. 80-90’ların çocukları bu zamanları benden çok daha iyi bilirler ama yani şimdi biz de az profesyonel değildik ördek vurmaca oyununda. Kıyısından yetişebildim desem de küçüklüğüm bol bol Atari oynamakla geçti benim de, yalan olmasın. Pac-Man, Circus, Pong, Space Invaders… Witcher 3 yokken bunlar vardı, hey Steam hey! Bir dönem oyun teknolojisi dendiğinde ekran kartlarıymış, ses kartlarıymış falan gelmiyordu akla. Birkaç piksel ve bir joystick yeterliydi oyuncular için.

80’ler ve 90’lar arası gençliği, büyük bir devrime yani oyunların dijitalleşmesine ve evlere taşınmasına tanık oldu. Annelerinden babalarından ağlayarak Atari istediler, belki günümüzde adını duyurmuş oyuncular olmaları konusundaki ilk adımları da buydu. Yani bilmiyorum, siz söyleyin bana, sizce de Mario e-spor yolunda önemli bir adım olamaz mı? Neyse, bu başka bir günün sorusu, konu dışına çıkmayalım. Ben bugün size piyasaya çıktığı anda oyun sektörünü derinden değiştiren Atari’nin yükselişinden ve düşüşünden bahsedeceğim. Hüzünlü bir başarı öyküsü olduğunu şimdiden söyleyeyim de mendillerinizi hazırlayın.

Bir Efsanenin Doğuşu

1971 yılında Atari (Japoncada “hedefi vurmak”) ismini verdikleri şirketi kurduklarında Busnell ve Dabney, oyun sektörünü ne kadar derinden değiştireceklerinden habersizlerdi. İlk başta Computer Space adındaki arcade oyununu oluşturdular. Daha sonra 1977 yılında Pong ismindeki efsanevi oyunla beraber Atari 2600 satışa sunuldu. Atari 2600 ile zamanın oyuncuları, yıllar içinde bugünki halini alan, o zamanlar joystick denen, şimdiki oyun kolu ile tanıştılar. Atarinin konsolunu piyasaki diğer oyun konsollarından farklı kılan, konsolun içinde kendiliğinden yüklü olan oyunu oynatmak yerine kullanıcının farklı kasetler sayesinde oyunlar arasında özgürce seçim yapabilmelerini sağlamasıydı. İşte tüm oyun sektörünü değiştiren gelişme de tam olarak bu oldu. Vay be, teknoloji ne kadar gelişti, değil mi? Sanki bir teypte müzik çalarmış gibi ev rahatlığında kaset takıp oyun oynayabilmek kadar havalı az şey vardı.

Arcade Oyunların Yükselişi

Arcade oyunların popülerleşmesi de bu arada oldu. Street Fighter, Thunder Dragon, Tetris gibi oyunlar oyun salonlarında rağbet görmeye başladı. Atari, kendisiyle beraber bir oyun kültürü getirmiş oldu yani. Tabii ki bu noktada Pong’un popülerliğinden de bahsetmeliyim zira masa tenisini basitleştirip küçücük piksellere sığdırmayı başaran bu minik oyun, Atari tarafından yayınlanmasından kısa bir süre sonra yediden yetmişe herkesin favorisi olmayı başardı. Hem herkesin evde tek başına çözebileceği kadar basitti, hem zevkliydi hem de oyunculara rekabet hissini verebiliyordu. Pong’un oyun dinamikleri daha sonra farklı oyunlar tarafından taklit edilse de Atari’nin göz bebeği olmuştu bir kere, artık Atari denince akla Pong geliyordu.

Pong’u ben de çok severdim biliyor musunuz? Annemler televizyonu bana bıraktığı zaman tüplü televizyonumuzun kumandasının üzerine atlar, menüden oyun kısmını güç bela bulup oynardım saatlerce. Bir de eski telefonların bazılarında kendinden yüklü oyunlar arasında olurdu, evdeki cep telefonunu rehin alıp hipnotize olmuş gibi oynardım.

Atari Savaştan Çekilmek Zorunda Kalıyor

Atari’nin işleri genişletmesi elbette uzun sürmedi. 1970’lerde art arda birkaç konsol daha satışa sundular fakat içlerinde belki de en bilindik olan 7800 Prosystem oldu. Yukarıya fotoğrafını koyduğum 1984 yılında çıkan bu yeni konsol, hem eski hem de yeni oyunları oynatabiliyordu. Aynı zamanda Atari şirketi kullanıcılara daha “modern” görünümlü bir konsol sunmuş oldu. Fark ettiyseniz Atari 2600 ile 7800 Prosystem arasında dokuz yıl var, dile kolay. Bu dokuz yıl içinde Pong da artık eski moda olmuştu, Atari’nin güvendiği dağlardan birine kar yağmıştı. Elbette ki bu dokuz yıl içinde diğer oyun şirketleri Atari’nin yol açtığı bu “konsol” başarısından nasiplenmek istediler. Birçok yeni marka ortaya çıktı, binlerce yeni konsol markette yer etti; kaliteli, kalitesiz, ucuz, pahalı demeden, acımadan rekabete giriyorlardı Atari ile.

Bu yeni çıkan markalar arasında Türklerin en aşina olduğu muhtemelen Micro Genius oldu. Hatırlar mısınız, kaseti takınca “999999 in 1” tarzında bir şey diyordu ama aslında içinde sadece on oyun falan vardı, işte o konsol! Ördek Avı diye bir oyun vardı, silah şeklindeki bir oyun koluyla oynanırdı. Ördekleri düşürüp çalıların arkasında saklanan köpeği mutlu etmeye çalışırdınız. Başaramadığınızda da size kıkır kıkır gülerdi. O oyunu, kuzenimle yarışırcasına oynadığımızı çok net hatırlıyorum. Beni zaman zaman sinir krizine sokardı, olsundu, yine de favori oyunumdu.

1983-1985 arasında “Video Oyunu Krizi” marketi vurunca her şey alt üst oldu. Atari için artık ziller çalmaya başlamıştı. İki yıl kadar süren bu kriz, oyun endüstrisinin tamamını yaralasa da en çok zararı maalesef ki Atari gördü. Rakiplerinden özellikle Nintendo ile savaşamayan Atari, hızlıca popülerlik kaybetti. Derler ya, ne kadar yükseğe çıkarsan düşüşün de o kadar sert olur diye, aynen öyle oldu. Hızlıca yakaladıkları başarıyı yine hızlıca kaybettiler. Nintendo tarafından 1985 yılında çıkarılan Super Mario Bros ve 1987 yılında çıkarılan The Legend of Zelda oyunları ile beraber Atari son nefesini de vermiş oldu. Darbe üzerine darbe yemişti artık. Belki de zamanı dolmuştu. Bize de artık sadece eski günleri anıp nostaljisini yapmak kaldı.

İşte oyun sektörünün dedesi Atari’nin öyküsü de böyle. 1900’lerin ortasında insanlar dijital oyunlarla yeni tanışıyorlardı ve bu muhtemelen onlara çılgınca geliyordu. 1980’lerde VR dediğimiz Sanal Gerçeklik oyunları, sadece çocukların parlayan gözlerle kurdukları bir hayaldi. 1990’larda da bilgisayar artık evlere yavaş yavaş girmeye başlayınca da insanlar artık kurdukları tüm hayallerin gerçekleşmekten belki de yalnızca bir adım geride olduğunu anladılar.

Atari konsolları ile büyüyenlerin gözlerinden birer damla yaş geldiğini hayal edebiliyorum. Dediğim gibi, ben bu işin yükseliş yıllarında yoktum. Sadece küçükken Atari oynadığımı, sonra Playstation aldığımızı ve en sonunda eve bilgisayar girince tüm oyun konsollarını bırakıp kendimi Google’dan puanlı giysi giydirmece oynamaya verdiğimi hatırlıyorum.

Oyun sektörü hala hızlıca değişiyor ve gelişiyor- bilgisayarlara şöyle bir göz gezdirmeniz yeterli bunu hissetmek için. Merakla izliyoruz, bakalım sırada ne var.

Yazar

19 yaşında bir İngiliz edebiyatçısı. Bazen film izler, bazen dizi ama çoğunlukla kitap okur. Kedi görünce sevmeden geçmez. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.