Yeterince Hazırlandıysak Filmi İzlesek mi Artık?
Bir filmi izlemeden önce kaç video izlemek gerekir?
Fragmanı izledik mi? İzledik. Peki ikinci fragmanı? Onu da izledik. Yönetmen röportajı geldi mi? Geldi. Başrol oyuncusu filmin kariyerinin en iyi performansı olduğunu söyledi mi? Söyledi. İnternette birileri fragmandaki üç saniyelik görüntüden filmin sonunu çıkardı mı? Elbette çıkardı. Peki biz filmi izledik mi? Hayır. Ama merak etmeyin, artık film hakkında konuşabilecek kadar bilgimiz var.
Hatta biraz daha beklersek YouTube’da “Filmi İzlemeden Önce Bilmeniz Gereken Her Şey” başlıklı 47 dakikalık bir video da düşer. Onu da aradan çıkarınca gönül rahatlığıyla sinemanın yolunu tutabiliriz.
Şaka bir yana, son yıllarda özellikle geek kültüründe tuhaf bir alışkanlık geliştirdik. Bir filmi veya diziyi izlemek artık çoğu zaman o yapımla ilk karşılaşmamız olmuyor. Daha önce defalarca gördüğümüz fragmanlar, teoriler, kamera arkası görüntüleri, oyuncu açıklamaları ve sosyal medyada karşımıza çıkan yorumlar sayesinde yapımla ilgili bir sürü şeyi önceden öğreniyoruz. Bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki filmin kendisi, haftalardır devam eden hazırlık sürecinin son aşaması gibi hissettiriyor.
Sanki sinemaya film izlemeye değil, sınava giriyoruz. Eskiden bir filmin çıkmasını beklerdik. Televizyonda fragmanını görür, arkadaşımıza anlatır, vizyon tarihini beklerdik. Elbette o zamanlarda da filmler hakkında konuşur, dergileri karıştırır, röportajları okurduk. Mesele geçmişin kusursuz olduğu değil. Bugün içerik tüketme biçimimizin bambaşka bir noktaya gelmiş olması.
Marvel filmlerini düşünün. Daha film vizyona girmeden hangi karakterin görüneceğini, hangi çizgi romana gönderme yapılacağını, after credits de hangi karakterin tanıtılacağını konuşmaya başlıyoruz. Bazen filmin kendisinden çok, filmle ilgili beklentilerimizi tüketiyoruz. Hatta fragmanda görünmeyen bir karakteri tartışmaya o kadar zaman ayırıyoruz ki karakter gerçekten filmde göründüğünde şaşıracak hâlimiz kalmıyor.
Üstelik bütün bunları çoğu zaman kendi isteğimizle yapıyoruz. Kimse bizi fragmanı on kez izlemeye, her teoriyi okumaya veya oyuncuların bütün röportajlarını takip etmeye zorlamıyor. Tam tersine, bunlardan keyif alıyoruz. Sevdiğimiz evrenin içine biraz daha girmek, başkalarının fark etmediği ayrıntıları yakalamak ve film hakkında konuşurken masaya birkaç bilgi bırakabilmek hoşumuza gidiyor.

Peki sorun nerede başlıyor?
Bence sorun, bütün bunların filmi izleme deneyiminin önüne geçmeye başladığı yerde.Sinemaya değil, sınava giriyoruz
Geek olmak biraz da ayrıntıları sevmek demek. Bir karakterin geçmişini araştırmak, bir evrenin mitolojisini öğrenmek, yönetmenin yıllar önce çektiği filmdeki bir ayrıntının yeni yapımda karşımıza çıkmasını fark etmek… Bunların hepsi bu kültürün en keyifli taraflarından bi kaçı. Bir yapımı yalnızca iki saatlik bir eğlence olarak görmeyip daha geniş bir dünyanın parçası olarak keşfetmek insana ayrı bir tatmin veriyor.
Fakat zaman zaman bu keyfin yerini tuhaf bir yeterlilik hissi alıyor.
Bir filmi gerçekten anlamak için öncesinde başka filmleri izlemiş olmamız, çizgi romanları okumuş olmamız veya karakterin kırk yıllık geçmişine hâkim olmamız gerekiyormuş gibi davranıyoruz. Bir sahnedeki göndermeyi kaçırınca filmin bir kısmını kaçırmışız gibi hissediyoruz. Jenerik sonrası sahneyi anlamadığımızda eksik kalıyoruz. Herkesin konuştuğu teoriyi bilmediğimizde sohbetin dışında kalıyoruz. Böylece film izlemek, kendimizi sınadığımız bir faaliyete dönüşüyor.
Özellikle birbirine bağlı sinematik evrenlerde bu hissi yaşamak zor değil. Yeni bir yapım duyurulduğunda önceki filmleri hatırlamamız, dizileri takip etmemiz, karakterlerin geçmişini bilmemiz ve bir sonraki hikâyeye uzanan bağlantıları yakalamamız bekleniyor. Bir noktadan sonra önümüzdeki filmi izlemek için değil, ona hazırlanabilmek için eski filmlere dönüyoruz.
Bunun eğlenceli tarafını inkâr etmiyorum. Birbirine bağlanan hikâyelerin heyecanı, teoriler üretmek ve arkadaşlarla saatlerce tartışmak geek kültürünün güzel yanlarından. Ancak bir filmin bize hissettirdiklerinden önce bize ne anlattığını çözmeye odaklandığımızda bir şeyleri geride bırakıyor olabiliriz.
Çünkü bazen bir sahnenin bütün göndermelerini bilmeden de etkilenebiliriz. Bir karakterin neden öyle davrandığını tarihçesini ezbere bilmeden de anlayabiliriz. Hatta bir filmi sevmek için onu kusursuz biçimde çözümlemek zorunda bile değiliz.Her şeyi bilmek, her zaman daha fazla keyif almak anlamına gelmiyor.

Peki Bütün Bu Videolar, Teoriler, Analizler Kötü mü?
Tabii ki hayır. Hatta bu yazıyı yazarken bile kendi kendime itiraz ediyorum.
Christopher Nolan’ın The Odyssey uyarlamasını düşünelim. Yunan mitolojisine dair bildiklerimizi tazelemek, Odysseus’un yolculuğundaki karakterleri ve olayları araştırmak, anlatının arkasındaki fikirleri anlamaya çalışmak filmi izleme deneyimini zenginleştirebilir. Bir sahnenin mitolojik kökenini öğrendiğimizde filmde gördüğümüz şey bambaşka bir anlam kazanabilir. Filmden çıktıktan sonra bir analiz videosu izlemek, daha önce fark etmediğimiz ayrıntıları keşfetmemizi sağlayabilir.
Zaten sinema üzerine konuşmanın, yazmanın ve araştırmanın güzelliği de burada. Bir yapımın jeneriği aktığında hikâyenin bizim için tamamen bitmesi gerekmiyor. Bazen asıl keşif, film bittikten sonra başlıyor.
Sorun, bunları yapmamız değil; ne zaman yaptığımız ve neden yaptığımız.
Bir filmi izledikten sonra merak edip araştırmakla, filmi izlemeden önce bütün ayrıntılarını öğrenmeye çalışmak aynı şey değil. İlkinde merakımızın peşinden gidiyoruz. İkincisinde ise bazen merakımızı gidermekten çok, yaşayacağımız deneyimi kontrol etmeye çalışıyoruz.
Acaba filmi izlemeden önce yeterince bilgi sahibi miyim? Önemli bir ayrıntıyı kaçırır mıyım? Herkesin konuştuğu şeyi anlayabilecek miyim? Ya filmin sonunu önceden öğrenirsem?
Bütün bu soruların arasında, belki de en basit soruyu unutuyoruz: Ben bu filmi izlerken ne hissedeceğim?
Üstelik sosyal medya algoritmaları da bu alışkanlığımızı besliyor. Bir fragmanı izliyoruz, ardından karşımıza o fragmanla ilgili teoriler çıkıyor. Bir teoriyi izleyince başka bir analiz öneriliyor. Sonra filmin yönetmeninin açıklamaları, oyuncuların yorumları ve başka bir içerik üreticisinin bunlara verdiği cevap…
Her biri tek başına oldukça ilgi çekici. Ama hepsi birleştiğinde kendimizi filmin etrafında dönen, bir türlü filmin kendisine ulaşamayan bir içerik döngüsünün içinde bulabiliyoruz. Filmi izlemek için hazırlık yaparken, izleme deneyimimizin nasıl olması gerektiğini başkalarının yorumları üzerinden belirlemeye başlıyoruz. Belki de bazen yapmamız gereken tek şey, o videoyu kapatmak.
Bütün bunların sonunda kendime bir yasak listesi hazırlamayı düşünmüyorum. Bundan sonra fragman izlemeyeceğim, teori okumayacağım, filmler hakkında araştırma yapmayacağım demek hem gerçekçi değil hem de işin eğlencesini kaçırır. Sonuçta burada buluşmamızı sağlayan şey de biraz bu merak. Yalnızca kendimize küçük bir alan bırakabiliriz.
Bir filme, hakkında önceden kurulmuş bütün cümleleri yanımıza almadan gidebiliriz. Bir karakteri ilk kez gördüğümüzde onun hakkında ne düşünüyorsak o düşünceye şans verebiliriz. Bir sahnenin ne anlama geldiğini hemen öğrenmek yerine, biraz zihnimizde dolaşmasına izin verebiliriz. Filmi bitirdiğimizde başkalarının ne düşündüğüne bakmadan önce kendi fikrimizi oluşturabiliriz.
Sonra elbette teorilere dalar, analizleri izler, ayrıntıları araştırırız. Hatta belki de daha önce hiç fark etmediğimiz bir şeyi keşfedip filme yeniden hayran kalırız.
Ama önce filmimizi izleriz.




Yorum Yap