ZOOTROPOLIS’i Harika Mesajı Haricinde De BÜYÜLEYİCİ Kılan 5 Unsur
Baştan bir şeyi söyleyelim: biz bugün soluksuz Zootropolis öveceğiz. Bunu bir yerden para aldığımız, bir sponsorluğumuz olduğu için değil. Filmi seyrettiğimiz, kalbimizin çok özel bir yerine dokunduğunu hissettiğimiz ve samimiyetle herkesin de bu tecrübeyi yaşamasını istediğimiz için yapacağız. Filmin hissiyat ikamesi olan müzikleri zaten şurada listeledik. Sahip olduğu müthiş buddy cop damarı da nerelerden miras aldığıyla şurada anlattık. Şimdi gelin, daha geniş bir plandan bakalım filme. Filmin mesajı haricinde, onu büyüleyici kılan unsurlar ne?
1. Dünyasına Gösterdiği Detay
Zootropolis adını, filmin geçtiği şehirden alıyor. İngilizce’deki adı Zootopia. Ütopya kelimesiyle, hayvanat bahçesi anlamına gelen zoo‘yu birleştirmişler bu isim için ve şehri görünce, bunun neden olduğunu anlıyorsunuz. Disney, belki de animasyon tarihinin en renkli, en detaylı, en çeşitli şehirlerinden birini yaratmış. Farklı boyutlarda olan ve değişik iklim koşullarında yaşayan hayvanların bir arada var olduğu bir şehri, sıfırdan, her detaya müthiş kafa yorarak oluşturmuşlar. Mağazalardaki “kullanım kolaylıkları” bir yana, şehrin farklı mahallelerindeki havalar bambaşka bir yana. Küçük alışkanlıklar, coğrafi farklılıklar, dışarıdan bakınca hemen belli olan küçük yaşayış alışkanlıkları… Ve bunların her biri de müthiş gözüküyor, çünkü…
2. Muhteşem Animasyon Kalitesi
Disney’nin animasyon departmanı, sinema tarihinin en şanlı stüdyolarından biri. Buna hiçbir şüphe yok. Ama bir süre, bu titre sahip olduklarını unutturacak kadar vasat işler çıkarttılar. Üçüncü boyuta o dönemki rakipleri –şimdiki ise kuzenleri– Pixar kadar kudretli geçememişlerdi. Sonra bir şey oldu. Princess and the Frog ile başka bir şey denediler, başardılar ve o dakikadan beri de ikinci rönesans dönemlerini yaşıyorlar. Tangled, Wreck-It Ralph, Frozen, Big Hero 6 gibi işler üst üste müthiş şeyler yapıp, çıtayı dev yükseltmişlerdi. Ve o çıtanın en sert yükseldiği yerlerden biri de animasyon kalitesiydi. Zootropolis zerre bu çıtanın altında ezilmemiş. Hatta beylik bir laf edeyim, Disney’nin elinden çıkmış, en güzel gözüken animasyon!
3. Karakterlerinin Uyumu
Zootropolis’in bir ton cici yan karakteri var. Bazıları Disney ve Pixar filmlerinden aşina olduğumuz arketiplere ait, iş görüyorlar, ama iki yıl sonra kendilerini hatırlayacağınızı sanmam. Bir Bing Bong kadar unutulmaz yan karakteri yok yani filmin. Ancak… Ana karakterlerinin birbirleriyle harika tutmuş bir kimyası var. Bu sadece seslendirenlerle ilgili bir durum değil. Bu durum Amerika dublajında da var, Türkçe dublajında da. Muhtemelen İtalya’da da vardır, Bangladeş’te de. Çünkü mesele sadece oyunculukla ilgili değil. Karakterlerin birinin tilki, birinin tavşan olması; animasyonlardaki o akıcılık, hikayenin bu iki karakteri birbirine doğru pürüzsüzce beslemesi… Her şeyiyle, Hopps ve Wilde, müthiş bir ikililer.
4. Tembelhayvanlar
Zootropolis’i önümüze koyan, haritada dikkat çekilesi bir şey olarak işaretlememize sebep olan şey Kasım ayında çıkan muhteşem tembelhayvan fragmanıydı, bilmem hatırlar mısınız? Hatırlamıyorsanız, bu çok iyi, zira filme gittiğiniz an, ortasına doğru bir yerlerde, gülmekten karnınıza ağrıların girdiğini fark edeceksiniz. Ice Age’deki sincap neydiyse, Madagascar’da o zibidi şarkıyı söyleyen garip hayvanlar neydiyse, bu filmde de tembelhayvanların sekansı aynı şekilde. Filmin göbeğinde bir anda beliren, inanılmaz parlayan, filmden çıkar çıkmaz arkadaşlarınızla tekrar yaşayıp, tekrar katıla katıla güleceğiniz, şahane bir sekans! Güvenin bize!
5. Cem Yılmaz!
https://www.youtube.com/watch?v=WSREsLKmPjQ
Ha bir de bu! Yani zaten filmin şu saydığımız sebeplerden “unutulmaz animasyonlar” listesindeki yeri garantiyken, zaten gerçekten herkesin kulak kabartması gereken bir mesajı varken, zaten Disney ikinci rönesansında kendi koyduğu yüksek çıtayı kendisi tepelere çekmişken; bir de Disney tutmuş, Türkçe dublajı için Cem Yılmaz’la anlaşmış. Yılmaz “İnşallah bu uzun soluklu bir seri olur, takside girdim” diye işi şakaya vursa da, severek yaptığı da çok belli. Zaten animasyon dublajları konusunda tescilli bir geçmişimiz var ülkecek. Eskiden beri gelen, efsane insanlar var bu işlere sesleriyle can veren. Ben bir de bunun üstüne, şöhretli, kariyerli isimler gelip de müthiş işler çıkartınca iyice ikna oluyorum: Bizim dublaj konusunda özel bir eğilimimiz var. Geçen sene Inside Out‘ta Gupse Özay, bu sene Zootropolis’te Cem Yılmaz… N’apıyorsunuz allasen?
Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.
Tüm yazıları (2655)


Yorum Yap