İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Kültür 8 dk okuma

8 Maddede 1948’den Günümüze Arap-İsrail Tarihi: Bu Noktaya Nasıl Geldik?

Alper Akgün
8 Maddede 1948'den Günümüze Arap-İsrail Tarihi: Bu Noktaya Nasıl Geldik?

İsrail’in 18 Haziran tarihinde başlayan kara operasyonu yıllardır sürekli hatırlanıp unutulan Filistin – İsrail çatışmasını bir kez daha önümüze koydu. Unutmak belki de durmayan kanın ve sürüp giden acıları o topraklara gömen, vicdanlarımıza geçici de olsa merhem olan tek şeydi. Fakat bu yazının yazılış amacı tam bu noktadan isyana isyan olarak belirlendi. O yüzden bu yazıda temelde Arap-İsrail çatışmasına özelde ise Filistin soruna dönüm noktası teşkil etmiş sorunları hatırlatmak istedim.  Yıllardır kuru hamaset ya da Hitler’i övmekle son bulan anti-Semitizm yerine var olanı hatırlatmak bu yazının yegane amacıdır. Zalimin yahut mazlumun kim olduğunu bulmak sizin vicdanınıza kalmıştır.

 

1) 1948 Savaşı ve İsrail’in Kuruluşu

Arap-İsrail Savaşı 1

İsrail’in 14 Mayıs 1948’de bağımsızlığını ilan etmesi ve devamında başlayan Arap – İsrail Savaşı, modern tarih yazımında bir başlangıç noktası olarak kabul edilmiştir. Bu tarih iki taraf içinde çok farklı anlamlar ifade etmektedir. İsrail her sene 14 Mayıs gününü bağımsızlık günü olarak kutlarken, Filistin halkı tarafından 15 Mayıs tarihi Nakba Günü (Felaket Günü) olarak adlandırılır.

Savaş, 14 Haziran 1948’te İngiliz mandasının sona ermesi ve Ben Gurion tarafından İsrail devletinin kuruluşunun ilan edilmesinin ardından Arap Birliği’nin ilanıyla başladı. Böylece İngiliz mandasının sona bulması ve İsrail kurulması için terör faaliyetlerinde bulunan Siyonist gruplar ve Arap halkları arasındaki çatışmalar yeni bir noktaya taşındı. Savaş sonunda İsrail devleti kurulurken, Ürdün, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı; Mısır ise Gazze şeridini ele geçirdi. Yüz binlerce Filistinli ise topraklarından ayrılmak zorunda bırakıldı. Bugün hala Filistinli mülteciler sorunu Arap – İsrail çatışmasını temel sorunlarından biri olarak varlığını devam ettirmekte.

 

2) 1967 Savaşı ve Filistin Kimliği

Arap-İsrail Savaşı 2

1967 Savaşı ya da 6 Gün Savaşı’na kadar Filistin sorunu Arap milliyetçiliğinin gölgesinde şekillendi. Özellikle Mısır lideri Cemal Abdülnasır’ın güçlü liderliği ve Arap milliyetçiliğinin artan etkisi Arap dünyası için temel belirleyici haline geldi. Özellikle 1956 Süveyş Krizi’nin Mısır için İsrail’e karşı siyasi bir zafere dönüşmesiyle Filistin Sorunu Arap devleti için bir iç politika aracı olarak da görülmeye başladı. İç politikalarında sıkıntı yaşayan ya da meşruiyet kaygısı güden liderler Filistin sorununu sahipleyici bir siyaset takip ettiler.

Sonuç olarak 1967 Savaşı bu koşullar altında gerçekleşti diyebiliriz; Filistin halkının kaderi Arap devletleri ve İsrail’in iç ve bölgesel politikaları etrafında şekillendi. Savaş Arap devletleri için tam anlamıyla bir hezimete dönüşürken, Filistin halkı kendi davalarının kaderini kendi ellerine almaya karar verdi. Ağır yenilgi sürecinde Arap milliyetçiliği kan kaybedip, rejimler kendi iç sorunlarına dönerken Filistin Kurtuluş Örgütü, Yaser Arafat önderliğindeki El Fetih’in artan etkisiyle uluslar arası bir aktör halini almayı başardı.

“”Bugün bir elimde zeytin dalı, bir elimde kurtuluş savaşı veren birinin silahı var. Zeytin dalını düşürmeyin.”

3) 1973 Savaşı ve El Fetih

Arap-İsrail Savaşı 3
Mısır askerleri Süveyş Kanalı’nın ele geçirmelerini kutluyor

Yom Kippur Savaşı ya da 1973 Arap – İsrail savaşı sonuçları itibariyle sadece bölgesel ve uluslararası sistemi değil bir halkın da kaderinin gidişatını derin bir biçimde etkilemiştir. Suudi Arabistan önderliğindeki OPEC tarafından başlatılan petrol ambargosu belki de ilk kez Filistin halkını dünya gündemine etkili bir biçimde taşımayı başarmıştır. Öte yandan 1979’da Mısır ve İsrail arasındaki barış antlaşması El Fetih’i Filistin sorununun tek muhatabı haline getirirken İslami gruplar da hızla etkisini artırmaya başlıyordu. Kolaylıkla fark edeceğiniz gibi devletlerarasında süregelen sıcak çatışmalar ya da soğuk barışlar arasında Filistin halkı belki de en az bahsettiğimiz konu oluyordu. Çünkü Filistinlilerin çoğunluğu o yıllarda mülteci kamplarında var olma savaşı vermekteydi.

4) Lübnan İç Savaşı – Sabra ve Şatilla Katliamı

Arap-İsrail Savaşı 4

Lübnan’ın bölünmüş etnik yapısı ve FKÖ’nün varlığı kısa sürede Lübnan’daki iç dengeleri değiştirmişti. Sonuç ise dış devletlerin müdahaleleri ile birlikte tahmin edilebilir bir ölçüde gelişti; Lübnan İç Savaşı. Fakat bu kısımda savaşın nedenlerini ya da sonuçlarını uzunca anlatmak niyetinde değilim. Sadece ve sadece Filistin ve İsrail arasındaki mücadelenin ne kadar asimetrik bir yapısı olduğu göstermek için Sabra ve Şatilla katliamından bahsedeceğim. 16 Eylül 1982’de aşırı sağcı Hıristiyan Falanjist grupları Sabra ve Şatilla’daki mülteci kamplarına büyük bir saldırı başlattı. Bugün bile sayı tartışmalı olmakla birlikte, 760 ile 3500 arasında değişen sayılarda kişi bu vahşi saldırı sonucundan hayatını kaybetti. Daha sonrasında yapılan soruşturmalar Ariel Sharon ve Hıristiyan Falanjist gruplar arasındaki bağlantıları açıkça koymasına rağmen Ariel Sharon ciddi bir yaptırımla karşılaşmadı.

5) İntifada

Arap-İsrail Savaşı 5

Filistin halkının İsrail’e karşı başlattığı geniş çaplı bu direniş hareketi bir trafik kazasının sonucuydu esasında. İsrail’e ait bir askeri araç ve bir sivil araç çarpışmış, kaza sonucunda 4 Filistinli hayatını kaybetmişti. Filistin halkı açısından bu olay basit bir trafik kazasından daha fazlasıydı bu yüzden kısa sürede İntifada sivil itaatsizlik, boykot ve diğer başka eylemleri de içeren geniş kapsamlı bir direniş hareketine dönüştü. İntifada sonucunda uluslararası kamuoyu sorunun çift taraflı olduğunu ve Filistin tarafına da ses verilmesi gerektiğini kabul ediyordu. Bunun yanında İntifada’nın etkinliği ve genç Filistinlilerin aktif katılımı iki tarafın birbirini muhatap alacağı barış görüşmelerine de bir basamak olacaktı.

6) Barış Hala Çok Uzak

Arap-İsrail Savaşı 6
İzak Rabin – Bill Clinton – Yaser Arafat

Madrid’den başlayıp Oslo’ya varan süreçte barış ve uzlaşıyı sağlama açısından iki tarafta ciddi adımlar atmasına rağmen yapılan anlaşmalar Filistin – İsrail sorunun temel problemlerini çözmekten çok uzaktaydı. Özellikle mülteci problem ve sınırların belirlenmesi konuları barış görüşmelerinin dışında bırakılmıştı. İki taraf da biliyordu ki mülteci sorunu devam ettiği sürece mutlak bir barışı sağlamak mümkün değildi ancak bu konuyu masaya getirmek ise görüşmeleri başlamadan bitirebilirdi. İzak Rabin’in aşırı sağcı bir Ortodoks Yahudi tarafından öldürülmesi ise imzalanan Oslo Anlaşmalarına rağmen barışın hala ne kadar uzakta olduğunun çarpıcı bir örneğiydi. Bununla birlikte Gazze ve Batı Şeria’da yönetimin Filistin’e ait olacağı yönetim birimleri kurulması Filistin halkı için önemli bir dönem noktasıydı.

7) İkinci İntifada

Arap-İsrail Savaşı 7
Ariel Sharon’un El Aksa Camii’nin ziyareti

2000 yılında düzenlenen Camp David görüşmelerinde Filistin ve İsrail tarafları kendi isteklerini kabul ettirememiş ve sonuç olarak iki taraf da birbirini ağır bir biçimde suçlama yolunu tercih etmişti. Tam da bu tansiyonun yüksek olduğu dönemde, Ariel Sharon’un Müslümanlarca kutsal kabul edilen El Aksa Camii’nin bulunduğu Tapınak Tepesi’ni ziyaret etmesi üzerine Filistin halkı İkinci İntifada hareketini başlattı. Yaklaşık 5 yıla yakın bir süre devam eden İntifada iki taraf ciddi askeri ve sivil kayıplarına uğradı. Öte yandan Birinci ve İkinci İntifada Hamas’ın yükselişine de basamak hazırladı. El Fetih hakkında artan yolsuzluk söylentileri ve Hamas’ın İntifada döneminde halkla kurduğu yakın ilişkiler sonucundan, Hamas Filistin sorununda etkin bir aktör haline gelmeyi başardı.

 

8) İntifada’dan Günümüze

Arap-İsrail Savaşı 8

İntifada’nın son bulduğu 2005 yılından beri Filistin – İsrail ilişkileri, Hamas’ın artan faaliyetleri ile birlikte, Gazze üzerinden giden bir hal aldı. 2008’deki Dökme Kurşun Operasyonu, 2012’de düzenlenen Bulut Sütunu Operasyonu ve son olarak devam etmekte olan gelişmeler bu durumu doğrular nitelikte. Bu durum aynı zamanda gün geçtikçe Gazze’deki insani koşulların daha kötüye gitmesine de yol açıyor. Karadan ve denizden devam eden İsrail ablukası ve Mısır kontrolündeki Refah sınır kapısının durumu Gazze halkının insani yardımlara ulaşmasını ciddi ölçüde engelliyor. 360 kilometrekarelik yüzölçümüyle 1 milyondan fazla insanın yaşadığı Gazze savaşın dışındaki zamanlarda da hatırlanmalı.

Bu hatırlama bir dini ya da ideolojik hassasiyetten ziyade insani bir duruş içerisinde sergilenmelidir.

Ancak insani bir duruşla ve vicdani bir bakış açısıyla Filistin sorununda esas önemli olanın insan olduğu anlaşılabilir.

 

Gazze – 2014

Alper Akgün

Alper, ODTÜ'nün Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu, şu an aynı üniversitenin Orta Doğu Çalışmaları bölümünde yüksek lisans yapıyor ve Atılım Üniversitesi'nde yine aynı alanda Araştırma Görevlisi olarak çalışıyor. Takip için, @alprakgun

Tüm yazıları (1)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.