İlk fantastik dünyana ne zaman bulaştın bilmiyorum pek sevgili okur. Serde geeklik olduğunda bu işler yaşa başa bakmaz, zaten bir zamanların dışlanmışlarıyla dolu localarda, eşikten içeri dalarken kimlik sorgulaması yapılması caiz değil. Haşa, haddimize olsun. Ancak kuvvetli bir ihtimaldir ki, çocukken düştünse bu sevdaya; bir dev cübbesi kadar uzun, Daidalos’un labirentleri kadar dolambaçlı ve de ulu kartalların gözünden ırak yolları aşarak geldin buraya.

Belki daha on birinci yaş gününden evvel, kadim ülkelerde ismi bilinmez yaratıklara ses oldun. Saman sarısı sayfalarda, sırtını dayadığın dostlarınla günü ve evreni kurtarmanın cazibesine kapıldın. Bir damla iksir için ifritlerle ahbaplık ettin karanlık ormanlarda. Ve dahası, henüz gençliğinin baharında olduğunu kavramadan; o çok sevdiğin serinin bir sonraki kitabının, filminin, albümünün çıkacağı günlere koydun milatlarını. Kitapçıların önlerinde bekledin, sabrettin, parmak hesaplarıyla tükettin zamanını. Kavuşunca da buram buram taze kağıt kokusuna, göğsüne bastırıp zıpladın kaldırımlarda. Gollum’u çok önceleri anladın aslında.

Tüm bunları da ne gözünün ağrısına ne de bu kadar da kaptırılmaz ki serzenişlerine aldırmadan yaptın muhtemelen. Ve bu yazıya tıkladığına göre, senin ve benim gibilerin, yani başı tuhaflık ve ötekilik etiketiyle sıkışmış çocukluğu olanların nezdinde, Harry Potter o en özel dünyalardan biriydi işte.

Harry Potter

Gelecek postasının son baskısını kaçırdım, farkındayım. Wizarding World semalarından Harry Potter ve Felsefe Taşı olarak çıkıp gelen dizinin tanıtım fragmanı, geçen hafta yayınlandı çünkü. Rita Skeeter’ın kibirden keskin tüy kaleminin fersah fersah ötemde bitiş çizgisini geçtiğine şahittim üstelik. Bu 2015’te falan olsa geeklikten aforoz sebebiydi, 2019 dolaylarında ayıptı, yerinesiydi. 2026’da ise utanmam gereken bir gerçek değil bu, gel anlaşalım sayın okur. Kelimelerimi tökezleten çelişkilerimin her birini yıllar içinde bizzat Rowling döşedi. Ama madem buradayız artık, nedenleri yazının sonuna kalsın. Biz şimdi püfürlerin kapağını açıp ışığı geri salalım dünyaya ve fragmanın künyesine, adettendir diyerek bir bakalım.

HBO fragmanının belirttiğine göre; sağ kalan çocuk, kim-olduğunu-bilirsin-senle ya da adı batsın, Voldemort’la yılları alan düellosuna, HBO ve HBO: Max kanatları altında bir kez daha, 25 Aralık 2026’da çıkacak. Yani büyü, muggle dünyamıza noel ışıkları altında geri dönecek.

Yayınlandığı günden beridir çığırtkan mektuplar her yerde kendini paralıyor, geek olsun olmasın; tüm medyanın dili, 48 saat içinde 277 milyon izlenmeyle rakip rekorları geride bırakan fragmanın debdebesiyle çalkalanıyor. Ve ne yalan söyleyeyim, fragman olmuş dedirtiyor. Hedwig’in yeni Potter’ının Dominic McLaughlin oluşunu hafiften alıştırıyor göze. Arabella Stanton’un Hermione’yi çok tadında sırtlanacağını ve Alastairs Stout’un Ron Weasley’nin kitaplardaki hakkını vereceğini vaad ediyor. Draco Malfoy’un pelerinini ve şımarıklığını Lox Pratt’e emanet ederken, Dumbledore’un hilal gözlüklerini taşıyacak olanınsa yetenekli fakat beni yaşıyla düşündüren John Lithglow olduğunu doğruluyor. Janet Mcteer’ın Minerva McGonagall’ı kapması, Severus Snape rolünün ise çokça polemik kopartarak Paapa Esidou’ya gitmesi; görünen köyümüzdeki bilgiler.

Yönetmen koltuğundaysa Succession ve Game of Thrones gibi kitlenin gözü üstünde yapımlara alışkın olan Mark Mylod oturacakmış. Ayrıca hype ateşini harlı tutmak üzere, HBO üzerinden set arkası ve oyuncu seçimlerinin konuşulduğu, Finding Harry: The Craft Behind the Magic adlı özel bir yapım da 5 Nisan’da yayınlanacak.

Fragmana genel bir bakış attığımızda, snitch peşindeymişiz gibi kalbimizi hoplatan duygu sellerine kapılmamak olası değil. Bir kere tam teşekküllü doksanlar estetiği seyrimize amade. Kitapların tamamının yayınlanmasının bize bıraktığı müthiş bir hava sahası bu. Artık kitaplarla filmlerin çıkış sırasının kapıştığı 2000’li yıllarda değiliz ve maceranın uzam ve zamanı, sonu ve başı belli.

Öte yandan formatın dizi olması ve her kitaba bir sezonun ayrılacağı bilgisi de filmlere sığmayan ayrıntıların kıskıvrak yakalanacağını gösteriyor. Tıpkı Bel Powley’nin Petunia teyzesinin mutfak makasıyla Harry’nin delişmen saçlarına girişmesi gibi. Tıpkı Harry ile sohbet eden Nick Frost’un canlandırdığı Hagrid’in metro sahnesine, bu kez ekranlarda kavuşmamız gibi.

Bu sahne film için de çekilip sonradan kesildiği için karşılaştırma fırsatı var elimizde. Zamanın kendi kum saatini yirmi beş yılla kendisinin çevirdiği nadir anlardan birindeyiz. Sekans sekans aynı dar alandaki yorum farklılıklarını incelemek çok ilginç. Ve elimde değil… yürek burkucu. Hem bu sahnede hem de Hogwarts’ta Minerva McGonagall’ın öğrencileri karşılamasını izlerken, Robbie Coltrane’lu ve Maggie Smith’li fragmanları izlemenin heyecanını, bir daha asla yaşamayacak olmanın önce farkındalığı yayıldı yüreğime, sonra yaşları yürüdü gözüme. Bize kalan en anlamlı hediye, anılarıdır diyerek arkalarından ışıklar yollamak istiyorum: Lumos, Lumos ve ebediyete dek Lumos...

Fragmanın geri kalanına dair ise söyleyecek pek bir lafım yok. Her şey kitaba göre kıvamında ve biraz da eleştirilen şekliyle karanlık. HBO’nun bir sonraki büyük hiti için set dekorları tamam, saatler geri sayıma ayarlanmış görünüyor. Hogwarts merdivenleri, pelerinler, seçmen şapka, sınıflar, bitki bilim serası, istasyon ve tren şimdiden tanıdık yoldaşlar. Dumbledore bile öğrencilerini tekrar karşılamaya hevesli duruyor. Yalnızca Paapa Esidou’nun Severus Snape’inin vampirimsi, sağlıksız görünümü tutturmamış olması kafamı kurcalasa da dizi başlayınca anlaşılır diyerek davayı kapatıyorum.  

Harry Potter- Ölüm Yadigarları filminin birinci bölümünü sinemada izlemiş olsam da vedalaşmaya hazır değilim diyerek, ikincisini dört- beş sene sonra ancak izleyebildim ben. Hatta John Williams’ın seri boyunca dokuduğu tema müziklerinin; kışkırtıcı, ecinnili ve sonuna kadar çocukluğumuzun olan melodileri de son kez kulaklarımı doldurduğunda, kendimi teskin etmem gayret gerektirmişti. 2011 yılını geri dönüşü olmayan bir tünel, nihai veda sanıyordum çünkü. Oysa o günden bugüne ne kadar yanıldığım ortaya çıktı.

Kısa duraklamalarla çocukluğumuzdan yetişkinliğimize depar attı Harry Potter. Ve evrenini de Wizarding World adında markalaştırdı Joanna K. Rowling. Zamanının Pottermore sitesinde yayınlanan kısa hikayeler, dimağımızda adı gibi biraz lanetli kalan Lanetli Çocuk tiyatro oyunu ve kitabı, başarısı çokça tartışmalı Fantastik Canavarlar serisinden üç film ve son olarak 2023’de çıkan Hogwarts: Legacy oyunu derken inatla, ben bitmedim de gitmedim de dedi. Her kitabı bir sezona çevirmeyi planlayan diziyle de önümüzdeki on yılı çoktan kapatmışa benziyor. Serinin şanlı günlerini geri istiyor İngiliz yazar. Kimi haklı serzenişlerle filmler ne ara eskidi de yeni çekime kapı açıldı diyenler bir tarafa, öngörülebilir bir ticari hamle bu.

Neticede şirketlerin sindirebildiği yegâne yiyecek para. Ve bu tanrı yiyeceğine ulaşmak uğruna, çiğnenmeyecek kutsal yok. Ulaşılan rakamlara bakılırsa da Wizarding World markası uzak, çok uzak galaksilerin çağına kadar yanı başımızda olacağa benziyor. Ömrümüzün dörtte ikisini kapatan seri, yaşlılığımıza bile talip olabilir anlayacağınız. Bu da bir miktar, zamanında edilmiş vedaların ağırlığını kendi içine göçen bir yıldız misali sönümlemiyor değil.

Ve fakat yanlış anlaşılmak da istemem. Cümlenin peşin hükme ermesini engelleyen bir miktar kelime grubuna dikkatini çekerim. Evet, önce kitaplar ardından film serisine, 15 yıl önce edilen vedanın ağır hükmünü yitirdiğini söylüyorum. Sözümde kararlıyım ama tastamam bir yargı değil bu: Noksan, yeşil mürekkepli mektuplar gibi alıcısına teslim edilemeyen. Çünkü 2011 yılında seriye koca bir nesil olarak veda etmemizin kederi, sadece destansı maceranın bitmesine değildi. Bugün ne yaparsak yapalım, geri gelmeyecek olan hayatımızın ilk dönemineydi de.

Harry, Hermione ve Ron’la aynı zamanlarda dirsek çürüttüğümüz okul yıllarınaydı. Geleceğimizi şekillendiren buhranlı gençlik döneminde, kahvaltı masasına serilmiş bir gazete haberinden bizi yakalayan ergen Harry ve arkadaşlarınaydı. İlk kalp kırıklıklarını yastığımıza ve kitap sayfalarına gömüşümüzdeki teselliyeydi. İnternetin ücra köşelerinden girdiğimiz ve sadece takma adlarla var olunan forumlarda; ortak yaratıcılıklarımızı konuşturup fan teorileri, resimler, hikayeler, Potter Puppet Pals kadar özgün işlere mizahlar üretmeyeydi. O kıvılcımı içimizde çaktırışınaydı. Yol dönemeçliydi ve herkes yaratıcılık azığından bir şeyler çıkartıp koymuştu ortaya. Yoldaşlığımız başkaydı, e kolay mı? Biz büyürken büyüdü Hary, Ron, Hermione ve bilimum bina arkadaşları. Ve şimdi dizi fragmanı gösterdi ki, artık yeni çocukların onlarla büyüme vakti.

İşbu fragmanla içleri sızlayanlar orada mısınız? Bu satırların başında benim gibi bir parça melankolik, J.K. Rowling’in çıkarttığı tartışmalardan bağımsız kendini buruk hissedenler?

Bu maceranın tutkunları için zamanında ne kadar özel olduğunu hiçbir kanun, kanunsuzluk ve ”Hermione ve Ron’dan çift olmayacağını zamanla ben de gördüm aslında” benzeri hadsiz söylem değiştiremez. Çünkü içinde en az büyü kadar kıymetli ve nadir görünen kabul edilmişlik vardı Harry Potter’ın. Gizemli ve tehlike dolu koridorlarını uçarı kahkahalarla dolduran yuva denilen bir okul vardı. Gözünün içine bakıp derdini anlatmanı bekleyen baba figürleri ya da gel, bu macerada da birlikte McGonagall’dan fırça yiyelim diyebilecek kadar yürek yemiş sıra arkadaşları vardı. Yalnız kalmayasın ve okulu kaçırma diye uçup gelen arabalarda, parmaklıklara hapsedilmiş gençliğini kurtaran dostlar vardı.

Neredeyse başsız ama kibar hayaletler de dahildi hikayeye, hayatın acı doğrularını keşfetmek için karşına çıkacak aynalar da sırlardan gizlenebileceğin pelerinler de. Weasleyler sayesinde yeşeren aile sevgisi, Dumbledore’un muzip yol göstericiliği az şey miydi o yaşlardaki çocuklar için?

Seni bilmem ama ben nostalji hissinin buram buram kalbime bastırdığı mutlu günleri hatırladım, fragmana bakarken sevgili okur. Yetişkinliğin çetrefilli koridorlarından uzakta oluşumuzu, maceralarımıza politik lekelerin değmeyişini, geleceğin bankasındaki günlerimizin fazla fazla oluşunu… Harry’nin asasının parlaklığıyla, henüz okumaktan yazmaktan bihaber olduğum çağlarımda, televizyon ekranından tanıştığım o alalade akşam üstünü ve hayal alemlerine sonsuza dek bağlanacağını sezen o küçük kızı…

Kalbin en derin arzularını yansıtan gençlik dileklerimin karşısında, hayal kurmaktan asla vazgeçmeyeceğime yeminler ediyorum fragmanın vesilesiyle. Ve kendi adıma Harry ve arkadaşlarından alacağım en önemli hatıra budur, buraya kadardır diyorum. Geçmişte yapılmış her işini anı defteri gibi tüketmeye ve işlemeye devam edeceğim. Ama maalesef buruk bir şekilde, diziyi izleyin önerisi yapamıyorum. Yazının en başında söylediğim gibi, suç yok ortada. Hogwarts mektubunu sakladığımız günler için utanç duymamalıydık. Nereden baksan yapayalnız Privet Drive sokağı günlerini bir kabusmuşçasına silivermeliydik.

Ama… bildiğin gibi, biz büyüdük ve kirlendi dünya.  

Joanna Kathleen Rowling için bugün savunacağım bir kelime, söylevlerini aklayabilmeye harcayacak nefesim yok. Yetenekli bir kadın yazar olarak 1997’de basılan Harry Potter ve Felsefe Taşı kitabıyla istediği işi yapabilme, finansal özgürlüğünü ve hayal gücünü kurabilme hamlesine hala bayılıyorum ve gıpta ediyorum. Çocukluğumu, muzip büyülerle değiştiren vizyonu kucaklıyorum. Ancak özellikle 2020 yılından bu yana gündeme taşıdığı ayrımcılık söylemleri, bunu Voldemortvari ve hatta Grindelwald kibrine kadar varan bir güvenle yinelemesi, ruh emicilerin tuzağına yakalanmışız hissinden başka bir şeye yaramıyor. Ve tüm bunlara rağmen yeni dizinin yürütücü yapımcılarından birisinin ta kendisi olması, hevesimi boğuyor.

Çocukken sevilen fantastik eserlerin handikabı biraz bu. Onulmaz, hesap verilmez bir aidiyet duyuyorsun o dünyaya. Benim, bizim diyorsun tüm masumiyetinle. Sonra yaratıcısının fikirleriyle, arka planda dönen ticari akıllarla ters düşebiliyorsun bir noktada. Gönül rahatıyla yaşından başından utanmadan fanlık yaptırmıyorlar sana. Bu gibi durumlarda nasıl tavırlar alınmalı gerçekten?  Tövbe edip o dünyadan tümden çekilmeli mi yoksa sermaye ve ihanet onlarınsa hayal gücü bizimdir deyip sevgimizi, hiç değilse kilitli sandıklarda korumaya devam mı etmeli? Yorumlar sizin.

Author

Alternatif evreninde voleybolcu olamayan versiyon. Düşünce satıcısı, hikaye koleksiyoncusu. Ayrıca yanaklı birey. Bence dünyanın hayallere, hayallerin kelimelere ihtiyacı var.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.