Lanterns: Sarı Hazırlan, Yeşil Geç
Kabul edelim, Lanterns dizisi ilk duyurulduğunda herhangi bir heyecan yaratmadı bizlerde.
Ancak yavaş yavaş yayın tarihi yaklaşırken, tahmin ediyorum ki hepimizin all-time dizi listesinde yukarılarda olan True Detective yapımcısı Chris Mundy işin içinde olunca bir hype çufçufuna bindik.
Dizinin ilk bölümünden itibaren genel manada aynı amaca hizmet eden ancak birbirine taban tabana zıt iki ana karakterin uyumsuzluğu, hemen tebessümle karakterleri benimsememize yol açtı.
Bunun yanında senaryomuz da biz geekler için ilgi çekici, sürükleyici ve merak uyandırıcı olduğundan, çok hızlıca hafta hafta beklediğimiz bir yapıma dönüştü.
Düşük bütçesi, mütevazı görsel efekt kullanımı ve daha önce çok kenarda gördüğümüz cast seçimleriyle büyük patlamalar, uçan süper kahramanlar vaat edilmiyor bize. Ancak çok sağlam bir senaryo dinamiği ve gayet yeterli oyunculuklar sunuyor bize Lanterns.James Gunn’ın Superman’ini izledik ve genel olarak beğendik. İşte bu dizi de tam olarak bu evrende geçiyor.
Hepimizin içinde ukde kalan, defalarca çok başarısız denemeleriyle hayal kırıklığı yaratan DC evrenine ekilmiş çok sağlam bir tohum bence Lanterns.
Şimdi gelelim dizi hakkındaki detaylı yorumlarıma.

Lanterns, tüm Green Lantern çizgi romanlarında sempatik bulduğumuz, şimdilerde Deadpool’umuz Ryan Reynolds’ın bir dönem Green Lantern filminde oyunculuk anlamında başarılı olduğu Hal Jordan karakterini ele alıyor.
Canımız Hal’ımız artık yaş almış, oldukça tecrübelenmiş ancak o muzip karakterinden hiç ödün vermeden, keskin esprileri ve umursamaz tavırları ile karşımızda. Buna rağmen görev bilinci yüksek, uzay polisi sorumluluğunu kendi bildiği şekilde omuzlarında taşıyan bir süper kahraman.
Tavrı, tarzı ve muzip hâlleriyle bu karaktere bağlansak da benim en sevdiğim yanı, çok insani bir yapıda resmedilmesi oldu.
Kot pantolon, kahverengi bir ceket ve yaşından hafif kırlaşmış dağınık bir saç.
Bu, kafamdaki süper kahraman resmine oldukça uzak. Tercihi bu anlamda sevdim diyebilirim.

Hız kesmeden gelelim John Stewart karakterimize.
Oyuncusu İngiliz Aaron Pierre, bence yıldızı parlayan ve gelecekte iyi yapımlarda görmeyi beklediğim seviye iyi bir oyuncu. Lanterns‘da gayet iyi duruyor ve diziyi yeni sezona taşıyor diyebiliriz.
Karaktere yazılan backstory oldukça travmatik ve derin anlamlar içeriyor.
Çocuk yetiştirme, anne baba olmak, çocukla kurulan iletişim konularında neleri yapmayacağımızı gayet iyi gösteriyor.
Güncel, günümüz sorunlarına çok atıfta bulunan bir yapım olmuş Lanterns. Hatta bazen biraz abartı bulduğum woke tarafları yok değildi. Çok rahatsız etmese de yaşadığımız coğrafya neticesinde siyahi ırkçılığından bihaber olan bizler tam olarak dertlenemiyoruz bu konu hakkında.
Ancak parent issue, çok daha kendimizi bulduğumuz bir alan olarak çarptı yüzüme.
Burada çok öznel ve spesifik dertleri ele alarak bizim yorumumuza ve değerlendirmemize bırakılan birçok sekans vardı.
Sadece John Stewart’la değil, dizi birçok zaman çizgisinde gidip geliyor ve bu sebeple her jenerasyon ebeveyn-çocuk ilişkisini gözlemleyebiliyoruz.
Hal Jordan ve babası, Noah ve annesi Şerif Kerry Kane, John Stewart ve ailesi bunlara çeşitli örnekler.

Hikâye kısmına geçecek olursak…
Dizinin her bölümünden sonra her çeşit teoriye maruz kaldık. “Çizgi roman evreninde şöyleydi”, “Bir Batman serisinin bir sayısının bir sayfasının kenarında şu görünmüştü” derken dizi kendi çizgisini yaratmaktan hiç çekinmedi.
Kendi içinde tutarlı olunca bu tarz değişimler kaynak materyale bir saygısızlık değil, zenginlik katıyor bence.
Bu konuda en iyi örneğim hep Yüzüklerin Efendisi: İki Kule‘de Miğfer Dibi Savaşı’na elflerin desteğe gelmesidir.
Green Lantern organizasyonun amiri diyebileceğimiz Guardians’lar, sektör 2814, yani dünyamızın koruyucu bekçisi olarak Hal Jordan’ı görevde tutuyor.
Hal Jordan’ın yüzük tarafından Lantern olarak seçilmesi, Abin Sur’un dünyamıza gelişi ve yaşanan olaylara girmeme tercihi, hem bütçesel hem de hikâyesel anlamda çok doğru tercih olmuş.
Az önce de belirttiğim gibi Hal Jordan yaş almış ve yüzüğü devretmesine karar verilmiş bir Lantern artık.
Devir için seçilen kişi de Hal Jordan’dan önce yüzüğün seçimi olan, bizim John’un babası, Beye’nin oğlu olan John Stewart.
Korkusuna yenik düşüp yüzükten olan bu adam ve eşi, yıllardır bu pişmanlık hissini yenemeden küçük John’u Lantern olmak için hazırlıyor. Hatta bununla alakalı bir filler bölümün üstüne ara ara flashback’ler gördük.
Ve Guardians bu hazırlığın bilincinde olacak ki Hal Jordan’ın yanına iş başı eğitim modeliyle John Stewart’ı koyuyor.
Ancak Hal’ımız bu durumdan memnuniyetsiz. Güç bir anlamda onu da yozlaştırmış ve paylaşmak, devretmek istemiyor.

Hikâyenin ana ritmini bu belirlese de Rushville kasabasında yaşanan bir cinayet olayını çözmek üzerine görev alan ikilimiz, burada Manhunter tehdidiyle karşı karşıya geliyor.
Manhunter’ların Sektör 666’nın Guardians tarafından yok edilmesi ve tüm Manhunter’ların sürgün edilmesinden sonra canlı kalan 5 Manhunter’dan biri olduğunu dizi sürecinde doğruladığımız Zoe karakterinin ortaya çıkarılması ve mücadele edilmesiyle sürüp giderken, evrene karşı oluşmuş en büyük tehditlerden biri olan ve yine sağ kalan 5 Manhunter’dan biri olan Red Lantern, yani Öfke Feneri’nin kurucusu Atrocitus’un diziye girmiş Antaan karakteri olarak karşımıza çıkmış olma ihtimali de biz geekleri heyecanlandırdı diyebilirim.

Dizinin yan karakterlerinden Şerif Kerry Kane’i ele alırsak, geçmişi karanlık ve Gotham’la bağlantılı olduğunu, peşinde birilerinin olduğunu sırada Zoe’yle karşılaşıp onun tarafından içinde bulunduğu durumdan kurtarılıp Manhunter mucizesi teknolojiye maruz kalan ilk isimlerden.
Bu anlamda tam ne ifade ettiğini bilmeden Zoe’ye manevi bir borç hisseden Kerry, bir de aylardır cinsel bir birliktelik yaşamamasına rağmen Zoe’den sonra hamile olduğunu öğreniyor.
Bu da bizi Noah karakteri üzerine biraz konuşmaya itiyor.

Noah, bir Manhunter-insan melezi diyebiliriz.
Çocuk yaşında Zoe’nin onunla özel şekilde ilgilenip neredeyse soyunu devam ettirecek bir varis olarak belirlediğini, final bölümünü izledikten sonra daha da iyi anlamış oluyoruz.
Ancak Noah, insani ve Manhunter tarafı birbirine sürekli baskın gelen bir ikilem içinde yaşayan, son sınıf popüler bir lise öğrencisi.
Dizinin final bölümünde yüzüğü ve Sinestro’nun yeni oluşturduğu fenere sahip olmuş olsa da bunu John’a bırakması ve her şeyden vazgeçip, tıpkı Zoe gibi ölümünü talep etmesi, bir Manhunter’a duyabileceğimiz en sıcak duyguları bize anlıkta olsa yaşattı.

Sinestro karakteri ise bu denli ekran süresi az olmasına karşın çok etkilendiğim bir karakter oldu.
Başına buyruk davranarak inandığı doğrular için bir Guardian’ı öldürüp korkunun fenerini yaratacak olması, hapis tutulduğu yerden manipülasyonlarıyla kurtulup kendi fenerine katkı sağlayacağına inandığı John’u yanına çekmesi ve kırmızı, kavruk teni…
Sinestro, çizgi romanlarda da oldukça etkin bir karakter olarak çıktı karşımıza hep.
Ben daha fazla ekran süresi olacağını düşünüyordum ancak vermesi gereken etkiyi tam anlamıyla almışım gibi, tatmin ayrıldım diziden.
Ayrıca fiziksel olarak kısıtlı bir şekilde bırakılsa da Sinestro can vermedi. Önümüzdeki süreçte onu göreceğimizi düşünüyorum.

Nereye gider?
John, resmî olarak Sektör 2814’ün görevli Lantern’ı Guy Gardner’ı ayağına kadar çağırıp postasını koyuyor; tüm Guardians’lara ve Green Lantern Corps’a resmen bir başkaldırıda bulunuyor diyebiliriz.
Guy Gardner’ın burada oldukça pasif gösterilmesinden rahatsız olsam da gelecek sezonda John’u bekleyen şeylere bir altyapı hazırladığını düşündüğüm bu sahneyi kabullendim.
Gelecek sezon Sinestro, bırakıldığı gezegenden bir şekilde çıkıp John ile buluşacak ve sinyallerini çok güçlü bir şekilde aldığımız korku spektrumu, sarı fenerin ilk fenerlerinden biri resmî olarak John Stewart olacak gibi düşünüyorum.
John’u buna iten şeyin, ise finalde gereken tepkiyi göstermediğini düşündüğüm Guy Gardner’ın gezegen Oa’ya gidip olanı biteni Guardians’lara anlatması olacağını düşünüyorum. Bunun üzerine Guardians’ın, Guy’ın da belirttiği gibi, gerçekten bir ordu gönderme ihtimali var.
Toy bir fener olan John, bu aşamada Sinestro’yla güçlerini tam manada birleştirebilir diye düşünüyorum.

Bizi bu şekilde gelişmeyen bir 2. sezon da bekliyor olabilir çünkü gerçekten kısıtlı bir bütçe ile yapılmış bir ilk sezon geçirdik.
Aynı şekilde devam edilecekse yine çok çok derin ve komplike bir senaryoya ihtiyaç var. Buna da okeyiz ancak insan biraz da bir şeyler görmek istiyor diyelim.
Ayrıca bir başka beklentim de Sinestro’nun da içinde olduğu bir düzende Hal Jordan’ın geri dönecek olması. Bunu sanırım hepimiz isteriz.
Özetle ben Lanterns‘ı sevdim. Puan verecek olsam 7.5/10 olurdu.
Not: Tamamen öznel bir yazı oldu. Kaynak materyal milliyetçiliği yapan kişilerin okuması sakıncalı bir yazıdır. Ben de sizdenim, anlıyorum. Bknz. Ring of Power 🙁

Yorum Yap