İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Dizi 7 dk okuma

Muhteşem Yüzyıl vs. House of the Dragon: Ejderhaları İyi Olan mı Kazansın?

Ruken Barış Ruken Barış
House of the Dragon'dan Alicent ve Muhteşem Yüzyıl'dan Hürrem karşı karşıya
Görsel: House of the Dragon ve Muhteşem Yüzyıl tanıtım görsellerinden birleştirildi (TMDB)

Eğer geçen haftalarda internetin House of the Dragon veya Muhteşem Yüzyıl konuşan herhangi bir köşesinde bulunduysanız iki hayran kitlesinin arasında esen soğuk yelleri ve birbirlerine karşı ürettikleri argümanları da eminim ki görmüşsünüzdür.

“Fan war” yeni bir şey değil elbette ki. Bana göre de, en nihayetinde şuna çıktığı için izlemesi çok zevkli bir fenomen: “Bu anlatı daha iyi çünkü şunu şunu içeriyor ve şunu şunu içermiyor.” Benim beğendiğim anlatı daha iyi, çünkü böyle. Çünkü neden? Tartışılmaz olan zevk ve renkleri tartışmaya açtığınız anda çok keyifli düşünce deneylerine de yol açıyorsunuz.

Bu yazı elbette ki iki dizinin bir karşılaştırması değil. Böylesi zevk ve renk tartışmak kadar yüzeysel olurdu nitekim. Ayrıca dizilerden birini hiç, ötekisini ise yarım izlemiş birinin altından kalkabileceği bir görev olmazdı. Aksine, ben bir anlatı insanları neresiyle çeker ve neresiyle iter bunu tartışmaya açmak için yazıyorum. Bu iki örnek neden güzel, çünkü Emmy ödüllü bir diziyi bir Türk dizisiyle kıyaslamanın bile kulağa komik gelmesi bize çok şey anlatıyor. Ki her biri de benim herhangi bir fırsatta söylemek için can attığım şeyler.

İki dizinin de bambaşka kulvarlarda olduğu oldukça bariz. İkisinin de farklı hikayeler anlatmak istediklerini, farklı araçlar kullanacaklarını ve bambaşka coğrafyaların dertlerini konu alacaklarını da ilk bakışta görebiliyoruz. Birisi tarihi gerçekliğe kurgu eklemiş. Öteki tamamen kurgusal bir evrenin tarihi anlatısı. Evvela bazı putları yıkmaya başlamalıyız o halde: Biri ötekinden üstün diyemiyorum ben.

Ama örneğin ortalama bir Muhteşem Yüzyıl fanı ne diyor?

Bu tartışma özellikle Twitter’da geçen aylarda alevlendiğine hikayenin gerçekliği pek çok Muhteşem Yüzyıl fanı için önemli bir müdafaa noktasıydı. Fantastik bir diziye kıyasla sırf tarihi gerçekleri anlattığı için daha değerli bir anlatı olduğunu iddia eden hayranlar vardı, “Bizimki gerçek bir hükümdar ve çevresindeki gerçek tarihi figürleri anlatıyor, dolayısıyla da daha iyi” demeye çıkan, birazcık daha kaba ifade edilmiş çok fazla gönderi gördüğümü söyleyebilirim. Elbette bu çok zayıfça bir argüman. Gerçekten yaşanmış olmak bir anlatıyı bir anda daha üstün yapabilir mi? Bir diziyi daha iyi kılabilir mi? Yani dünya tarihindeki tüm masalları gerçekten yaşanmadıkları için bir anda çöpe atmayacaksak ben de bu argümanı atlamak zorundayım.

hbo house of the dragon game of thrones

Peki Game of Thrones veya House of the Dragon fanları ne diyor?

Daha makul argümanlar: bütçe farkı. Süre farkı. Bunlar da yine bir diziyi yerden yere vurmak için kurgulanmış argümanlar olsa da realist bir yanı var: Reklamlarla bezenebilmek için uzatılmış bir dizidense klasik batı televizyonunun kısıtlı süre ve bölüm sayısı daha tercih edilebilir bir seyir zevki sunmuyor mu? Burası böyle, ben kim olarak bunu inkar edeceğim? Yüzlerce bölüm ve her bölümde yüzlerce dakika benim de her daim cebimden çıkarıp vermek istediğim bir ilgi değil. Bu konuda oldukça Batılı kafalıyım, seyir zevkim ne çok kısa ne çok uzun ürünlere yöneliyor. Ama bir başka gerçek de var. Pembe dizileri kim sever, niçin sever? Pembe dizinin aldığı nefret, bir miktar da seyircisine yönelmemiş midir?

En nihayetinde, pembe dizilerin seyirci bel kemiğini kadınlar oluşturur, hatta orta yaşlı kadınlar. Uzun olması demek her yeri “plot point”lerle doldurulmuş olduğu anlamına gelmez bir dizinin. İnsanların katlanamadığı ve vasat bulduğu bu nokta beni yakalayan kısmı olabilir.

Muhteşem Yüzyıl’ın beni inandırdığı nokta bu.

Ben Emmy ödüllerine karşı sabun köpüğü pembesi televizyon dizisini savunma işine de sanıyorum ki bu cepheden başlayabilirim. Çünkü iş, özellikle ev işi yaparken takip edilebilecek şekilde tasarlanan bu dizilerdeki tüm o boşluklar ve uzun sahneler bana hiç de hor görülecek şeyler gibi gelmiyor. Ben diyorum ki, eğer biraz daha farklı bir zevke, farklı bir tür geekliğe sahipseniz, çok lezzetli ancak bir o kadar basit sahnelerle doludur o nefes boşlukları.

Ben bu sene hayatında ilk kez Muhteşem Yüzyıl izleyen yerli bir seyirci olarak özellikle 1. sezondan inanılmaz bir keyif aldım. Bunun sebebini de harem ilişkilerini anlatırken uzun uzun “small talk” yaptırdığı karakterlere borçlu olduğunu biliyorum. Kalfa ve ağaların yaşadığı ve nefes aldığı bir evren var. Ekranda değilken de yaptıklarını ve söyledikleri replikleri neredeyse duyabiliyorum. Bu gerçeklik ve inandırıcılık şu an televizyonda yayınlanan ve Muhteşem Yüzyıl’la aynı başarıyı yakalayamamış tarihi dizilerde var mı? Sadece tarihin büyük çarklarını mı izletiyor o diziler yoksa örneğin sarayı Atlas misali sırtlanan kulların örneğin aşçıbaşı ile sohbetine de değiniyor mu? Nigar veya Sümbül gibi karakterlerin nasıl bir hiyerarşide, ne gibi hayallerle veya günlük çabalarla yaşadığını anlatıyor mu? Bir köşede birlikte lokum yiyorlar mı bu karakterler?

Muhteşem Yüzyıl vs. House of the Dragon: Ejderhaları İyi Olan mı Kazansın?

Pembe diziler ve bir pembe dizi olarak Muhteşem Yüzyıl her bir saniyesi sizi ekrana kitleyecek şeylerdense, kimi zaman karakterlerin nefes aldığı, birbirleriyle konuştuğu, havadan sudan konuşmayı biraz abarttığı sahnelerle dolu. Aynı olaya karakterlerin her birinin tepkisi detaylıca, saniye saniye işlemekten çekinmiyor. Bunun doğal sonucu da sanıyorum ki seyircinin karakterlerin neye ne tepki vereceğini, neyi sevip neyi sevmediklerine dair çok belirgin bir izlenim edinmesi. Bir pembe dizinin, tüm bu uzunluğu ve karakter odaklı oluşuyla kendinde barındırdığı en büyük avantajı bir karakterin temelini, içini, dışını kurmaya yatkınlığı oluyor.

Bana kalırsa, süresini doldurmak için çabalayan yazar, karakterlerini örmek konusunda oldukça şanslı bir yazardır.

Yani birinci sezonun becerisi Meral Okay’ın nasıl bir saray anlatacağına dair vizyonuyla çok yakından alakalı. Meral Okay’ın yazdığı Topkapı elbette içinde bir cihan sultanının yaşadığı bir saraydır, ancak o sultanın bu sarayda yaptığı her iş doğru değildir. O sarayın içerisindeki cariyeler hep gülümsemez ve devşirilen -mutsuz olma hakkı senarist tarafından bahşedilmiş- köleler odalarına kapanıp İlahi Komedya okuyabilir. Kalfalar aşık olmaması gereken kişilere aşık olabilirler,  müstakbel haseki sultanlar ailelerini özleyebilir.

Eğer ki House of the Dragon fanları bu dizi kötü, çünkü senaristi değişti ve inşa edilmiş karakterler ve planlanmış olay örgüleri çöpe gitti deseydi bu argümanlarını haklı bulabilirdim. Evet, Muhteşem Yüzyıl gibi bu denli uzun süre devam etmiş bir dizi elbette ki senaristinin değişmesi veya oyuncuların ayrılması gibi materyal problemlerle çok kez uğraştı. Ama bu benim gibi bir geek için neredeyse mikroskop altında incelemek isteyeceğim bir fenomenden başka bir şey değil!

İbrahim 32. bölümde neden böyle yapar, 82. bölüme neden zıddını söyler? Yeni senarist bu karakteri ne kadar anlamış, önceki senaristin bıraktığı ekmek kırıntılarını ne denli takip etmiştir? Bu soruları sorarak izlemek bana inanılmaz bir seyir keyfi veriyor: ben Muhteşem Yüzyıl’da mükemmel anlatıyı aramıyorum. Yani 70’lardan beri tekrar tekrar yazılan bir süper kahraman nasıl derin ve giriftse, 60’lardan beri zaman makinesiyle gezinip duran bir uzaylı her ölüp dirildiğinde başka bir yazarın elinde nasıl hayat buluyorsa, ben de işte bu şekilde “retcon”lana “retcon”lana canı çıkarılan anlatıların mozaiğini çok estetik buluyorum. Muhteşem Yüzyıl bana bu kolajı da veriyor.

Peki siz Siz House of the Dragon’ı hangi günahları ve hangi sevaplarıyla seviyorsunuz?

Ruken Barış

İstanbul'da yaşıyor, buraya yazacak havalı bir şey de bulamadı. @charles_bourbaki

Tüm yazıları (124)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.