GAME OF THRONES’da Olacakların Önceden AĞIR İma Edildiği (Ama Fark Etmediğimiz) 9 Durum
Bir süredir sizlerle A Song of Ice and Fire teorileri paylaşıyor, yaşanabilecek kritik konuların altını çizmeye çalışıyorum. Lost’tan bu yana üzerinde bu denli kafa patlatabileceğimiz bir eserin gelmemiş olması da (elbette dizi özelinde konuşuyorum, milyonlara hitap eder hale gelmeden teori yumurtlamanın çok da bir anlamı yok zira), içimdeki araştırmacı gazeteciyi biraz heyecanlandırmış olabilir. A Song of Ice and Fire’ın bu denli teoriye açık bir eser olmasının sebebi, Martin’in “foreshadowing” yazım tekniğini çok seven ve ustalıkla kullanan bir yazar olmasından ileri geliyor. Tabii bilmeyenler için foreshadowing’in ne olduğunu açıklamamız gerekiyor öncelikle.
“Foreshadowing”; bir eserde yaşanacak önemli olayları, eserin ilk bölümlerinde işaret etmeye verilen isimdir. Genellikle bunu anlatmak için; “Filmin sonunda ölecek kişinin, filmin başında üzerine kırmızı şarap dökmesi” örneği kullanılır. Bana göre Anton Çehov bunu çok daha iyi açıklamıştır. “Çehov’un Silahı” olarak bilinen kural der ki; “Eğer ki bir sahnede duvarda asılı duran bir tüfek gösteriyorsanız, o tüfek bir şekilde ilerleyen bölümlerde patlamalıdır. Eğer patlamayacaksa, duvarda asılı durmamalıdır”. İşte bu mantıktan yola çıkarak, George R. R. Martin’in eserlerini incelemek inanılmaz bir keyif verir insana.
Zira Martin, kimisi “odadaki fil” kadar bariz, kimisi ancak tekrar tekrar okunduğunda kendini belli eden “foreshadowing” izleriyle doldurmuştur kitaplarını. Hatta direkt olarak; “Eğer kitabın başında 3 tane ejderha yumurtası gösteriyorsan, bir noktada bu yumurtalar çatlamalı ve içinden ejderhalar çıkmalıdır” gibi Çehov’un Silahı’nı refere eden yapılar da kullanır. Bu mantıkla akıllara durgunluk veren bir büyüklükte olan Sur elbet yıkılmalı, asla zapt edilemez denilen Kartal Yuvası (Eyrie) zapt edilmelidir.
İşte bizlerin bu denli teori üretmesi veya üretilmiş olan popüler teorileri sizlerle paylaşması bundandır. Zira Martin’in “önceden işaret ettiği” pek çok olay, çoktan seri içerisinde yaşanmıştır. Elde bu kadar örnek varken, bundan sonra olacakları ve finali işaret eden ipuçlarını bırakmadığını düşünmek saflık olur. Bu yazımızda, Martin’in şimdiye dek işaret ettiği ve yaşanmış olan olayları derleyecek ve bundan sonrası için kendimize yeni kapılar aralayacağız.
Başlamadan önce ufak bir detayın daha altını çizmekte fayda var. Aşağıda okuyacaklarınız sonrası pek çoğunuz; “Yahu ben neremle okumuşum, bunların hiçbirisini fark etmedim!” diyebilirsiniz. Bu çok normal, çünkü Martin işaretlerini genellikle kelime oyunları ve bir kelimenin eş anlamları ile ortaya koymakta. Bizler tercüme okuduğumuzdan, bu işaretlerin hemen hemen çoğunu kaçırıyoruz. İş bu nedenle, aşağıda sizlerle seride geçen cümlelerin İngilizcelerini paylaşacak ancak elimden geldiğince Türkçe olarak da tanımlamalarını yapmaya çalışacağım.
1. Ulukurt Ve Geyik
Martin’in kaleminden dökülen pek çok foreshadowing örneği vardır ancak muhtemelen en bariz ve en çok şey anlatan örnek budur. Hatırlayacağınız üzere serinin daha en başında, Ned ve ailesi yolda “karnından aldığı darbeyle” ölmüş olan bir erkek geyik ve bunun biraz ötesinde de “boynundan aldığı darbeyle” ölmüş olan bir ulukurt buluyorlar. Öncelikle bizimkilerin hepsi, bu kadar güneyde bir ulukurt görmüş olmaktan dolayı şaşırıyorlar. Sonrasında 5 ulukurt yavrusu, her biri bir Stark çocuğuna denk gelecek şekilde bölüştürülüyor ve ayrıca bulunan beyaz bir yavru da Jon Snow’a kalıyor.
Bildiğiniz üzere Stark ailesinin armasında ulukurt, Baratheon ailesinin armasında ise erkek bir geyik bulunmakta. Nasıl ki bu ulukurt erkek geyiği kuzeyden güneye kadar takip ettiyse, Ned Stark da Robert Baratheon’u kuzeyden güneye kadar takip ediyor. Bunun sonucunda da, Robert Baratheon karnından aldığı bir darbeyle, Ned Stark da boynundan aldığı bir darbeyle hayata gözlerini yumuyor. Daha ilk sahneden olacakların işaretini bu kadar net vermiş olması yetmiyor gibi, ufak ama keyifli bir detay daha bulunmakta bu sahnede. Yavrular bulunduktan sonra Theon, Bran’in elindeki yavruyu alarak öldürmeye niyetleniyor ancak öldürmüyor. Tıpkı sonrasında Bran’i öldürmeye niyetlenip, öldürmemesi gibi…
2. Theon Ve Adı
Elbette verilen işaretlerin hepsi bu kadar açık değil. Ancak dikkatli baktığımızda kimisi küçük, kimisi oldukça büyük olayları işaret eden cümleleri hemen her yerde yakalayabiliyoruz. Mesela an itibariyle neyi var neyi yok elinden alınan, düşmanımızın başına gelmesini istemeyeceğimiz şeyler yaşamış Theon’un, henüz ilk kitapta söylediği şu söze bakalım;
“Hodor did not know much but no one could doubt that he knew his name”
“Hodor çok fazla şey bilmiyor ancak kimse onun adını bildiğinden şüphe edemez” diyen Theon’un, konuşmaktan bile aciz, çevresinde yaşananlara tepkisiz bir adama dönüşmesine rağmen, ısrarla adını hatırlamaya çalışmasını fark ettiniz değil mi? Ah Martin, sen yok musun sen!
3. Catelyn Ve Taş Kalbi
Peki ya Catelyn’e ne demeli? Yine ilk kitapta, Catelyn kardeşine doğru Kartal Yuvası’na yol alırken Sir Donnel Waynwood ile karşılaşıyor ve kendisini bu noktaya getirmek için ölmüş olan 6 cesur adama karşı yas tutamıyor olmasını şu sözlerle betimliyor; “Sometimes she felt as though her heart had turned to stone”. Hani salt dizi izleyicisi iseniz bilmiyorsunuzdur ama Catelyn ölümden dönerek Lady Stoneheart ismini aldı şu an. Rastlantı? Bizce değil…
4. Sansa Ve Kahramanlar
Daha büyük olaylara geçmeden önce bir de Sansa’nın söylediklerine kulak kabartalım. Babasının kellesi alındıktan sonraki ilk bölümde Sansa kralın masasına gidiyor ve Janos Slynt’in de orada oturduğunu görüyor. Slynt, Sir Ilyn’in kafasını kesebilmesi için Ned’i dizleri üzerine çöktüren kişi. Ve burada Sansa içinden şöyle geçiriyor;
“Wishing she could hurt him, wishing that some hero would throw him down and cut off his head. But a voice inside her whispered, there are no heroes”.
Babasına yapılanları içinde tutmakta olan Sansa, bir kahramanın çıkmasını ve Slynt’i dizleri üzerine çöktürerek kellesini almasını hayal ediyor. Peki, Janos Slynt’e ne oluyor? Bu konuşmadan tam 4 kitap sonra, dizleri üzerine çöktürülerek kellesi alınıyor, hem de Jon Snow tarafından! Slynt’in başına gelecekler kadar, Jon’un bir “kahraman” olduğunu da işaret ediyor olabilir mi acaba bu durum?
5. Krallar Ve Eller
Gelelim benim en çok sevdiklerimden birisi olana. Bildiğiniz üzere Westeros’ta “Kral Eli” isimli önemli bir pozisyon bulunmakta. Gerektiğinde Kral’a akıl veren, günlük işleri yürüten, Kral müsait olmadığında tahta oturan bu kişi, seri içerisinde Ned Stark, Tyrion ve Tywin Lennister gibi önemli isimler olarak karşımıza çıktı. Kral Eli için söylenen genel düşünce; “Kral neyi hayal ederse, El onu gerçekleştirir” minvalindedir ancak halk arasında daha yaygın bir görüş hakimdir; “The King eats and the Hand takes the shit”, yani “Kral yer, El sıçar”. Bu laf ilk bakışta “Kral sefasını sürer, El cefasını çeker” anlamına gelen bir metafor. Ama tanıdık geliyor, değil mi? Joffrey yerken (King), Tywin de sıçarken (Hand) ölmüştü ya hani?
6. Renly, Balon Ve Catelyn’in Ölümleri
Serinin bu zamana kadar ki yaşanmış en şaşırtıcı olayını Kızıl Düğün olarak tanımlarsak yanılmış olmayız sanıyorum ki. Ancak bu gerçekten bu kadar şaşırtıcı mıydı? Martin, başka hiçbir olayda olmadığından daha fazla ipucunu Kızıl Düğün için etrafa serpiştirmiş durumda ve eğer dikkatli bir okuyucu iseniz bunu yakalamanız fazlasıyla kolay olabilirdi. Tamam artistlik yapmayayım, ben de yakalayamamıştım.
İlk olarak “Ghost of High Heart” (Yüce Yürek Hayaleti) olarak bilinen cüce görünümlü yaşlı kadının kehanetlerine bakalım. Üçüncü kitapta Sancaksız Kardeşlik ile birlikte dolaşmakta olan Arya Stark, bu ablamızla karşılaşır ve kendisi ilk olarak şunları söyler;
“Rüyamda kalbi yanan bir gölgenin, altın bir geyiği katlettiğini gördüm, evet. Rüyamda suratsız bir adamın, sallanan ve titreyen bir köprüde bekleyişini gördüm. Omzunda boğulmuş bir karga vardı, kanatlarından yosunlar sarkan. Gürleyen bir nehir gördüm, ve balık olan bir kadın. Ölüydü, sürükleniyordu, yanaklarında kırmızı gözyaşları vardı. Ama gözlerini açtığında, ah, korkuyla uyandım.”
Kehanetin ilk kısmı, Melisandre sonrası kendisine yanan bir kalbi arma olarak seçen Stannis’in bir gölge ile Renly’i öldürmesini işaret ediyor. İkinci kısım, “Drowned God” inancına sahip ve “Crow’s Eye” olarak bilinen Euron Greyjoy’un, Yüzsüz Adamlar aracılığı ile (Arya’nın şu an eğitim aldığı yer) abisi Balon Greyjoy’u bir köprüde öldürtmesini anlatıyor. Son kısım ise, eskiden bir balık olan (Tully hanedanının arması balık) Catelyn’in bir nehirde öleceğini, sonrasında yeniden canlanacağını ve korkuyla uyanmasına sebep olacak kadar kötü şeyler yapacağını ortaya koyuyor. Daha ilk karşılaşmamızdan Catelyn’in ölümünü işaret eden ablamız, sonrasında ikinci bombayı bırakıyor;
7. Kızıl Düğün Ve Küçük Çanlar
“Rüyamda yağmurda uluyan bir kurt gördüm, ama kimse yasını duymadı. Rüyamda öyle bir çınlama duydum ki, kafam patlayacak sandım, davullar, zurnalar, borazanlar ve çığlıklar, fakat küçük çanların çıkarttığı ses en üzücü olandı.“
Bu ifadeler direkt olarak Kızıl Düğünü anlatıyor. Yağmurda uluyan ancak kimsenin duymadığı kurt, Robb’un ulukurdu Gri Rüzgar. Davullar, borazanlar, çığlıklar vs diye anlattığı da yaşanan büyük karmaşa. Ama en net göstergeyi sonunda; “Fakat küçük çanların çıkarttığı ses en üzücü olandı” ifadesiyle yapıyor. Frey ailesinde Aegon Frey isimli bir arkadaş bulunmakta. Bu arkadaş aynı zamanda “İkizler’in Aptalı” ve “Jinglebell” olarak da bilinmekte. Bunun sebebi de 50 yaşında olmasına rağmen ucunda çanlar olan bir şapka takarak ortalıkta dolaşan bir aptal olması. Kızıl Düğün sırasında Catelyn Stark, Robb’u kurtarmak için Jinglebell’i tutsak alıyor ve öldürmekle tehdit ediyor. Buna rağmen Robb öldürüldüğü için de Jingebell’in gırtlağını kesiyor. Türkçe kitaplarda bu abimizin ismi “Çıngıraklı” olarak geçtiğinden hiçbir şekilde bağlantı kuramamış olmanız muhtemel. Zira kendisine yapılan tek referans bu değil…
8. Kızıl Düğün Ve Yamalı Yüz
Stannis’in soytarısı olan Yamalı Yüz diye bir kardeşimiz var. Oldukça hüzünlü bir hikayeye sahip olan Yamalı Yüz, Volantis’te bir köle iken kendisinin zekasından etkilenen Steffon Baratheon tarafından satın alınıyor. Lakin sonrasında Fırtına Burnu’na dönüş yolunda gemi batıyor, Stannis ve Robert’ın babası Lord Steffon ve eşi ile birlikte herkes ölüyor. İşte bu olaydan tam üç gün sonra Yamalı Yüz kıyaya vurdu. 3 gün boyunca nasıl hayatta kaldığı asla öğrenilemeyen Yamalı Yüz, bu olaydan sonra hem hafızasını hem de aklının büyük bir bölümünü kaybetti. Sonrasında da soytarı olarak hayatına devam etti zaten. Kitapta Yaralı Yüz ne zaman ortaya çıksa saçma sapan şarkılar, tekerlemeler, kimsenin ciddiye almadığı cümleler dökülmekte ağzından. Ancak oldukça bariz ki, bunların da her biri birer kehanet içermekte. Mesela;
“Aptalın kanı, Kral’ın kanı, bakirenin baldırındaki kan, ama misafirler için zincirler, ve yenidamat için zincirler, evet, evet, evet”
Aptalın zaten Jinglebell olduğunu söylemiştik. Kral da Robb Stark. Bahsedilen bakirenin kanı Edmure Tully ile evlendirilen Roslin Frey ve yeni damat (bridegroom) Edmure ve misafirler de tutsak olarak tutulmakta. Yamalı Yüz, Kızıl Düğünü en ince ayrıntısına kadar ön görmüştür. Kendisinin daha pek çok yorumlamaya açık kehaneti de vardır üstelik. Ama ben tüm Kızıl Düğün foreshadowingleri arasında açık ara en sevdiğimi sizlerle paylaşmak istiyorum…
9. Kızıl Düğün Ve Kelime Oyunları
Büyük Walder ve Küçük Walder Frey Winterfell’de iken Bran ve Rickon ile birlikte bir oyun oynamışlardı. Frey Ailesi’ne ait olan “Lord of the Crossing” isimli bu oyunda amaç, suyun üzerinde bulunan bir köprüde durarak geçidin lordu olmaktır. Lord olan taraf, köprüden geçmek isteyen kişiye “Ben geçidin lorduyum, geçmek isteyen de kim?” diye sorar. Geçmek isteyen taraf da nedenlerini anlatarak izin ister. Bunun üzerine Lord, bahsedilen sebeplerle ilgili olarak yemin etmesini ister. Geçmek isteyen kişi doğruyu söylemek zorunda değildir ancak ettiği yeminleri tutmak zorundadır, söylediklerinin aksi şekilde hareket edemez. Ancak lordun fark etmeyeceği bir şekilde yemini sırasında “Mayhap” kelimesini kullanmayı başarabilirse, yeminini bozarak krala saldırabilir ve onu köprüden düşürerek yerine geçmeye çalışır. Basit bir çocuk oyunu değil mi? Gelin bunun nelere gebe olduğuna bakalım şimdi de.
Edmure Tully ve Roslin Frey’in düğünü için İkizler’e gelir Robb ve Catelyn. İkizler, Yeşil Çatal isimli bir nehrin üzerinde bulunan bir köprüye sahiptir ve İkizler’in başındaki kişiye “Lord of the Crossing” denir. Robb düğünden önce kendisinden evvel gelip köprüyü geçen adamlarını görmek ister ancak Walder Frey karşı çıkarak; “Kaybolmayacaklar merak etme. Köprüyü daha önce de geçtiler öyle değil mi?” der ve sonuna şunu ekler;
“You wanted crossing and i gave it, and you never said mayhaps, heh”.
Köprümden daha önce de geçmek istedin ve ben izin verdim ama sen hiçbir zaman “mayhap” demedin diyerek, Robb’un ettiği yeminlere hala bağlı olduğunu işaret ediyor Walder Frey. Ancak sonrasında daha da güzeli geliyor. Catelyn zeki bir kadın olduğundan başlarına bir şey gelmemesi adına tuz ve ekmek istiyor. Bildiğiniz üzere Westeros’ta gittiğiniz yerde tuz ve ekmek yerseniz, ziyaretiniz boyunca başınıza bir şey gelmeyeceği anlamına gelir bu. Bakın Walder Frey buna nasıl cevap veriyor;
“Food, heh. A loaf of bread, a bite of cheese, mayhaps a sausage”
Görünüşte; “Yemek, heh. Biraz ekmek ve bir ısırık peynir. Belki bir de sosis” anlamı taşıyan bu cümlede aslında Frey, karşıdaki fark etmeden “mayhaps” kelimesini kullanıyor. Böylelikle duvarları arasında kimseyi öldürmeyeceğine yönelik ettiği yemini bozacağını da ortaya koymuş oluyor. Hiç kusura bakmayın ama sırf bu bile Martin’e şapka çıkartmam için yeterli benim.
İşte tüm bunlar ve çok daha fazlası, Martin’in serpiştirdiği işaretlerle yaşanacakları nasıl önceden gösterdiğini ortaya koyuyor. Yazı yeterince uzun bir hal aldığından hepsini buraya koymuyorum, eminim daha fazlasını bulmak adına araştırmak sizlerin de hoşuna gidecektir. Şimdi anladınız mı bu seride neden bu kadar çok teori üretildiğini? Yazımızın sonuna gelirken, yaşanmış bunca foreshadowing örneğinin üzerine bir de yaşanabilecek bir tanesini bırakıp öyle kapatalım. Henüz ilk kitabın hemen başında, Robert Baratheon Winterfell’i ziyaret ettiği sırada Ned ile sohbet ederken tüm serinin sonunu yumurtlamış olabilir mi gerçekten?
“Yolculuğunuz iyi geçmiştir umarım, efendim?”
Robert burnundan soluyarak dedi ki. “Bataklıklar, ormanlar ve araziler ve Boyun’dan Kuzey’de doğru düzgün bir han bile yok. Böylesine geniş bir boşluk hiç görmedim. Halkın nerede?”
“Belki de çıkamayacak kadar utanmışlardır,” dedi Ned, şaka ederek. Merdivenden yukarıya bir soğuğun gelmekte olduğunu hissedebiliyordu, toprağın derinlerinden gelen buz bir nefes. “Krallar Kuzey’de nadir görülürler.”
Robert yine burnundan soludu. “Daha ziyade karın altında saklanıyorlardır. Kar, Ned!”
Organizatör, yazar, gamer. Hayatta en önemli şeyin bir şeye gülebilmek olduğuna inananlardan. Gülemeyeceksek zaten niye? @sutdokmusjedi
Tüm yazıları (6)








Yorum Yap