İçeriğe geç
Dizi 10 dk okuma

AMERICAN GODS 2. Sezon 1. Bölüm İnceleme – Kaldığımız Yerden Tam Gaz Devam!

Berna Ece Gündüz

Son güncelleme: 11 Mart 2019

Bu anı gerçekten çok ama çok uzun zamandır bekliyordum pek sevgili geekler, ne yalan söyleyeyim. Evet, nihayet vakit geldi: American Gods‘ın ikinci sezonu resmen başladı! 2017’den bu yana çöl sıcağında kurumuş bir boğaz misali hasret kalınan su gibi American Gods‘ın yeni sezonunu gözlüyorduk ve artık sonunda bu susuzluğumuzu giderebileceğiz!

Bu yazıda, daha önceki bazı yazılara bağlantı vereceğim, eğer bahsettiklerimi daha iyi anlamak istiyorsanız onlara göz atmanızı öneririm. Zira hepsini tekrar uzun uzun açıklamam demek, okurken sizi fazla yoracağı anlamına geliyor.

Sanki Hiç Gitmemişiz Gibi

mv5bowu4otjjmmitzwm0nc00nwu4lwjkmzetodliyzg3odzizdqzxkeyxkfqcgdeqxvynjc5mjg0nju._v1_sy1000_cr0017761000_al_

İlk sezonun sonunda, tam da bıraktığımız yerden giriş yapıyoruz ikinci sezonun ilk bölümüne. Sanki hiç ara vermemişiz; onca süredir American Gods açlığı çekmemişiz gibi adeta… Ancak yine de Starz, iyi niyetli düşünüp unutanlar vardır diye koskoca sekiz bölümün ufak bir özetini de bölüm başına eklemeyi ihmal etmemiş; sağ olsun.

Hatırlarsanız ilk sezon finalinde Easter’ın o efsanevi güç gösterisi ile Bay Wednesday’in “Ben Odin’im ulan!” diye kalıbını basışı gibi bazı görsel şölen minvalindeki sahnelerde vardı. Hatta bu sırada Media, Mr. World ve Technical Boy’un tam da Easter’ın evindeki kutlama sırasında yedikleri dayaklar, asla unutulmayacak türdendi. Zaten bu bölümü de, (birkaç ay evvel yayınladıkları kısa videonun birebir aynısı olan sahne burası) Technical Boy’un sürdüğü bir limuzinden yamulmuş suratıyla çıkan Mr. World’ün Black Briar denilen gizli merkezde çevireceği birtakım işlerden evvel “Media’yı bul, velet.” sözüyle açtık. Hikayesel olarak çok fazla vakit geçmemiş olduğundan dolayıdır ki; sanki hiç ara vermemişiz de, başlayacak olan savaşın ağır adımlarını hala dünkü gibi hissediyormuşuz gibi bir etki yaratıyor.

 

Kayadaki Ev’e Hoş Geldiniz!

house-on-the-rock

Son izlediğimiz bölümde bizim ekibin kafasında zaten Kayadaki Ev’e gitmek vardı. Hatta onlar haricinde Bilquis’in de kendi isteğiyle bu mekana vardığını bir sahne olarak görebiliyorduk. Şimdi ise onca yol tepilmiş ve Kayaki Ev’e varılmış olarak olaylara dalıyoruz. Peki neresi burası, ne cacığı var aslında?

Şöyle anlatayım; Kayadaki Ev, Alex Jordan tarafından yapılmış ve gerçekte var olan bir mekan. Burası Amerika’da yer alan ve her gün daha da fazla turist çeken özel bir yer. Bizzat kitaptan alıntı yapılarak anlatılan Kayadaki Ev’in hikayesi de, buraya dair birtakım bilgiler edinmemize yardımcı oluyor. Bay Wednesday’in bu sözleriyle anlıyoruz ki, burası bir mabet; yani bir bakıma öyle.

Anlatılan hikayede Alex Jordan’ın bile neden o tepede böyle bir şey inşa ettiğini, ama insanların sürekli olarak burayı ziyarete geldiğini öğreniyoruz. Hatta “mantıklı bir Amerikalı adam olarak” diye tanıtılan Jordan’ın, bu mekana gelenlerden para almaya başladığından da söz ediliyor. Damlaya damlaya göl olur mantığıyla ufak kuruşları bile değerlendiren bir Alex Jordan yani bahsettiğimiz mesele. Eh, insanlar gelmeye devam ettikçe de bu ilgi çekici yapıya her geçen gün farklı bir şeyler eklenmeye devam etmiş, böylelikle de iki taraf da birbirini sürekli olarak yükseltecek şeylere sebebiyet vermiş.

Peki bu Kayadaki Ev’i bir çeşit mabet kılan nedir? Kayadaki Ev, sembolik bir tanrı aslında bakarsanız. Hatta daha doğrusu inandığınıza dair bir kanıt. Tıpkı Jordan’ın neden bir kayanın üstüne inşa ettiğinin sebebini bilmemesi gibi insanlar da neden bir tanrıya ya da tanrılara spesifik olarak tapındığını ilk başta bilemeyebilir. Kayadaki Ev, inşa edilmeye devam edildikçe daha çok turist çektiği gibi, inanç sistemleri de aynı şekilde tarafına birilerini çekme eğilimindedir. Eh, buradaki sembolizmin en bariz noktası da şudur ki, para kazancı ile daha da gelişen Kayadaki Ev eşittir dua ve tapınma ritüelleri ile güçlenen tanrılarımız.

 

Argus’un Gözlerini Ver Bize Kıymetlimis!

1_PHyVPvmU4h15qJ-or9tTrg

“O da neymiş?” diye soranlar için hemen belirteyim: Mr. World’ün, Black Briar’da konuştuğu bir amcadan istediği şeyler bu Argus’un gözleri. Argus kim, gözleri ne işe yarar diye kafanızda soru işareti oluştuysa eğer, meraklanmayın; biz bunu açıklamak için buradayız.

Argos, veya Argus Panoptes, Yunan mitolojisinde yüz adet gözü olan bir devdir. Panoptes ismi “her şeyi gören” anlamındadır ve Argus’un görüş kapasitesini açıklar. Ekidna’yı öldürmek gibi bazı korkutucu görevler üstlenen Argus, Hera’nın hizmetkarıdır. Fakat gel gelelim bir seferinde Zeus’un ilişkiye girdiği Io isimli nimfeye gözcülük etme görevinde çuvallamış, Hermes’in uyutması sebebiyle görevini tamamlayamamıştır. Zaten büyülenip uyuyakaldıktan sonra Hermes, kendisini öldürmüştür. Zaten Hera’nın sembolü olan tavus kuşunun kuyruğundaki sayısız göz deseni de, Argus’a ithafendir.

Mr. World’ün, Black Briar’da “Bana Argus’un gözlerini ver.” diye şekeri elinden alınmış bir çocuk misali ortalığı yıkması da, Eski Tanrılar’ı takip ederek bu savaşta avantaj kazanma isteğinden geliyor. Herkesi, her şeyi ve her yeri görmek ve tüm bunlar üzerinde tam kontrol sağlama arzusu da sembolik olarak Argus’un gözleri üzerinden başarılı bir şekilde aktarılmış böylelikle.

Kaderimiz Plastik Mankenlerin Elinde

Cm33LJSUEAARTgW

Kayadaki Ev’de, Jinn’in verdiği madeni paralarla Bay Wednesday’in, Czernebog’un ve Shadow’un birer kehanet için kullandıkları aleti hatırlıyorsunuzdur. Hani içinde cansız bir manken olan ve para attığınızda size tamamen gelişigüzel bir kehanette bulunan şu gavurların meşhur eğlence mekanizması.

Bay Wednesday’in “Norn’lara danışmamız lazım, vallahi bırakmam.” şeklindeki ısrarıyla bu kehanet cihazını kullanıyor bizimkiler ve Shadow’un da o malum falını görüyoruz hep beraber:

“Her son yeni bir başlangıçtır.
Şanslı numaran yok.
Şanslı rengin ölü.
Düstur: Babasının oğlu.”

Tabii ki de bu noktada hiçbir anlam ifade etmiyor bu sözler. Çünkü bu bir fal; yani geleceğe dair varsayım. Ancak bunca tanrı ve ilahi varlık arasında gerçekten de Anansi’nin dediği gibi “plastik bir bebek”ten aldıkları ufak bir kartın sadece gırgır amaçlı olmadığının farkındasınızdır diye düşünüyoruz. Shadow’la kafa bulan Anansi’nin aksine, gelin size bu Norn’lar neymiş anlatalım.

Norn’lar İskandinav mitolojisinde yer alan üç disirdir. Bunlar Urd (geçmiş), Verdandi (şimdi) ve Skuld (gelecek) olarak isimlendirilirler ve Yunan mitolojisindeki Mire’ler -diğer bir adıyla Kader’ler (Fate’ler)- ile aynı görevi paylaşmaktadırlar. Yaşayan varlıkların kaderlerine müdahale edebilme ve bu kaderleri düzenleme güçleri vardır. Varyasyonlarıyla yer aldıkları her mitolojide, en güçlü tanrıdan bile daha mühim bir noktadadırlar. Çünkü var olan ve yaşayan her şeyi yargılama hakları vardır ve ilahi adaletin sağlayıcısı olarak da bilinirler. Özellikle de Norn’lar, her gün Yggdrasill’i sulamak zorunda oldukları için, bir bakıma hayatın devamı için de vazgeçilmez birer etkendirler.

 

Atlıkarıncaya Bir Tur Binsek Mi?

qmX2sA3aC1vmJ6tFNhznaoHWa1b

Şimdi de gelelim Kayadaki Ev’de gerçekleşen en mühim sahnelerden birine: Atlıkarınca sekansı. Burası, Bay Wednesday’in de ima ettiği üzere, sihrin gerçekleştiği yer tam anlamıyla.

Kitapta bu kısım, Bay Wednesday, Shadow ve Czernebog birlikteliğinde ilerlese de dizide buna birebir sadık kalmamışlar. Bir sorun olduğundan değil; zaten değiştirilen şeylerden bu zamana kadar memnunduk, hala da memnunuz. Czernebog ile Bilquis’nin yer değiştirmiş olması da hiçbir sıkıntı yaratmadı; aksine “adapte olamazsan yok olmaya mahkumsun” mesajını vurgulamak için çok güzel bir fırsat yaratılmış oldu. Çünkü hatırlarsınız ki Bilquis, Yeni Tanrılar’ın yöntemleriyle de gücüne güç katmaya devam eden bir tanrıçaydı önceki sezonda ve davet edilmediği halde Eski Tanrılar’ın Kayadaki Ev’deki buluşmasına katılmıştı bu bölümde. Sheba isimli Tinder-vari bir uygulamayla tekrardan güç kazanabilen Bilquis, o bölümdeki sözleri ile tam da bu mesajı vermişti. Odin’in (Bay Wednesday) topladığı tanrılar kurulu sırasında da bunu dile getirmişti zaten.

Atlıkarınca, burada sihrin gerçekleştirilmesi adına kullanılan bir araç aslında; ve elbette, her bir ilahi figürün sembolik hayvanlarını vurgulamanın en şahane yöntemi. Bay Wednesday bir kurda, Anansi bir aslana ve Shadow da bir kartala binerek bu atlıkarınca eğlencesinde kendilerini kaybediyorlar. (Tabii bu sırada kitaptaki Czernebog’un bindiği zırhlı at adam yerine Bilquis’in yer aldığını tekrar hatırlatayım.) Odin’in meşhur Geri ve Freki isimli kurtlarına ithafen bir kurda, Anansi ise Afrika halk hikayelerinde yer alan “Anansi ve Aslan” (Anansi, Aslan’ı normalde yapmayacağı bir şey yapmaya ikna ederek sinsi bir şekilde onu tuzağına düşürür ve bir ağaca bağlayıp kaçar) isimli öyküye gönderme olarak bir aslana biniyor. Shadow da yerli Amerikan kabilelerinin bir sembolü olan kartala binerek, bir ilah olup olmadığına dair soru işaretlerine gönderme yapıyor diyebiliriz.

 

Salonda Odin Var Hoca!

Screen-Shot-2019-02-25-at-11.59.04-616x359

Atlıkarınca sekansında her birinin kafası bir milyon olduktan sonra rüya gördüğünü zanneden Shadow’un uyandığı yerden bahsedelim biraz da: Odin’in zihni. Rüya gördüğünü zanneden, ancak Bilquis’in açıklamalarıyla aslında Odin’in kafasının içinde olduklarını öğrenen Shadow, Valaskjálf isimli mekana doğru yürüyor. Burası Odin’in sayısız salonlarından biri. İçerisinde Hlidskjalf (Odin çarpsın ki random gülmedim arkadaşlar) isminde bir taht yer alır ve Odin bu tahttan tüm diyarları gözlemleyebilir. Bu tahtta ise Odin dışında yalnızca karısı Frigg’in oturma izni vardır.

Valaskjálf‘tayken Shadow, bütün tanrı ve tanrıçaları kendi formlarında görür. Hepsi, neyin ilahı olduğuna göre kostüm giymiş gibi parıl parıl parlamaktadırlar kurul odasında. Burada Zorya Vechernyaya’nın diğer kardeşlerinin de kafalarını omuzlarında taşıdığı tuhaf bir duruşun yanı sıra, Hindu’ların zaman, yaratma, yok etme ve güç tanrıçası olan Mama-Ji (Kali) de savaş ilahı olarak yer alıyor.

 

Son Not – “Tanrı Öldü”

cats

Bölümün en son sahnesinde  Zorya Vechernyaya’yı vuran kurşunların üzerinde yazanlara hiç dikkat ettiniz mi acaba? “Deus mortuorum” kelimelerinin yer aldığı kurşunlar, bizzat tanrıları, alınlarının çatından patlatabilmek için özel olarak üretilmiş gibiler adeta. Hatta öyle ki, önceki sezonda Vulcan’ın Virginia’da ürettiği kurşunları anımsattı bu sahne.

Bu Latince sözün anlamı ise “God is dead”, yani Türkçe çevirisi ile “Tanrı öldü”. Bu söz eğer size Nietzsche’den tanıdık geldiyse tebrikler, doğru yoldasınız! Zira Nietzsche’nin müthiş derecede popüler olmasına rağmen defalarca yanlış anlaşılan bu lafı, aslında ilk anlamıyla sahiden de bir tanrının ölümünden bahsetmez. Bu ölüm, insanların yüreklerindeki tanrının, daha doğrusu tanrı inancının ölmesidir. Tanrı, insanoğlu için etik düzeni sağlayan en büyük varlık olduğundan Nietzsche bu lafıyla, modern dünyadaki insanların, gelişen teknoloji ve bilim ile birlikte varoluşsal değerleri bir bir öldürdüğünü kastetmektedir. Ona göre Tanrı denilen kavram, insanların kendi kendini aşabilmesine, otantik bir başarı kazanmasına engeldir ve varoluşçu düşüncede üst insanın oluşmasının önüne taş koyar.

Zorya Vechernyaya’yı vuran “deus mortuorum” sözcüklerinin yazılı olduğu kurşun da, Yeni Tanrılar ile Eski Tanrılar arasındaki savaşın çok önemli bir ögesidir. Yeni Tanrılar, bu kurşun ile “eski değerler bitti artık; devir, yeniliğin devridir” mesajı vererek kendilerini güçlü kılmayı hedeflerler.

Berna Ece Gündüz

Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser

Tüm yazıları (523)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.