Brothers: Gülümsetti…
Apple TV+ imzalı Brothers, Matthew McConaughey ile Woody Harrelson'ı yeniden bir araya getiriyor; mizahı yüzeysel kalsa da oyuncu kimyası sayesinde çerezlik bir seyirlik sunuyor.
Evet özlemişiz… Matthew McConaughey ve Woody Harrelson’ın gerçek hayatta üvey kardeş olabileceklerine dair ortaya atılan iddiaları düşününce insanın aklına ister istemez şu geliyor: Arkadaşlar, siz yıllardır aynı masada oturup kalkıyorsunuz, yiyip içiyorsunuz ve böyle bişeyi atlıyor musunuz gerçekten. Yoksa aile ağacınızda gözden kaçırdığımız bir dal mı var acaba ?
Apple TV+ imzalı Brothers da tam bu meraktan beslenen, McConaughey ile Harrelson’ı yeniden bir arada görmenin keyfini çıkaran bir dizi. İkiliyi yan yana görmek başlı başına güzelken hikâyenin gerçek hayattaki bu tuhaf ihtimal üzerine kurulması da ortaya eğlenceli bir seyirlik çıkarıyor. İnsan bir noktadan sonra diziyi izlerken karakterlerin başına ne geleceğinden ziyade bu iki adamın gerçek hayattaki hikâyesinin nereye varacağını merak ediyor.

Tabii bu ikiliyi yan yana görünce aklımıza yalnızca aile albümleri gelmiyor. Bir zamanlar True Detective sayesinde televizyon tarihinin unutulmaz ortaklıklarından birini izlemiştik. Rust Cohle’un dünyaya küs bakışlarını ve Marty Hart’ın kendine has hâllerini unutmak kolay değil. Dördüncü bölümde bu geçmişe yapılan göndermeler de insanı ister istemez eski defterleri açmaya teşvik ediyor. Bir yandan Brothers izliyoruz, diğer yandan beynimizin bir köşesinde “Acaba Rust burada ne derdi?” diye çalışan küçük bir mekanizma var.
İşin güzel tarafı, iki oyuncunun yeniden aynı projede buluşması için çok da büyük numaralara ihtiyaç duyulmaması. Zaten yıllardır birbirini tanıyan, gerçek hayatta da yakın bir dostluk sürdüren iki oyuncudan bahsediyoruz. Aralarındaki rahatlık ve birbirlerine verdikleri tepkiler, zaman zaman dizinin kendi mizahından bile daha fazla keyif veriyor. İnsan ister istemez “Şunları aynı odaya kapatıp kamerayı açmışlar, gerisini kendileri halleder diye düşünmüşler herhâlde,” diyor.
Çocuklar Duymasın?

Şimdi burada dürüst olalım. Brothers için oturup “Yıllardır böyle kaliteli bir mizah izlememiştim!” diyecek değilim. Dizinin komedi anlayışı zaman zaman öyle bir noktaya geliyor ki insan kendini Apple TV+ karşısında değil de akşam kuşağında, ailecek televizyon izlerken bulabiliyor. Bir tek Haluk’un mutfaktan çıkıp “Meltem, mutfak!” demesini bekliyoruz.
Elbette bu, dizinin izlenmeye değer olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak mizahın çok katmanlı, ince ince işlenmiş ya da her sahnesinde zekice bir ters köşe barındıran bir yapıda olduğunu da söyleyemeyiz. Bazı şakalar bildiğimiz aile komedisi sularında yüzüyor. Apple TV+ kataloğunda karşımıza çıkan bir yapımdan beklentimiz ister istemez biraz daha yüksek olabiliyor ama Brothers bu beklentiyi çoğu zaman karşılamıyor.
Buna rağmen dizinin elinde öyle bir koz var ki bütün bu eleştirileri bir kenara bırakıp izlemeye devam ediyorsunuz: Matthew McConaughey ve Woody Harrelson.
Bu ikiliyi aynı sahnede izlemek için her zaman dünyanın en iyi yazılmış esprisini duymaya ihtiyaç duymuyoruz. Bazen yalnızca birbirlerine bakışları, konuşmalarındaki rahatlık ve yıllardır birbirlerini tanıyan iki insanın enerjisi yetiyor. Elbette bu durum her şakayı komik yapmıyor ama dizinin en büyük avantajının senaryosundan ziyade oyuncularının kimyası olduğunu söylemek gerekiyor.
Bir de bölümlerin kısa olması var. Günümüz dizilerinin bazen bir olayı anlatmak için üç bölüm, o olayın neden önemli olduğunu açıklamak için de iki bölüm harcadığını düşünürsek Brothers en azından vaktimizi çok fazla çalmıyor. Bir bölüm açıyorsunuz, izliyorsunuz, bitiyor. Çok büyük bir kahkaha tufanı yaşamamış olabilirsiniz ama “Çerezlik gider,” diyeceğimiz türden bir his bırakıyor.
Peki, İzlemeye değer mi?
Bence Brothers‘ın en büyük avantajı, kendisini olduğundan daha büyük bir yapım gibi göstermeye ihtiyaç duymaması. Çok katmanlı bir komedi arıyorsanız veya her bölümde zekice yazılmış esprilerle karşılaşmayı bekliyorsanız hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Ancak McConaughey ile Harrelson’ı yeniden yan yana görmek, gerçek hayattaki hikâyelerinin kurguya nasıl yansıdığını merak etmek ve arada True Detective günlerine selam göndermek istiyorsanız dizinin sunduğu keyif yeterli sayılabilir.
Dizi şu sıralar sezonun ortası sayılabilecek bir noktada; beşinci bölüm yayınlandı.
Şu ana kadar bana izlettirdi. En azından sezonu bitirmeye kararlıyım. Beklentilerimizi minimize ettiğimiz bir evrende diziye puanım 6,5/10 olur. Karar sizin.

Yorum Yap