İçeriğe geç
Muhitkâr ol
Çizgi Roman 7 dk okuma

Bu Dünyaya PREACHER Gibi Bir Çizgi Romanın Gelmediğini İspatlayan 9 Şey

Mert Günhan
Absolute Preacher Vol. 1 kapak çizimi (Glenn Fabry)
Görsel: Absolute Preacher Vol. 1 kapak çizimi (Glenn Fabry), tanıtım görseli (DC Vertigo) (yatay kırpıldı)

Çizgi roman söz konusu olduğunda benim için tek bir adam vardır; Garth Ennis. Yazdığı hikayeler olsun, karakterleri olsun, bu adam her zaman norm dışında, bambaşka şekillerde işler çıkartmayı başardı. Gerek Crossed, gerek The Boys, gerek Preacher. Bunların hepsi görülmemiş keskinlikte, söyleyeceği olan işler. Ennis’in en önemli özelliği her hikayesinin ardında kendi dünyasını yaratıp bu dünyasında tutarlılığı başarılı bir şekilde sağlıyor oluşu.

Ve tabii ki, Ennis denildiğinde akla tek bir şey gelir; Preacher.

 

1995 Yılında Kevin Smith’in önsöz yazısı ile açılan Preacher, 2000 yılına kadar devam etmiş ve yaptığı muhteşem finalle en sonunda adını çizgi roman tarihine altın harflerle kazımıştı. Şimdi dönüp baktığımız zaman, Preacher gibilerinin az geldiğini görüyoruz. Her ne kadar üzerinden 15 yıl geçmiş olsa bile, biz yine ağzı bozuk maço rahip Jesse Custer, İrlandalı gamsız vampir Cassidy ve tabii ki Jesse’ye her durumda haddini bildiren güzel silahşör Tulip O’Hare’yi özlüyoruz.

Bu sebeple bu listeyi en sevdiğim çizgi roman yazarına bir aşk mektubu niteliğinde yazıp, Geekyapar imzası ile taçlandırıyorum. Bu arada, spoiler alarmını şimdiden verelim. Eğer Preacher okumadıysanız, bu yazıyı da okumayın derim. Eğer okuduysanız, buyurun, övmeye beraber başlayalım. İşte Preacher gibi bir işin bir daha gelmediğini kanıtlayan şeyler.

 

1. Jesse Custer Bir Kahraman Değildi

Preacher 1

Jesse Custer bir kahraman değildi, hiç olmadı. Jesse yanlış zamanda, yanlış yerde bulunmuş kötü bir rahipti ve dünyanın en önemli gücüne sahip olduğunda bile onunla ilgili bazı şeyler değişmedi. Jesse kendi kendimize sorduğumuz şu sorunun en büyük yanıtıydı; “Dünyayı değiştirebilsen değiştirir misin? Hayır, tabii ki de üşenirsin.”

Jesse elinde Tanrı’nın korktuğu bir güce sahip olmasına rağmen kendi kişisel meselesini çözdü ve tekrar güneşin batımına doğru yürümeye devam etti. Onun için tek bir kadın önemliydi, dünya batsa, Tulip ile birlikte olduğu sürece onun evreninde bir şeylerin değişmesine gerek yoktu. Bu sebeple Jesse Custer şimdiye kadar okuduğum en gerçekçi ve kendimden bir şeyler bulduğum ana karakter olabilir.

 

2. Tulip O’Hare Hatalar Yapan Bir Kadındı

Preacher 2

Tulip, feministlere selam olsun diye yazılmış bir kadın değildi. Silah kullanıyordu, bazı noktalarda Jesse’den daha “erkekti” fakat bunların hiçbir O’Hare’yi bir noktada konumlandırmak için yapılan şeyler değildi. Hataları vardı, Jesse’den sonra hayatına devam edemeyişi, Cassidy ile aralarında geçenler ve her noktada gerçeklerden kaçması, onu şimdiye kadar okuduğumuz çoğu kadın kahramandan daha kusurlu yapıyordu. Tulip tam anlamıyla bir 90’lar kadınıydı. Değişen zamanların değişen gri ahlak noktasında ait olmak için elinden geleni yapıyordu. Kadın olduğu için değil, insan olduğu için.

 

3. Cassidy Vampir Olmasına Rağmen Hikayenin En İnsan Karakteriydi

Preacher 3

Her noktada sıçan bir karakter düşünün. Hani hatalar yapmaktan bahsetmiyorum. Arkadaşlarına sırtını dönen, yalan söyleyen, gizliden gizliye “en iyi arkadaşım” diyebileceği insanın hayatının kadınına bakabilen, onu uyuşturucuya alıştıran, cinayetler işleyen. Bu liste böyle uzar gider. Cassidy üçüncü ana karakteriydi hikayenin fakat her yeni sayıda kendisinden daha bir nefret ediyordunuz. “Bir noktada fedakarlık yapacak ve onu affedeceğiz” diye düşünüyordunuz. Hikayenin sonunda, böyle bir şey oluyordu, buna rağmen Cassidy’ye olan siniriniz geçmiyordu. Cassidy kalleş bir herifti, karaktersizdi, ruhsuzdu. Onu öyle kabul ediyordunuz. Preacher’ın dünyasında kimse kahraman değildi. Cassidy neden olsundu?

 

4. Arseface

Preacher 4

Aslına bakacak olursanız Arseface’in hikayede olmasının hiç bir anlamı yok.  Hikayeye hiç bir şey katmıyor, Jesse Custer ile yolu keşisse bile gerçekten Arseface’i alıp çıkarttığınız zaman Preacher’ın hikaye akışında bir şeyler değişmiyor. Yine de, Arseface olmasa, Preacher Preacher olabilir mi bilemiyorum. Arseface hayatta her zaman olduğunu bildiğiniz fakat kafanızı çok takmadığınız, hayatın akışının içindeki o ufak nokta gibi biraz da. Hani ormanda ağaç kesilirse siz bir şey fark etmezsiniz belki ama o ağaç kesilirse dünya hala eski dünya olur mu? Oluyor mu?

5. Herr Starr ve Başarısızlıkları

Preacher 5

Herhalde şimdiye kadar anlatılmış herhangi bir hikayedeki en başarısız “kötü” adamlardan biri Herr Star idi. Yani Yılan Hikayesi’ndeki Kürşat bile Herr Star kadar rezil olmamıştır herhalde. Önce kafası penise benzedi, sonra topları kaybetti. Yamyamlar tarafından yenildi, her noktada başarısız oldu. Buna rağmen kötü adam olmaya çabaladı, rolünü benimsedi, yine de bazı insanlar kötü adam olamıyor işte. Herr Star tam anlamıyla buydu. Olamamışlığın örneğiydi. Cassidy’nin karizması bile Herr Starr’dan daha fazlaydı.

 

6. “Not Enough Gun”

Preacher 6

Bir karakter düşünün. O öldüğünde, nefretinden bütün cehennem donmuş. Bir karakter düşünün, intikamı intikamını aldıktan sonra bile bitmemiş. Bir karakter düşünün, ateşi tüm varoluşu yakacak kadar sıcak. Saint of Killers bir karakterden çok bir kavramdı. Durdurulamaz, yok edilemez, önüne geçilemez ölümdü. Ve herkes için gelecekti. O geldiği zaman, bütün medeniyetler saldıracak, o ise ağzındaki tütünü Mojave toprağına tükürüp “Not Enough Gun” diyecekti.

 

7. “Çünkü Bir Tanrı Olmalıydı ve İnsanlar Onu Sevmeliydi”

Preacher 7

Şimdi bu dediğime kesin alınanlar olacak ama benim kutsal kitaplar dahil şu ana kadar okuduğum en güzel Tanrı tasviri Preacher’da idi. Varoluşun o ince, tripçi yanını tek bir pasaj ile bizlere özetliyordu, tanrının neden tanrı olduğunu, neden birilerinin onu sevmesi gerektiğini, yalnızlığın, herkes için çok varoluşsal bir sorun olduğunu gözler önüne seriyordu. “Çünkü bir tanrı olmalıydı ve insanlar onu sevmeliydi”

 

8. Akraba Evliliği Kötü Bir Şeydir

Preacher 8

Preacher’da Hz.İsa’nın soyunu devam ettirmek için Vatikan’ın bulduğu yöntem şahaneydi ve Hristiyanlık ile ilgili çok güzel bir eleştiriydi. İsa’nın soyu Preacher’ın dünyasında hala devam ediyordu. Fakat bunu devam ettirip korumakla görevli yapılanma The Grail’in çözümü şahaneydi. İsa’nın çocuklarını birbirleri ile yüzyıllarca çiftleştirip sonunda zeka özürlü bir mesih yaratmışlardı. Dünyanın son kurtuluşu Humperdido idi, fakat onun bundan haberi yoktu.

 

9. Bazen Kimse Kahraman Olmaz, Bitmesi Gerekiyorsa, Hikayeler Biter

Preacher 9

Preacher’ın sonu, şimdiye kadar yazılan en güzel sonlardan biriydi. Kimse kahraman olmamıştı, kimse bir şey kazanmamıştı. Ortada büyük erdemler yoktu. Sadece birbirini seven bir kadın ve bir erkek, batan güneşe doğru atlarını şehrin dışına sürüyordu. Yaşananlar yaşanmıştı. Arkalarında çok anlam aramak mantıksızdı. Preacher sorduğu bütün varoluş ile ilgili sorulara rağmen aslında bir kadın ve bir erkeğin hikayesiydi. Ne Genesis önemliydi, ne Tanrı ne de varoluş. Tulip ile Jesse birlikte olmadığı sürece, eksilen veya artan bir şey yoktu. Sadece yaşam vardı.

 

Mert Günhan

14 Yaşından beri oyunlarla ilgili yazıyor, Trgamer, Oyungezer, Merlin'in Kazanı ve daha pek çok platformda yazdı. Arada dizi yazar, şu anda bir kitap yazıyor, insanlık onurunun depresif müziği yeneceği günü bekliyor.

Tüm yazıları (107)

Bunlar da ilgini çekebilir

Yorum Yap

E-posta yazman isteğe bağlı. E-postanla yazarsan ilk yorumun okunup yayımlanır, sonrakiler doğrudan çıkar; e-postasız yorumlar her seferinde okunup öyle yayımlanır. Yorumları site yöneticileri ve yazarlarımız okuyup onaylar; onay bekleyen yorumunu bu tarayıcıda bir hafta boyunca sen de görürsün, onaylanana kadar başka okur görmez. Adın ve yorumun yayımlanır; e-posta adresin ve IP'n yayımlanmaz, yalnız site yöneticileri görür, spam denetimi ve sorumluluk için saklanır — ayrıntısı Gizlilik Politikası'nda. Spam denetimi sunucumuzda yapılır; yorumun başka bir hizmete gönderilmez.