Bugünün Doğumgünü Kızı JENNIFER LAWRENCE’ın Kısa Kariyerinden Seçmece En İzlenesi 7 Filmi
Sevgili Jennifer Lawrence, bugün doğum gününmüş? İyi ki doğdunuz efendim! Eğer müsaadeniz varsa, henüz Hollywood’a patlangaç bir giriş yapmanızın üzerinden beş altı sene ancak geçmiş olmasına rağmen kısa kariyerinize bir şapka çıkartmak isteriz. Farkındayız, şu an kariyeriniz dışarıdan gözüktüğünde üç isim üzerinden dönüyormuş gibi gözüküyor (Hunger Games, X-Men, David O Russell). Ama bu gece, “Madem Jennifer Lawrence’ın doğum günüymüş, e bir Jennifer Lawrence filmi patlatalım o hâlde!” diyebilecek olanları mahrum mu bırakalım? Bizce bırakmayalım!
O hâlde buyurun efendim, Jennifer Lawrence’ın kısa kariyerinden seçmece, en izlenesi 7 filmi!
Winter’s Bone
Elbette, “Jennifer Lawrence” ve “sinema” dendiğinde o cümle için Winter’s Bone‘dan öncesi yok. 2010 yılında, çok düşük bir bütçeyle çekilen Winter’s Bone, iki şey ile dikkatleri üzerine toplamıştı. Birincisi, ağır ve gerçekten hissiyatı yüksek senaryosu, ikincisi ise başrolünde oynayan ve pek tanınmayan o genç kızın performansı. O genç kız, o küçük filmle tutup Oscar’a aday oldu işte. Jennifer Lawrence’ın hikayesi de orada başladı.
Like Crazy
Jennifer Lawrence’ın kariyerinde, 2012 yılından sonra adının afişte yer almadığı bir filmi yok! Ama Winter’s Bone sonrası, Sundance çevrelerinden biraz daha çemberin merkezine doğru ilerlemeye başladığında böyle bir iki filmde rol almak zorunda kaldı. İlginçtir, ikisinde de Anton Yelchin vardı! Yelchin de o sıralar Hollywood’un “kesin yükselecek” dediği isimlerden biriydi, hatta, bu filmdeki diğer başrol Felicity Jones da öyleydi. Acayip bir şekilde, Like Crazy’nin umut vaat eden üç genç başrolünden Jones ve Lawrence hakikaten de yıldızlaştılar. Garibim Yelchin yıldızlaşamadı.
The Beaver
Jodie Foster’ın bizzat yönetmenlik koltuğuna oturarak çektiği, başrole de arkadaşı Mel Gibson‘ı oturttuğu The Beaver iyi bir filmdi. Siz Mel Gibson’ın reddedilemez (ve, bir yere kadar da, tartışılamaz sebeplerden haklı bir şekilde doğan) kötü algısıyla boyanıp, gişede çakılmasına bakmayın. The Beaver hakikaten de ilginç, hüzünlü ve yer yer de inkar edilemez denli komik bir işti. İtiraf edelim, Jennifer Lawrence’ın buradaki rolü pek de büyük değil, ama film teknik olarak yine de bir “Jennifer Lawrence filmi”, bu yüzden de utanmadan buraya koyuverdik!
X-Men: First Class
İşte burada yaşanan şeye, biz sokak ağzıyla “bal” diyoruz. 20th Century Fox, gençleştirilen X-Men filmleri kadrosu için yeni bir Mystique aradığında, şüphesiz ileride yıldızı parlayacak isimlere bakınıyordu. Aslen bu tüm genç kadro için geçerliydi, belki halihazırda tanınır olan Fassbender ve McAvoy hariç. Fox’un talihi, Mystique için seçtikleri kişinin en derin hayallerinden de öteye bir şana kavuşması oldu. Düşünün yani, ilk filminizde başrol – yan rol arası bir şey için seçiyorsunuz, kendisi gidip dünyanın en büyük yıldızlarından biri oluyor! E bal işte!
The Hunger Games
Peki nasıl gidip de dünyanın en büyük yıldızlarından biri oluyor? Hunger Games ile birlikte işte. Hunger Games serisinin, itiraf edelim, ilk filmi serinin en zayıf halkası. Özellikle kaliteyi birkaç gömlek yukarı çıkartıp, “abi bunlar Twilight’ta çok tutuyor” mantığıyla boğazımıza tıkılan aşk üçgeninden uzaklaşan Catching Fire’a kıyasla, resmen çöp! Ama Jennifer Lawrence’ın uluslararası şöhreti, bu filmle başladığı için, tüm Hunger Games serisini temsilen onu da almamak olmaz. Hem hatırlatalım, yeni film de bu sene sonunda vizyona giriyor!
Silver Linings Playbook
Öhöm. Bir itirafta bulunmak istiyorum. Jennifer Lawrence’ın bu filmle Oscar aldığının farkındayım. David O. Russell ile olan verimli ortaklığının bu filmde pekiştiğini de biliyorum. Dünya alem bu filmdeki performansıyla kendisine övgü yağdırıldığının da ayırdındayım. Yalnız… Ya ben biraz abartıldığını düşünüyorum buradaki performansının yahu? Evet, filmde resmen oyunculuk dersi veren böylesine bir kadroya karşı ayakta durmak da başarı ama… Neyse, biz bunları konuşmayalım. Film iyi mi? Çok iyi. Bir Jennifer Lawrence filmi mi? Elbette. İzlemeli misiniz? Tabii ki!
American Hustle
Ne dedik? Hunger Games, X-Men ve David O. Russell. Jennifer Lawrence’ın Russell ile çektiği ikinci film, kendisine üçüncü Oscar adaylığını getirdi. 12 Years a Slave‘deki Lupita Nyong’o olmasa, ödülü alması da kesin gözüküyordu. Lawrence’ın rolü burada çok daha ufak çaptaydı elbette, o yüzden filmden buram buram Lawrence bekleyenler, biraz hayal kırıklığına uğrayabilir. Ama yine de, nokta atışı oynuyor, az ama öz gözüküyordu kendisi. O yüzden listeye aldık, yazıyı onunla kapattık, son olarak da hatırlatıyoruz. Russell – Lawrence ikilisi bu sene bir daha bir araya geliyorlar Joy filmiyle. Tekrar Oscar adaylarına yazın yani kendisini!
Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.
Tüm yazıları (2655)






Yorum Yap