Biliyorsunuz bu haftasonu Geekyapar! olarak ICAF’taydık. Festivalde bolca eğlendik, okuduk, hayran kaldığımız işlerle karşılaştık ve güzel insanlarla yüz yüze görüşme fırsatımız oldu. Orada olup bizimle sohbet etme zahmetine giren güzel insanlardan biri de ne şanslıyız ki Türk çizgi romanının sıra dışı isimlerinden Caner Özdurak oldu. Daha önce kendisinin Karıncayiyen eserini incelemiştik. ICAF sayesinde eserini pek sevdiğimiz Caner Özdurak’la bir röportaj gerçekleştirdik.

art-of-co-fb
– İyi günler. ICAF nasıl gidiyor? Memnun musunuz ortamdan?

Size de iyi günler. İlk kez yapılan bir festivale göre gayet güzel olmuş. Yapıldığı ortam da bu kültürü destekleyen bir ortam olmuş. Yani St. Joseph Derneği’nin yerinde yapılıyor olması, alkol satışının serbest olması… Birbirinden çok farklı kitleler var. Çok kozmopolit bir kitle var. Yani başı bağlı kesim de var, mini şortlu kesim de var.

-Ortamda çeşitlilik sağlanmış yani.

Aynen. Bayağı çeşitlilik sağlanmış. Yani Türkiye’nin olması gereken yapısı neyse mikro olarak burada, garip bir şekilde, o oluşmuş. Çizgi romanın o bağlayıcılığı, yani bir yapıyı bir arada tutacak şekilde bağlayıcı bir unsur olarak öne çıkması enteresan. Ben beklemiyordum böyle bir ortam olmasını. Bu kadar kozmopolit ve kalabalık olmasını beklemiyordum.

Çok aksaklık da olmadı anladığım kadarıyla. Sadece workshopların ailelerin küçük çocukları emanet edecekleri bir ortam gibi algılanması hoş olmamış. Biraz çocuk parkı gibi olmuş orası. Belki ilerde onlar da daha böyle düzenli hale gelebilir. Ama genel olarak kalabalık ve güzel bir kitle var. Meraklı bir kitle var. Güzel yani ben memnunum.

slider-banner01

-Bu yıl ICAF’ta bağımsız sanatçılar standında konul edildiniz. Sonraki yıllarda bir The Art Of C.O. (sanatçının kendi yayımından bahsediliyor) standı görür müyüz?

Aslında öyle bir stant bu yıl da olabilirdi. Ama bu yıl bir iletişim eksikliği oldu bizim aramızda. Ben çok zaman ayıramadım o iletişimin doğru yapılması için. Dolayısıyla bağımsız çizerler diye bir bölüm vericez size dediler ben de olur dedim. Ama o stant sadece bana ait zaten. The Art Of C.O. logosu da koyabilirdik. Kendi standımız gibi olabilirdi bu yıl da. Artık sonraki yıllarda biraz daha profesyonel daha öne çıkan bir stant haline gelebilir.

Bir de sanatçının ben olduğumu bilmiyor insanların çoğu. Ben de çok, ben yaptım beğendiniz mi falan demekten haz etmiyorum. Biraz da böyle insanların ha tepkilerini almak için. Hani sanatçının orada olduğunu bilerek söyleyecekleri şeyle, bilmeden söyleyecekleri farklı. Onun için böyle keyifli oluyor bir yandan. Güzel olmuş, şöyle olmuş, böyle olmuş diye kendi aralarında konuşuyorlar mesela; ben de sanki üçüncü kişiymiş gibi dinliyorum. Güzel oluyor böyle.

 

-Peki genel tepkiler nasıl? İyi mi yoksa tarzınız alışıldık olmadığı için garipseniyor musunuz?

Aslında beklemediğim bir olumlu yaklaşım var. Bayağı içini karıştırıyorlar, yorumluyorlar. Yalnız çocuklu aileler kapaktaki oyuncak ayıyı görünce çocuk çizgi romanı diye yaklaşıp ondan sonra kendileri beğenip bakmaya başlıyorlar. Bazısı da bunlar çocuk için değil sanırım diyorlar. E, diyorum ki değil. Böyle şeyler oluyor ama genel olarak memnunum insanların ilgisinden, bakmasından, etmesinden. Bir de bir iki okurun çok kıymetli yorumu oldu, genç arkadaşlardan: Ana akımın dışında, çok orijinal olmuş gibi yorumları oldu. Benim derdim de o zaten.

Bu sene yayın evleri içerisinde benim gördüğüm, olağanın dışında olan işlerden birisi Karakarga’daki Tepe yayını. Hani genel akımın dışında, üstünde zaman harcanması gereken bir şey. Bu stant gezerken bakanları biraz yorabiliyor. Ama yorsun istiyorum zaten ben de.

Karıncayiyen2
-Yazısız, diyalogsuz bir çizgi roman tarzını benimsediğinizi biliyorum. Fakat biri bir gün elinde çok iyi bir hikayeyle kapınızı çalsa ve içinde bolca diyalog olsa tarz değişikliği düşünür müsünüz?

Aslında benim tarzım sadece yazısız çizim değil. Ama Karıncayiyen böyle bir anlatım gerektirdiği için, benim kafamda biraz öyle bir anlatımla oluştuğu için öyle yaptık. Hatta ikinci ciltte bazı ara yazılarla ufak tefek destekliyorum okuyucuyu. Çünkü ikinci Karıncayiyen’in biraz desteği gerektiren bir yapısı var. Bu seferki biraz daha karışık.

Medya eleştirisiyle birlikte bir Doğu gazisi üzerinden anlatılan mafyöz bir hikaye var. Ama Kurtlar Vadisi gibi bir mafyöz hikaye değil. O tip diziler üzerinden aslında nasıl aura yaratıldığı ama bunun gerçekte yansımalarını nasıl travmatik bir etkisi olduğunu anlatıyorum. Savaşın kişi üzerinde nasıl etkiler bıraktığının anlatıldığı bir öykü. Hatta kapağındaki oyuncak asker çizimi de o, yaylalar yaylalar, türküsün söyleyen pilli oyuncak bebeğin bir çizimi aslında.

-Bu durumda farklı tarzlara da açıksınız yani.

Tabii açığım. Hatta İlban Ertem, Puslu Kıtalar Atlası’nı çizdikten sonra ben de böyle bazı romanları inceliyorum. Ama o kadar uzun zamanımı verecek kadar beni çeken bir roman yok şu anda.

Sahacizgisi_GS
-Karıncayiyen’de şiddeti gerçekçi bir dille eleştiriyordunuz. Peki ana akım çizgi romanların fantastik bir şiddeti temel aksiyon yapmaları hakkında düşünceniz ne?

Kontrollü dozda olduğu sürece sansüre kesinlikle karşıyım. Ama belli dozda verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Stilize şiddete karşı değilim ama onu yorumlayabilecek bilinç düzeyine sahipseniz. Yani 300’ü izleyip elimde baltayla sokakta dolaşmıyorum. Aynı bilinç olacaksa eğer okuyucularda şiddetin kullanılmasına karşı değilim ben.

Batman: Forever stilizasyonunda bir saçmalıktansa Nolan tarzı Batman hikayelerinde ortaya çıkan realistik şiddeti tercih ederim. Şiddeti sevdiğimden değil ama bir sanat eserinin içinde yer verilecekse biraz daha etli butlu olmasını tercih ederim.

Dün bir arkadaşım ziyarete geldi. Oğlu süper kahraman filmlerine meraklı. 10 yaşında çocuğun aldığı çizgi romanlar Deadpool ve Suicide Squad. Arkadaşıma dedim, oğluna ne okuttuğunu biliyor musun? 10 yaş bu tarz çizgi romanlar için erken bir yaş. Ama bunun kontrolünü sanatçıya yüklememek lazım. Tüketicinin kontrollü olması lazım. Bunun dışında çok uç konular, daha ahlaki; moral konular sansürden belki geçirilebilir. Ama şiddet için sansüre gerek yok. Sansürün her türlüsünü sevmiyoruz.

 

-Türkiye’de çizgi romanlar uyarlansa yetişkinden çocuğa aynı Amerikan örneklerdeki etkiyi yaratacağını düşünüyor musunuz? Belki sizin işleriniz uyarlamaya çok müsait değil ama Seyfettin Efendi, Şehzade Yangını gibi örnekleri düşünelim.

Mevcut şekliyle yapılırsa daha ideolojik etkisi olacağını düşünüyorum. Mesela Seyfettin Efendi’ye benzer bir şey Filinta dizisinde yapıldı. Görselliğini, prodüksiyonunu beğendiğim bir diziydi ama bir noktada verdiği alt metnini hiç beğenmediğim bir diziydi. Mesela Ertuğrul dizisi de öyle.

 

-Yukarıdan gelen baskıyla oluşan alt metinlerden mi bahsediyoruz?

Evet, toplumu sürüklemek istedikleri nokta çok belli. Bu kafayla yapılan dizileri desteklemiyorum. Yani bu şekilde yapılmasını desteklemiyorum. Aslında kendi haline bırakılsa çok daha iyi olacak işler bunlar. Ancak maalesef ısmarlama işler.

Zamanında yapılan Tarkan, Karaoğlan filmleri gayet iyiymiş mesela. Şimdi dalga geçiyoruz ama çok yakın bir zaman kadar Cüneyt Arkın’ın kavga sahneleri bile aşılamıyordu. Bir kırk yıl kadar Cüneyt Arkın’ı aşamadı bu ülke. Belki Cüneyt Arkın çok iyi olduğu için belki beceriksizlikten. O dönem yapılan çizgi roman uyarlamaları çok iyi uyarlamalar ama. Malkoçoğlu’nun çizimleri, Karaoğlan’ın çizimleri dönemin önünde ve çok iyi çizimler. Öykü akışı anlamında da şimdi piyasada olan bir çok şeyden iyiler bence.

Şimdi mesela filme aktarılacak ne var diye düşündüğümde Şehzade Yangını çok güzel olabilir. Ama yine propaganda aracına dönüştürülmezse. Seyfettin Efendi de keza okuduğum şekilde aktarılırsa çok güzel olabilir.

jon_snow_by_cozdurak-d9koqei
-Klasik tarzda bir soruyla final yapalım. Diyelim bir şey çizeceksiniz ve o gerçek hayatta yansıma bulacak, ne çizerdiniz? Kendi ellerinizle çizip dünyaya bırakmaya ne değerdi?

Klasik soruya klasik bir cevap verebiliriz. Nasıl somutlaştırılır bilmiyorum ama huzur, kardeşlik, barış… Bunları çizmek isterdim. Çünkü insanlar binlerce yıldır bunları çözebilecek kadar evrimleşemedi. Hala aynı şeylerle uğraşıyoruz. Doğamız yok etmeye müsait, yok etmeye odaklı. Dolayısıyla insan yerine huzuru, barışı yaşayabilen bir yaşam formu çizebilirdim.

 

-Ben kendi adıma, Geekyapar! adına size çok teşekkür ediyorum. Bu röportaj bizim için çok değerliydi. Okurlarımıza ve çizgi roman meraklılarına söylemek istediğiniz son bir şey var mı?

Okuyucularınız sizi takipte kalsınlar. Çok güzel, orijinal yazılarınız oluyor. Özellikle çizgi roman sevenlere tavsiyem biraz ana akımının dışına çıksınlar. Fransa’da, Belçika’da, Asya’da neler yapılıyor takip etsinler. Asya’dan kastım manga değil. Tabii manga da okusunlar. Ama mangaya da baktığınızda bahsettiğimiz bilinç olmadan insana zarar verebilecek konular işliyor. Çocuklara çeşitliliğin ve bilincin kazandırılması lazım. Bir kere kazandırıldıktan sonra devamını çocuk, genç veya yetişkin olduğunda kendisi getirir zaten.

İnsanın brutal dozu keyfini çıkaracak kadar ayarlaması lazım. Biraz garip bir tabir oldu ama hani bu dozdan keyif alarak ama etkilenmeyerek tüketilmesi lazım. Mesela bir ceset fotoğrafına baktığınızda tiksinirsiniz ama bir sanatçı cesedi çizdiğinde o hoşunuza gidebilir. O hoşa gidişin sağlıklı dozda kalması lazım.

Bunun dışında kahramansız işler de tanınıp okunabilir. Tek bir tarza saplanıp kalmamak lazım.

Yazar

Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.