Yabani’nin bu sayısı yerli çizgi roman okurlarını epey mutlu edecek isimleri içinde taşıyor. Sayı bu yanıyla neredeyse bir All-Star havası yaşatıyor. Dokuzuncu sayı bizi böyle mutlu ederken sayının girişinde bunundaha hiçbir olduğunu ifade eden bir de müjde alıyoruz: Onuncu sayı ile beraber Yabani sayfa sayısını arttırıyor ve belli yönleriyle yenileniyor. Ayrıca onuncu sayınının “Klasikler Özel Sayısı” niteliği taşıyacağı da belirtilmiş. Bunlar çok güzel haberler ancak gelin bunları dahaki ay konuşalım çünkü şu an zaten karşımızda çok keyifli bir sayı var.

Yabani Dergi dokuzuncu sayının ön kapağını geçen ayın arka kapağını çizen Evren İnce çizmiş. Zaten bu arka kapaktan ön kapağa terfi olmak Yabani’nin bir geleneği haline geldi. Evren İnce’nin çizimi Yabani’yi diğer dergilerin arasında belli edecek kadar başarılı. Hakan Arslan’ın çizdiği arka kapak ise 1958 yapımı Dracula filminin Dracula’sını andırarak sinefilleri mutlu eden bir çalışma olmuş. Fakat bu ay benim en çok beğenimi kazanan kapak Diren Ayhan’ın çizdiği iç kapak oldu. Kendisi Sevgililer Günü’ne Yabani bir selam çakmış.

Hikayelerimizi iki sayıdır yaptığımız gibi, bir başka yazıda inceledik. O yazıda kısa zaman içinde ana sayfamızda olacaktır. Şimdi çizgi romanların keyfini çıkaralım:

SEYFETTİN EFENDİ VE ESRARENGİZ HİKAYELERİ

Seyfettin Efendi
İtiraf edin, hepimiz bu günü bekliyorduk. Devrim Kunter’in editörlük yaptığı bir dergiye Seyfettin Efendi’nin ziyareti kaçınılmazdı. Peki nasıl geçti Seyfettin Efendi’nin Yabani’deki ev oturması? Onun adına epey heyecanlı olduğu kesin çünkü karizmatik hafiye öldürülme ve aşık olma tehlikesini aynı saniyeler içinde yaşadı. Kara Dul adlı bir kelle avcısı önce Seyfettin Efendi’yi öldürmeye çalışıp sonra dudaklarına yapıştı ve hemen ardından tekrar öldürme teşebbüsünde bulundu. Eh elbette her karizmatik ajan/dedektif/asker gibi Seyfettin Efendi de kendisine böyle davranan bir kadına kalbini kaptırdı.

Bu da aslında bizi başka bir konuya getirdi. Seyfettin Efendi sıklıkla Sherlock Holmes’e benzetilen bir karakter. Duruşunu, çözümleme yöntemlerini ve ekürisinin tabip asker olmasını düşündüğümüzde zaten Devrim Kunter’in kasten Sherlock Holmes ile paralellikler kurduğunu anlayabiliyoruz. Bu şikayet edilecek bir durum değil, çizgi romanların geçtiği tarih böyle bir karakteri kaldıracak hatta böyle bir karaktere ihtiyaç duyacak bir tarih. Ancak bu Kara Dul hikayesi ile beraber Sherlock-Seyfettin benzerliğinin dozu biraz kaçıyor sanki. Çünkü Kara Dul apaçık Irene Adler: Zekasıyla dedektifi etkiledikten hemen sonra onun canına kast ederek ortadan kaybolan çekici kadın. Sanki özelliklerin benzerliğinden sonra benzer olayların da yaşanması Seyfettin Efendi’nin özgünlüğüne zarar verir gibi?

ABİDE

Adsız
Sevgili Mustafa Kara, öncelikle söylemeliyim ki saklanma çaban oldukça başarısız. Sen o özgün çizime ve renklendirmeye devam ettiğin sürece sevenlerinin işlerini 5 kilometre öteden tanımaması imkansız. O yüzden bırak bu mahlas ayaklarını da bir dahaki sayılarda açık açık çık karşımıza.

Abide’nin çizerinin Mustafa Kara olduğunu çıkardık çıkarmasına da yazarın kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Yazar hakkında söyleyebileceğim tek şey çok iyi bir iş çıkardığı. Yazdığı o kanepe tembelliği felsefesi, ilginç ölüm ritüeli ve o samimi son Mustafa Kara’nın hayat sorgulayan çizimi ile muhteşem bir uyum yakalamış.

KILIÇ DAĞI

Kılıç Dağı
Yabani’de önce Seyfettin Efendi ile karşılaşmak, sonra Mustafa Kara’nın çizimlerine rast gelmek ve şimdi de bir Selçuk Ören çizgi romanı okumak. Biri yerli çizgi roman okuyucularını çimdiklesin!

Selçuk Ören eserlerinin daha ilk panellerinde okuyucuyu istediği atmosfere sokabilen bir sanatçı, bu özelliğini yine esirgememiş: Hayali bir idam ritüelini anlattığı çizgi romanda zaman farklılıklarını belirtmek için kullandığı iki ayrı renk ve sadece hikayenin anahtarları olan elma, otorite ve kanın o iki ayrı renkten farklı renklendirilmesi sanatçının replikle kullanmadan bile harika bir hikaye anlatıcısı olabileceğini kanıtlamış. Hatta keşke hiç replik kullanılmasaymış da şimdilerde unutulan yazısız çizgi romana harika bir örnek teşkil edilseymiş.

UÇAN KALE

Uçan Kale
Devrim Kunter’in yazıp Dinç Onur Aydın’ın çizdiği Uçan Kale, dördüncü bölümüyle bize tam 12 sayfada veda ediyor. Bu sayfa sayısı Yabani’de yayınlanan çizgi romanlar için şimdiye kadar görülmemiş bir sayı. Ancak bu avantaja rağmen Uçan Kale’nin vedası biraz zayıf oluyor. Çünkü Uçan Kale’nin dördüncü bölümü bize epik sahneler verse de kesinlikle bir final veremiyor. Tylor’ın tepeden inme elde ettiği otorite ve yerlilerin ne ara ele geçirdiklerini görmediğimiz teçhizatları zaten yoğun bir sonunu bağlayamama hissi veriyorken bir de son sahnenin bir epilogdan ziyade prolog gibi yazılması 4 bölümlük serinin finalini tamamen havada bırakıyor.

KRALINA İSYAN

Kralına İsyan
Korkut Dede’nin geçmişi her zaman merak ettiğim bir konuydu. Ama itiraf etmeliyim böyle bir şey beklemiyordum, sanırım daha klişe daha kalıp havalı bir hikayeye hazırlamıştım kendimi. Bu yüzden Kralına İsyan’ın bu sayısı beni epey şaşırttı. Daha fazlasını öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Sanıyorum ki bu okuduklarımızın yansımasını yakın gelecekteki sayılarda göreceğiz. Karanlık yönü olan bir bilge kişi Kralına İsyan’ı daha heyecan verici hale getirecektir.

Yazar

Lord olmak için yola çıkan gariban geek kendini bir anda yazar olarak buldu. Geek kültürüyle küçük şakalaşmalarını, sinemayla flörtlerini yazıya dökmek için burada. Muhitte Geek_Lord olarak bulabilirsiniz.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.