DAREDEVIL Üçüncü Sezon İncelemesi: KAHRAMAN DİZİLERİNDE ŞİMDİYE KADARKİ EN İYİSİ
Son güncelleme: 23 Ekim 2018
Pek değerli Hell’s Kitchen sakinleri ve Kör Oğlan geekleri; hepiniz hoş geldiniz! Söz verdiğimiz üzere Daredevil üçüncü sezon değerlendirmesi için buradayız! Bu yazının tamamı spoiler içereceği için, eğer hala izlememiş olanlar varsa genel ve spoilersız bir değerlendirme için şu yazıya kaçabilir korkusuzca.
Eğer spoiler yemeye razı gelenler ya da direkt olarak diziyi bitirip de buraya teşrif edenler kaldıysa aramızda, yorumlamaya geçiyoruz. Sıkı tutunun!
Genel Olarak Sezon

Üçüncü sezon, ilk iki sezona çok net taş çıkartacak bir sezon olmuş. İlk sezondaki sağlam oturtulan karakterizasyonlar ve ikinci sezondaki kendi solo dizisinden bile daha çok dikkat çeken Punisher detayına oranla üçüncü sezon ciddi anlamda sizi izlemeye devam etmeniz için sürekli uyanık tutuyor.
Şimdiye kadarki bütün Netflix-Marvel dizileri arasında zerre sıkılmadan izlediğim tek diziydi Daredevil; yine aynı pozisyonunu korudu. Üstelik Wilson Fisk’in artık tam anlamıyla “Kingpin” oluşunu ve inanılmaz arka plan hikayesiyle Matt’i tokat manyağına çeviren Bullseye’ın varlığı da bu sezonun ne kadar konuşulsa dahi yeterli gelmeyeceği kadar çok övgü hak eden detaylarıydı.
Spoilersız yazıda 10/10 veririm, ama illa bir-iki hatayı zorlayarak çıkardığım için kimse itiraz etmesin diye 9/10’a düşürürüm demiştim aslında; ama gün geçtikçe on üzerinden yüz vermemek için kendimi zor tutuyorum. Çünkü sezon gerçekten kusursuz gibi.
Sezon Başlangıcı

The Defenders’ta tepelerine bina çöken Matt ve Elektra’nın hazin sonunu hatırlıyorsunuzdur herhalde, değil mi? Hatırlamıyorsanız da sıkıntı yok, zaten koca dizide bilmeniz gereken en büyük detay oydu aslında. Devamlılık açısından çok büyük bir önem teşkil etmediği için de Netflix, izleyicilerine özet geçercesine minik sekanslar koymuş birinci bölümün başına; olur da unutanınız çıkar ya da Defenders’ı izlememiş olanlar vardır diye.
Öncelikle Matt’in kurtulduğunu ve üçüncü sezonda Born Again çizgi roman hikayesinin işleneceğini, Defenders’ın son credits sahnesinden biliyorduk. Ancak Elektra’ya dair hiçbir bilgimiz yoktu, şimdi de olmamaya devam ediyor. Bunu, muhtemelen ilerleyen dönemlerde Elektra Natchios’u geri getirmek için attıkları güvenli bir adım olarak düşünüp bir rafa kaldırmayı tercih ediyoruz. Ama bir kez bile mühim şekilde Elektra’nın yokluğunun sorgulanmaması, bu sezonun akıcılığı konusunda en önemli etken.
Gerçekçilik ve Süper Olmayan Kahramanlık

Daredevil’i izlerken bizi bu kadar bağımlı yapan ve Netflix-Marvel işleri arasında en tepe noktaya koyan özellik sanırım ki Matt Murdock’ın herhangi bir “süper” anlamdaki güce sahip olmaması. Tam anlamıyla insan, ne yaptıysa kendi çabasıyla başarmış; buraya kadar tırnaklarıyla kazıyarak gelmiş. İster Jessica Jones olsun, ister Luke Cage; neredeyse hepsi “süper” denilebilecek güçlerini elde etmek için bir çeşit müdahaleye maruz kaldılar. Iron Fist bu konuda biraz daha mistik sanatlarda ustalaşan kahraman kategorisine girse de, ona neden sevgi kusmadığımızı defalarca konuştuk zaten; fazla söz sarf etmeye gerek yok artık.
Üç sezondur bizi Matt Murdock’a deliler gibi bağlayan en büyük sebepti temelinde insan oluşu. Çok parası olmadığı için kendine inşa edecek zırhları olmayan veya ezik görülse de bir anda tıbbi müdahale ile süper insan olmamış bir kişi kendisi. Yüzde yüz emek, yüzde yüz inanç sonucu ortaya çıkmış bir figür. Dayak yeyip milyon kere orasını burasını kırdı, kafasına darbeler alıp da duyuları hasar görmesine rağmen hiçbir zaman yılmadı; bu yüzden hep ayakta kalmaya çabaladı.
Bütün hikaye boyunca zaten dikkatinizi en çok çeken de bu nokta oluyor zannımca. Wilson Fisk gibi inanılmaz ekonomik ve politik gücü olan, e üstüne bir de cüssesiyle tüyleri diken diken eden bir adamın yanı sıra attığı her şeyi tam on ikiden vuran Ajan Poindexter’ın Bullseye’ının yanı sıra Matt, dövüş sanatlarında usta olmuş sıradan bir insan olarak kalıyor. Bize onca zamandır ölümsüz ve yenilmez gibi empoze edilen tüm kahramanların aksine, insanlığın bam teline dokunan bir detay bu: Matt Murdock da bir ölümlü ve yaptığı her şeyi hakkıyla yapıyor.
İnce İnce İşlenmiş Bir Mücadele

Bütün adımlarını anlamlı şekilde ve mantık çerçevesinde atan Matt, birçok sefer Bullseye’ın kendisi için açmış olduğu yoldan ilerleyerek amacına ulaşmaya çalışıyor. Evet; Fisk, Daredevil kimliğini kirletmek için Ajan Poindexter’ı safına çekip ona kırmızı kostümü giydiriyor. Ve evet, Bullseye da ortalığın anasını ağlatarak bu şan şöhret kirletme işini hakkıyla yapıyor. Haliyle de kırmızı kostümle görülmesi konusunda sıkıntılar yaşayan Matt tekrardan eski siyah kostümüne geri dönüyor ve bu sırada lekenen Daredevil kimliğine bürünen Bullseye’ın ilerlediği yolda onu takip ederek mücadelesini veriyor.
Ajan Poindexter neredeyse yenilmez, kollarını kıramadığınız sürece sizi her şekilde öldürebilir. Fisk de aynı şekilde elini her yere atabilen inanılmaz korkutucu ve güçlü biri. Haliyle siz de kör ama dövüş yeteneklerinde usta biri olarak savaşırken ikisini birbirine düşürüp o yolda kendinize yeni bir patika açmanız çok daha mantıklı bir durum haline geliyor.
Matt’in ne yaparsa yapsın Fisk’in her şeyi önceden düşünmüş ve önlemini almış olduğundan ötürü eli boş çıksa da, güzel bir strateji ile Bullseye’ın da bam teline dokunacak en önemli etken olan Julie’yi kullanması, inanılmaz zekice ve takdire şayandı çünkü.
Yan Karakterleri Sağlam Yapım=Kalite

Bakın bu maddenin başlığında yazanı tekrar okuyun ve aklınıza kazıyın. Çünkü bunca geek ürünü arasında belki de hiçbir zaman şaşmamış olan yegane sözdür kendisi. Eğer izlediğiniz/okuduğunuz/deneyimlediğiniz yapımın yan karakterleriyle de empati kurabiliyor ve onlara sempati besleyebiliyor veya arka plan hikayelerini anlayıp onları iyice tanıma fırsatına erişebiliyorsanız, bilin ki o yapımın kalitesi su götürmeyen bir gerçektir.
Daredevil’in de yan karakterleri, üç sezondur en kuvvetli elementlerinden biriydi. Foggy’nin ilk tanıdığımız zamandan şimdiki sezon sonunda dönüştüğü mükemmel sağlam karakterini yabana atmamak lazım mesela. Bu sezonun gerçek kahramanı olan Nadeem’in hikayesi de aynı şekilde en değerli malzemelerimizdendi. E bunun yanında kötülerimiz olan Fisk ve Bullseye’ın inanılmaz kusursuz işlenen öyküleri de cabası.
Vanessa bile üç-beş kez gözükmesine rağmen, dolaylı yoldan Fisk’in karakterizasyonunda mühim bir pozisyonda olduğu için harika işlenen bir figüran olmaya hak kazandı. İnanır mısınız, Karen Page’in bile iki sezondur bizi gıcık eden, efendime söyleyeyim kafasını duvara sürtüp kıvılcım çıkartmak isteyeceğimiz türden sahip olduğu karakterizasyonunu makul bir sebebe bağlayıp bize yediren üçüncü sezon, her açıdan karakterlerini ele almayı mükemmel başardı. İşte bu çok önemli bir başarıdır.
Dövüşler, Tempo ve Beklenmedik Şeyler

Bizim için artık bir klasik haline gelen koridor dövüşü sahnesi, dördüncü bölümün olduğu kadar sezonun da en has sekanslarındandı. Üstelik bu dövüşün yaşandığı hapishane hikayesi, belki de sezonun en yüksek noktalarından biri olduğu için dördüncü bölümü inanılmaz bir konuma çıkardı. O sahnenin gerçekçiliğine ve salya akıtıcı şahaneliğine değinmeyeceğim bile, zaten söyleyecek söz yok üzerine.
Dizinin genel temposu, sürekli olarak yükselen bir şemaya sahipti. Ne zaman düşüyor gibi gözükse çat diye bir tokat atıp suratımıza tekrar dikkatimizi vermemizi sağlıyordu. Diğer Marvel-Netflix yapımları gibi sezonun yarısı sıkıcı/akıcı gibi bir genellemeye sahip değildi; inanılmaz derecede her bölümü diken üstünde geçti izleyenler için. Bu da akıcılığını zirvenin de zirvesine çıkardı haliyle. En mühim detayların da dört, sekiz ve on ikinci bölümlerde patlak vermesiyle bunun istikrarlı bir düzene sahip olduğunu görebiliyoruz.
Sezonun en vurucu özelliklerinden biri de beklenmedik ve tüyler ürperten aniliği olabilir sanırım. Çünkü ne zaman “Hah, işte bildiğimiz Murdock; yine işiniz halledecek oh be!” diye rahata ersek Fisk’in hiç bilmediğimiz bir şekilde oraya da attığı bir el çıkıyor ve tüm umutlarımız yeniden suya düşüyor. Üstelik bunu hiç yoktan var etmişçesine anlamsız ve bağlamı olmadan yapmıyorlar; ilerleyen her sahnede açıklayarak neden öyle olduğuna dair çok rahat sebepler sunuyorlar. Eh, yani Fisk’in koskoca FBI’ı bile ele geçirmesini ve elini attığı her yerde kendi lehine sonuçla çıkmasını başka nasıl açıklayabilirdik?
İtiraf edin, üçüncü sezon boyunca siz de Fisk’in gücünü bilmenize rağmen ufaktan tırstınız, değil mi?
MCU’ya Toz Yutturan Kötü Adamlar

Bir karakteri karakter yapan, onu sağlamlaştıran en önemli detay arka plan hikayesidir. Eğer siz onunla bir şekilde iletişime geçemiyor ve onun hayatını anlamlandıramıyorsanız kafanıza; salın o kötüyü gitsin. Infinity War sonrası bile sonuna kadar hak verdiğimiz Thanos, bu durumda empati kurmamızda ve insan olma konusunda sınıfta kaldığı için tahtını Kingpin’e bırakmak zorunda kalıyor. Çünkü şimdiye kadar işlenmiş en müthiş arka plan hikayeli kötü adamımız Wilson Fisk.
Fisk’in bu işleri neden yaptığını, politik ve ekonomik anlamdaki yenilmezliğini, hatta ve hatta hapisten kurtulmak için bile kendine zarar verilmesini planladığı komplolarla uzun süredir aslında tanıyoruz bu kötü adamı. Ama birçok kez vurgulanan ve ağızlardan düşmeyen o yegane isim “Vanessa”, bize kendisini biraz daha tanımamızı sağladı. Çünkü Vanessa, Fisk’in en zayıf noktası. Onu yalnızca Vanessa üzerinden üzebilir ve yıkabilirsiniz. Öbür türlü tam bir ulaşılamaz, duvarları aşılamaz bir kale kendisi.

Bu sezon, kendisine verilen kod isimden sonra bıraktığı etkiyle de tam anlamıyla bir Kingpin olan Fisk, ilerleyen zamanlarda çok daha korkulu bir şekilde döneceğinin sinyalini verdi bizlere. Giydiği beyaz takım ve içindeki siyah gömleğin üzerindeki tek eksik olan mor kravatına rağmen iliklerime kadar korktuğum, gerçek veya yanımda olmadığını bildiğim halde tir tir titrediğim ve evden çıkmayı bana unutturacak türden bir kötü adam haline geldi. Bu da, inandırıcılığını arttırdığı kadar kötü adamlığın da hakkını veren bir portre demek oluyor.
Öte yandan Matt’in bu sezon savaştığı tek kişi Fisk değildi. Kingpin’in kendi safına çektiği Bullseye, yani Ajan Poindexter, sezonun belki de Fisk’ten bile daha tehlikeli tek elementiydi. Hedefini asla şaşırmayan ve sizi görmese dahi oraya buraya çarptırarak fırlattığı nesnelerle canınıza kast etme konusunda usta birine karşı ne kadar şansınız olabilir ki?
Bullseye, çizgi romanlardan alışık olan birçok kişide değişik hisler bırakmış olsa da şu konuda anlaşalım: Son derece iyi ve derin işlenmiş bir karakter oldu. İyi olmaya çalışırken kötülük çukuruna sürüklenen motivasyonundan tutun, o zavallı hasta çocuk ruhlu adamın neden bunları yaptığını mantığa oturtabilmemize kadar her adımıyla karakterinin hakkını verdi. Daredevil kostümünü giydiğinde bile “Selam Karen, görüşmeyeli uzun zaman oldu.” repliğini söyledikten sonra attığı ufak sinsi gülümsemeyle bile çizdiği portreyi sağlamlaştırdı.
Tartışmasız En İyi Kahraman Dizisi Sezonu

Süper kahraman değil, kahraman; dikkatinizi çekerim. Yukarıda bahsini geçtiğim “insani yönü” olan Matt Murdock’ın bu sezonki hikayesi, gerçekten de tartışmasız en iyilerden biri. Marvel evreni için Nolan’ın Batman’i gibi bir konuma yükseldi an itibari ile Daredevil. İtirazı olan varsa buyursun. Bekleriz efendim. Kör Oğlan’ın tekme ve tokatlarını bir yiyin, hiçbir şeyiniz kalmaz.
Geveze, aşırı heyecanlı, domates surat. Ailenizin mülayim, cep tipi ponçiği. Profesyonel inek. Özel gücü ise role play yazmak. @poncikbruiser
Tüm yazıları (523)
Yorum Yap