Amazon’un 30 Ağustos itibariyle yayımlanan yeni dizisi Carnival Row’u, olabildiğince hızlı bir şekilde izleyip bitirmiş bulunmaktayım. Daha ismi ile içeriğinin uyumundan başlamak üzere pek çok küçük detayını severek izlediğim bu diziyi, günahları ve sevaplarıyla beraber sizlerle konuşmak için de hemen yazının başına oturdum.

Diziyi izlemeyi düşünüp spoiler almak istemeyenler için ilk olarak birkaç paragrafla kısa bir şekilde derdimi anlatmaya çalışacağım. Sonrasında ise uzun bir inceleme sizi bekliyor olacak. Orlando Bloom ve Cara Delevingne’in baş rollerini paylaştığı, modern noir-fantastik türündeki dizide olaylar, periler, kurtadamlar ve çeşitli doğaüstü yaratıkların göçmen kimliğiyle insanlarla birlikte yaşadığı bir dönem alegorisinde geçiyor.

carnival row poster

Prodüksiyona yatırılan paralar karşılığını almış; efektler ve çekimler de büyük ölçüde iyiydi. Orlando Bloom, bildiğiniz gibi; Cara Delevinge ise önceki performanslarına göre bir tık daha iyi olabilir. Dizinin ana temasında seri cinayetler ve dedektiflik var. Bu da bir sonraki bölümü hiç değilse “Katil kim çıkacak?” diyerek açmanızı sağlıyor. Karanlık çekimleri, bol bol İrlanda ve İngiliz aksanı ve doğaüstü cinayetleri soruşturan dedektiflik öyküsüyle biraz Penny Dreadful, biraz da The Alienist havasındaki sekiz bölümünün ardından sezon finali yapan dizinin ikinci sezonunun da yayınlanacağını belirtmek isterim.

Dizide kurulmak istenen dünyanın potansiyeli var, mitolojiden destek alan kurguları hoşuma gitti, gizemlerin çözüm yolu da görece olarak iyiydi. Bunun dışında arkada politika ve sosyal hiyerarşiden kaynaklı başka başka hikâyeler dönüyor, bunlar vasıtasıyla hem dünya kurulup tanıtılmaya hem de gerçek hayatımıza yönelik birtakım çıkarımlar verilmeye çalışılmış.

Öte yandan benim açımdan affedilmeyecek birtakım hatalar da yok değildi. Dizi, romantik ilişkiler ve bunların sunumu konusunda kolay yazarlığa kaçmış; insanlar arası ilişki ağlarında ise bence elini ayağına dolaştırmış. En büyük kötü eleştirim ise dizide bir kısmı birbirine güzel bağlansa da çok fazla hikâyenin aynı anda anlatılmaya çalışılması. Bunların bir kısmı ister istemez havada kalıyor, ikinci sezonda toparlanıp toparlanmaması ayrı bir konu ama sekiz bölüm için konuşursak ortaya çıkan tablo çok tatmin edici değildi.

Sonuç olarak efektler güzel, oyunculuklar çok kötü değil, dünyanın vaat ettikleri ve arka planı ilgi çekici ancak iki kolda beş karpuz taşınmaya çalışıldığı için de potansiyelinin altında kalmış diye düşünüyorum. Buraya kadar okuduklarınız ilginizi çektiyse, karanlık çekimli dedektif öykülerini ve içinde büyü, doğaüstü varlıklar bulunan fantastik yapımları seviyorsanız sizi diziyi izlemeye davet ediyorum. Buradan sonrası spoilerlı inceleme olacak.

1 2
Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

3 Yorum

    • Meltem Deniz Doğan Cevap ver

      Hiç dikkat etmemişim ona, düzeltme için teşekkür ederim. Diziyi izlerken, yazıda da söylediğim gibi kafamda Tourmaline ile Vignette’e neden bir romantik ilişki yazdıklarını düşünüyordum. Son bölümde de “Ölümü etkisini artırsın diye demek ki” deyip bu yüzden Felury değil Tourmaline’in öldüğünü kurdum kafamda herhalde. Açıkçası böylesi daha fena 🙂 Tekrar teşekkür ediyorum.

      • Rica ederim 🙂 Bende dediğinize katılıyorum, Tourmaline ile Vignette arasında neden romantik bir ilişki yazdıklarına anlam veremedim açıkçası.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.