En başından söylüyorum; arkadaşlar, Doctor Who bu bölüm beni bir miktar mutlu etti. On birinci sezon hakkındaki eleştirilerimiz genelde önceki sezonlara gönderme yapmaması, konu bütünlüğünün sağlanmamış olması ve bilim kurgu adına çok bir şey göremiyor olmamız yönündeydi. Sanki yazarlar sesimizi duymuş gibiler bu sezonda. Tabii ki yine eleştirdiğim noktalar var fakat önceki sezona kıyasla çok daha iyi gidiyor gibi. Sezonun ilk bölümü “Spyfall”, iki bölümden oluşan bir macera. Bu maceranın ilk kısmının incelemesine buradan gidebilirsiniz, ben bu yazıda sadece ikinci kısmı üzerine konuşacağım.

Öncelikle belirteyim, yazının geri kalanı ağır spoiler içerir. Yeni bölümü izlemediyseniz bakmanızı tavsiye etmiyorum. Bu bölümde çok şey oluyor ve ben yorumlayabildiğim kadarını yorumlamak istedim. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır tabii de işte, ben bir uyarayım. Haydi, şimdi devam edelim!

doctor who - 11-2.

Spyfall’ın ikinci kısmı, ilk bölümün bıraktığı yerden başlıyor hemen. Uçak kazasının ortasındayız, Ryan uçağın içinde kendi adının yazılı olduğunu fark ediyor ve bu yazıları takip ederek uçağı indirebilmek için talimatların olduğu bir kağıt parçasına ulaşıyor. Daha sonra uçağın ekranında -nasıl oluyorsa- Doktor beliriyor, ona ne yapması gerektiğini söylüyor ve karakterlerimiz kendilerini yine Doktor yardımıyla kurtarmış oluyorlar bu talihsiz durumdan.

Bu noktada Doktor’un ekranda belirmesinin bana 3.sezon 10.bölümü hatırlattığını belirtmeden geçemeyeceğim: Blink! Chibnall bunu bilerek mi yaptı bilmiyorum ama öyle olduğunu varsaymak istiyorum zira bölümün tamamında geçmiş sezonlara atıfta bulunulduğunu görüyoruz. Sanki yapımcılar on birinci sezonu çekmeden önce Doctor Who’yu izlememişlerdi de bütün bir yıl boyunca önceki sezonları maratonlayıp bu sezonda bir sürü gönderme hazırlamışlar gibi hissediyorum. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi size bırakıyorum artık, en azından gelişme var. Peki nostaljiden biraz uzaklaşarak sorarım size, uçak sahnelerinde gerilimi hissedebileniniz var mı? Bence gerilmeliydik buralarda. Hey yol arkadaşları, çığlık çığlığasınız, hayatınız tehlikede ya, uçağınız düşüyor. Graham, lütfen biraz ciddiye al bu durumu!

Bu sırada gerçek Doktor’umuz, önceki bölümde Yaz’ın da kendini bulduğu “yokluk” içinde, garip bir ormanda. Yalnız olmadığını fark ediyor ve Ada ismindeki bir kadınla tanışıyor. Bu Ada’nın herhangi bir karakter olmadığını öğreniyoruz, kendisi tarihte ilk bilgisayar programcısı olarak kabul edilen ve Lord Byron’ın kızı olan Ada Lovelace! Tarih dersi vermeden bize tarihi karakterler sunan Who’yu bir miktar özlemiştim doğrusu. Doktor’umuz Ada’nın elinden tutarak gerçek dünyaya dönüyor ve Master’ı bir kez daha terör saçarken görüyoruz. İşte ikinci bölüm tam da bu noktada ilk bölümle olan bağlantısını bir nebze zayıflatıyor. Ajanlardan ziyade zamanda ve mekanda kaçan-kovalayan, klasik bir Doctor Who bölümü oluyor. Şikayet etmiyorum, ilk bölüm incelemesinde Ruken’in de belirttiği gibi gereksiz uzatılmış bir konu olduğunu düşünüyorum, bunun üzerinden yürümez ki Doctor Who. Yürümüyor da zaten, konu yavaşça rayından çıkıyor.

doctorwho 12-2

Master, bu defa bize Loki’yi hatırlatan o repliği söylüyor: “Diz çök!”. Lütfen, bir tek benim aklıma Loki gelmiş olamaz. Master’ı daha sonra bir Nazi askeri olarak göreceğiz ve Doktor’un da dediği gibi bu, Master için bile fazla kötü. Master’dan bahsetmemiz önemli çünkü ilk bölümden farklı olarak bu bölümde genel anlamda “yeni” Master’ı izlemiş olduk, onu tanıdık. Master’ın ne kadar delirdiğini daha önceki sezonlarda da görmüştük fakat bu bölümde, en azından benim için, ayrı bir boyut kazandı. Nazi askeri olması tabii ki kaşlarımı çatmama sebep olmuştu fakat ardından öğrendiğimiz gerçeklerle beraber her şey değişti. Dedim ki, Master gerçekten de delirmiş. Sadece Master karakterini çok kısa da olsa yeniden görebildiğimiz için değil ayrıca karakterin hâlâ kafayı sıyırmış olduğunu gördüğümüz için de mutlu olduğumu belirtmek istiyorum.

Karakterlerin genel anlamda yeni sezonlarda sıkıntılı olduğuna ilk bölüm incelemesinde değinmiştik; bundan mütevellit on birinci sezondan beri Doktor dâhil herkes gözüme batıyor. Master’ı değiştirmemeleri de bu anlamda beni şaşırttı. Defalarca öldüğünü gördüğümüz bir karakteri geçmişe tutunmak amacıyla mı dirilttiler ben de anlayamasam da Doctor Who’da da ölenle ölünmediğini bir kez daha hatırlamış olduk.

Bir de Lenny Henry tarafından canlandırılan Daniel Barton var tabii. Kendisi, motivasyonunu asla tam olarak anlayamadığımız birisi. O da dizinin modern izleyiciye, daha da spesifik olmak gerekirse Black Mirror izleyicilerine, hitap etmesi için konmuş bir karakter elbette. Ayrıca onun gibi güçlü birisinin bile Master’ın büyük planında bir piyon olduğunu hatırlamamızı istiyor gibi Chibnall. Bölüm boyunca yoldaşlar ile facetime konuşuyor, kötü adam monologları yapıyor fakat maalesef bunlar, hiçbir yere varmıyor. Birazdan hiçbir yere varmıyor diyerek ne kastettiğimi açıklayacağım, şu an sadece Barton karakterini kendisi hakkında bir fikir edinecek kadar uzun süre tanıyamadığımı belirtmek istiyorum. Yine bir karakter sıkıntısından bahsetmek mümkün. Sanki Master ve Doktor gibi köklü karakterler dışındaki hiç kimsenin bir kişiliği yok gibi, herkes pasif. Önceki sezonda da böyleydi bu. Bu sezonda değişmesini istediğim şeylerden biriydi fakat yazarların bu konuda harekete geçmek konusunda hevesi yok gibi duruyor.

Öğrendiğimiz bir diğer önemli detay da Gallifrey’in son durumu. Bu gezegeni uzun süredir görmüyorduk, yeniden adını duymak bile beni çok mutlu etti çünkü ben iflah olmaz bir Doctor Who delisiyim. Gallifrey, son bıraktığımızda bir baloncuk içinde, diğer gezegenlerden bağımsızca sürdürüyordu varlığını. Bu bölümde öğrendik ki Gallifrey mahvolmuş. Herkes ölmüş, gezegen adeta yanmış. Bunun sorumlusu da Master imiş! Master’ın ne kadar şeytani birisi olduğunu hatırlamış olduk hep beraber!

doctorwho-tardis-12-2

Gallifrey’in son hâlini bölümün son sahnelerinde gördük, akabinde de Doktor’un gözlerindeki acıya şahit olduk. Ben izlerken artık Doktor’un gerçekten de yalnız olduğunu hissettim. Bir de şöyle bir hissiyat verdi bana; acaba diyorum, sanki, sezonun geri kalanında da Gallifrey bol bol hikâyenin içinde mi var olacak? Sanki? Acaba? Çünkü umarım böyle olur. Çünkü artık konu bütünlüğü görmek istiyoruz, dizi bilim kurgu olduğunu bize hatırlatsın istiyoruz. Master, Gallifrey ile ilgili çok önemli sırlar öğrendiğini fısıldıyor Doctor’a. “Zamansız Çocuk“tan bahsediyor, sonraki bölümlere zemin hazırlıyor. “Tüm varlığımız bir yalanmış, her şey Zamansız Çocuk’un üzerine kurulmuş bir yalan” diyor Master, dramatik bir şekilde. Master’ı kendi ırkına karşı bir soykırım yapmaya iten bu sırrın ne olduğunu öğrenmek için sabırsızlanıyoruz biz de. Doctor Who özüne mi dönüyor artık acaba?

Aksiyon üzerine aksiyon, üzerine bir daha aksiyon izledik bölüm boyunca, bu aksiyonun nereye bağlanacağını düşünmedik. Görünen o ki Chibnall da düşünmemiş zira bölümde ilk tanıştığımız kötü uzaylıları, yani Kasavin’i, Doktor’un yenmesini izleyemedik. Tak diye halloldu her şey. Hatırlayamadıysanız, ki normal karşılarım çünkü her şey beş dakikada tek bir monolog içinde anlatılıp geçiliyor, en sonlarda Barton konuşmasının sonunda adeta bir Zuckerberg misali “Bana bütün bilgilerinizi verdiniz” diyor ve Master içeriye dalıyor. Tam büyük plan uygulamaya konmuşken bir anda her şey kesiliyor. Doktor yanında Ada ve Noora ile içeri dalıyor ve diyor ki, “Geçmişte geriye gidip her şeyi bozdum”. Yani… Peki o zaman… Oldu. Anladık biz. Uğraşmayın göstermekle ya, anlatın geçin. Bu bölümü ben sevmiştim, genel anlamda çok güzel şeyler olmuştu ve böyle bir bölüme de güzel bir son yakışırdı.

Bölüme topluca bir yorum yapacak olursam şunu söyleyebilirim; ben bu bölümü sevdim fakat sonu beni tatmin etmedi. Dizinin yeni sezonu konusunda, ki daha sadece iki bölüm izleyebildik, bana umut veren çok şey var. Örneğin bu sezonun geçmişten beslenmesi ve önceki sezona kıyasla sadece bu iki bölümde bile daha çok Tardis görmemiz. Tardis’in sesini ne kadar özlemişim, arkadaşlar, inanamazsınız.

Yavaş yavaş güzel şeyler oluyormuş gibi, hadi bakalım! Sizler ne dersiniz?

Yazar

19 yaşında bir İngiliz edebiyatçısı. Bazen film izler, bazen dizi ama çoğunlukla kitap okur. Kedi görünce sevmeden geçmez. @mightbeyagmur

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.