2000’lerin başında küçük bir velet olan bütün genç kızlar gibi ben de Winx Club çizgi filmini izleyerek büyüdüm. Arkadaşlarımla evcilik oynarmış gibi bir araya gelip hepimiz bir Winx kızı seçer, bir ekip olarak dizinin kötüleri Icy, Darcy ve Stormy’i yenerdik. Dönüşüm sahnelerini beraber izleyip yeni sezonu da birlikte beklerdik. Bir dönem sadece “Winx, sihirli güç!”, bir dönem de yeni sezonun çıkmasından mütevellit “Enchantix!” diye bağırır, değişim geçirip simli elbiseler diyen büyüleyici periler olduğumuzu hayal eder ve etrafta koşardık.

Demek istediğim şu ki herhangi başka bir çizgi filmin başka birisinin hayatında ne kadar büyük bir yeri varsa Winx Club’ın da benim hayatımda o kadar büyük bir yeri var. Bir noktada büyüyüp izlemeyi bırakmış olsam da koskoca yirmi yaşında bir yetişkin olarak hala bazen açıp jeneriğini dinliyorum mesela. Dolayısıyla Netflix tarafından live-action bir diziye dönüştürüleceğini öğrendiğimde hissettiğim duyguların karmakarışıklığını tahmin etmişsinizdir diye düşünüyorum.

Takdir edersiniz duygu karmaşası derken güzel bir duygu selinden bahsetmiyorum. Zira ben, hiçbir koşulda çocuklara hitap eden ve bir neslin çocukluğunda derinden izler bırakmış çizgi filmlerin, onlarla büyümemiş orta yaşlı senaristler ve koca koca aktörler tarafından yeniden çekilmesinin taraftarı değilim. Bu tür işlerin başarılı olduğunu da pek görmedim. Bu yazıyı yazıyorken de Winx Club’ın Netflix dizisinin ilk bölümünü izlemiş birisi olarak yazıyorum zira sadece ilk bölüme tahammül edebildim.

Diziyi bitirmeyeceğim fakat “Vay sen nasıl izlemeden yorum yaparsın?!” diyenler gelmeden hemen neyden bahsedeceğimi açıklayayım: Bu bir dizi incelemesi değil. Bu yazı yalnızca Winx Club ile büyümüş bir kızın gözünden, bu dizinin varlığına dair yazılmış bir yakınma yazısı. Winx Club’ın başından beri live-action olmamasını istiyordum, ilk bölümü beğenmeyince de bu fikirlerim yeniden alevlendi, ben de yazıya dökmek istedim, bu kadar.

Daha da uzatmadan son bir şeyi daha belirteyim: Bu diziyi sevenlere bir lafım yok. Netflix gibi bir platform insanların izleyip keyif alması için dizi yapıyor, bu bir eğlence sektörü ve amacı eğlendirmek zaten. Dolayısıyla bu diziyi izleyip eğlenmeniz dünyanın en doğal şeyi. Eğer Winx adı altında yayınlanmamış olsaydı muhtemelen ben de farklı yaklaşırdım, bana hitap etmediğini görüp umursamazdım bile. Lakin Winx Club olarak pazarlanmış bir dizinin çizgi filmdeki potansiyeline ulaşamadığını fark etmek, bana daha büyük bir problemi hatırlattı: Çizgi filmlerin live-action versiyonlarının orijinalleri kadar başarıya ulaşmasının ne denli zor olduğunu ve bu “live-action” versiyonların çoğunluğunun oldukça gereksiz olduğunu. Umarım siz beğenmişsinizdir, kimse değerli vaktini kötü diziler izleyerek çöpe atmamalı.

Dediğim gibi, ben çizgi dizilerin live-action olarak yeniden çekilmesine iyimser bakamıyorum. Winx Club’da daha çok kötümserim zira hedef kitlesi çocuklar olan bir diziyi alıp hedef kitlesini komple değiştirmek yönünde bir hamle yapıldığı/yapılmak zorunda kalındığı apaçık. Peki durum böyleyken ve bu formül her defasında eleştiriliyorken, siz neden hala başkarakterleri yirmi yaşındaki aktörlere oynatıp (Bloom’u oynayan Abigail Cowen 23 yaşında) karakterlerin kendilerinin 16 yaşında olduğu konusunda ısrar ediyorsunuz? Shadowhunters da Riverdale de aynı sebepten eleştirilmiyor mu? Daha önce işe yaradı mı bu? Yetişkinlerin çocuk rollerinde oynamalarının kendince haklı olabilecek sebepleri olduğunu anlıyorum fakat hedef kitlesini madem değiştirdiniz, başkarakterler de bu sevdiğimiz perilerin yetişkin halleri olsalar mesela, daha hoş olmaz mı? Winx Club uyarlaması kötü bir fikirdi çünkü yapımcılar 16 yaşındaki karakterleri 16 yaşındaki karakterler gibi oynatmayacaklardı.

Winx Club gibi perilerin simli elbiseler giyip etrafta büyüler saçtığı bir dizinin hedef kitlesini çocuklar değil de yetişkinler yaptığınız vakit gerçekçilik etiketi altında (ya da gerçekçilik bahanesiyle) bir sürü değişiklik yapmak zorunda kalıyorsunuz, doğal olarak. Bu dizide de bir sürü değişiklik yapılmış. Gerçekçi olmak adına dizinin yapımcı ekibinin tembellik etmesine müsaade edilip Winx’in büyük bir kısmını oluşturan pırıltı ve şatafattan mahrum edilmiş. Dizideki Bloom’un “dönüşüm” sahnesine bakın ve bana bu karede bir Winx perisi görüp görmediğinizi söyleyin lütfen. Winx Club uyarlaması kötü bir fikirdi çünkü gerçeklik adı altında yapılan değişiklikler dizinin asıl büyüsünü alıp götürecekti.

Çocuklara hitap etmediklerini göstermek için diziyi kararttıkça karartmışlar. Zack Snyder filmleri kadar karanlık bir atmosfer hakim diziye, bu da bana, “Tamam, anlaşıldı: Ben şu an Winx ile ilgili herhangi bir şey izlemiyorum” dedirtiyor. Yetişkinler de renkli atmosfer sevebilirler. Çok sıkılmadık mı artık her şeyin kapkaranlık olmasından yahu? Winx Club uyarlaması kötü bir fikirdi. Ah, şunu dememe gerek var mı artık?

Dizinin özü, diziyi bize en başta sevdiren her şey yeniden yazılmış. IMDb trivia kısmından öğrendiğime göre dizinin prodüksiyon ekibinde çalışan hiç kimse (prodüktörlerden birisi olan Joanna Lee hariç, o da orijinal serinin prodüktörlerinden birisiymiş) daha önce herhangi bir Winx dizisinde çalışmamış, belli oluyor. Dönüşüm sahneleri falan yok. Ejderhanın gücü yok. Flora karakteri gitmiş, onun yerine kuzeni Terra gelmiş. Flora ile aynı güçlere sahip bir karakter getirecekseniz neden bu karakter Flora olamıyor anlamıyorum, Latin bir oyuncu bulmakta mı zorluk çektiniz?

Periler artık “müzik perisi” veya “teknoloji perisi” falan değiller çünkü belli ki teknoloji ve müzik gibi kavramlar kontrol edebilmek için fazla saçmalar. Avatar gibi elementler üzerinden ya da tamamen duygular üzerinden yürümüşler. Karakterler arasında dostluk da göremiyorum, belli ki ileride iyi anlaşmaya başladıklarında biz bunu karakter gelişimi olarak göreceğiz. Ayrıca, bu karakterler arasında çok gereksiz aşk üçgenleri var. Perilerden birisi, diğer perilerden birisinin hoşlandığı beyin eski sevgilisi. Niye? Winx Club uyarlaması kötü bir fikirdi çünkü Winx hayranlarının çok sevdiği karakter dinamiklerini, “plot” uğruna sıfırdan yeniden işleyeceklerdi.

Belki de dizinin senaristlerinden birisinin The Vampire Diaries dizisinin senaristi olmasından anlamalıydık bu dizinin atmosferinin beklediğimiz gibi olmayacağını. Belki de prodüksiyon ekibinden gerçekten Winx üzerinde çalışan tek kişinin etliye sütlüye karışmayan prodüktörlerden birisi olması her şeyi açıklıyordur. Yani, dizinin yapımcısı Iginio Straffi’den onay alınarak, hatta kendisinin de özel isteği sonucunda yapılmış bir iş. Yani belki de başından beri yapmak istedikleri şey gerçekten de Winx adı altında komple farklı bir dizi çekmekti ve bunu başardılar, ben de boşuna dil döküyorum. Neyse, böyle bir dizi hiç yapılmamalıydı, kötü bir fikirdi, onu belirtmek istedim yalnızca.

Daha büyük bir sorunu işaret ediyor bu. Üzerine defalarca yazılıp çizildi ve belki ben de bu konuda söylenmemiş bir şey söylemeyeceğim. Yine de bir kez daha belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum: Sorun şu ki, bazı çizgi filmlerin live-action diziler olmamasının kendince haklı sebepleri var ve Netflix gibi firmalar bu dizileri yeni fikirler üretmemek adına devamlı olarak live-action’a uyarlamaya girişiyorlar. Geçtiğimiz sene her hafta bir live-action haberi geliyordu, hatırladınız mı? Hoş değil.

Bilemiyorum ya. Dertlendim yine. Çizgi filmleri live-action diziler yapma terörü bitsin. Winx Club dizisi de, aynı şekilde, hiçbir koşulda bir şaheser olamazdı çünkü çizgi dizisiyle duygusal bağ kurmuş insanlar, diziye getirilen “gerçekçi” değişikliklerin farkında olup onları yadırgayacaklar. Aynen böyle oldu benim için de zaten. Neyse, son söz olarak da şunları söyleyip gidiyorum: Ben Miusa’yım arkadaşlar. Geri kalan perileri aranızda bölüşün artık!

Yazar

Batı Edebiyatları okur, kedi sever. Bir de buralarda yazıp çizer. @mightbeyagmur

1 Yorum

  1. Katılmıyorum, beklentiler saçmaydı çizgi filmle %100 uyum beklemek aptalca ama dizi gayet iyiydi bence.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.