Sizleri, “Eylül toparlandı gitti işte / Ekim falan da gider bu gidişle” dizeleri ile selamlıyorum! Witcher Hype Treni’miz için tam da bu dizelerin ifade ettiği bir noktadayız. Eylül ayının ilk pazartesi gününde Cintra ile başladığımız yolculuk, ekimin sonuna yaklaşırken hız kesmeden devam ediyor. Her durakta bir kişinin eklendiği kompartımanımız doldu taştı, her gelen yolcu bize yeni bilgiler verdi. Eh, biz de koskoca yedi durağın ardından biraz yorulmuş olacağız ki artık şiirlere, şarkılara verdik kendimizi.

Tam bu noktada Kıta’nın en büyük şairi bizi gördü ve bütün özgüveniyle yanımıza oturdu. Bize de hâliyle onun müthiş hikâyelerinden, kimsenin yarışamayacağı edebî kabiliyetinden ve nice güzelleri ağına düşüren dillere destan yakışıklılığından dem vurmak düşüyor. Bir yandan da başımızı belaya sokmadan yolculuğu tamamlamak için dualar ediyoruz ama bu kısmı şimdilik aramızda kalsın.

Uyarı: Okuyacak olduğunuz yazıda serinin kitapları ve yer yer oyunları hakkında ufacık spoiler’lar bulunabilir ancak bunlar, diziyi izleme zevkinizin önüne geçmeyecek şekilde özenle ayarlanacaktır.

Julian Alfred Pankratz (Jaskier) Kimdir?

jaskier - flower

Başlıkta biri asıl isim, biri mahlas olmak üzere iki farklı isim yazıyor ama biz onu daha çok Dandelion olarak tanıyoruz. Daha isimlerden itibaren bir karmaşa olduğu için, seriye yabancı olanlar açısından açıklamaya işin burasından başlamak istedim. Zaten Kimdir? yazılarımızın amacı da buydu, hem diziyi izlemek isteyip kitapları okumayanlara bir başlangıç olsun hem de kitaplardan ve oyunlardan farklı şekilde izleyeceğimiz karakterlerle ilgili konuşmuş olalım.

İsim karmaşasının ilk sebebi, şairlerin mahlas kullanmaları ve bir süre sonra bu mahlas ile özdeşleşmeleri. Julian’ın başına gelen de bu, açıkçası kişiliğinden ötürü kendisinin de Julian Alfred Pankratz olarak hatırlanmak isteyeceğini zannetmiyorum. İkinci karmaşa ise çeviri vesilesiyle çıkıyor. Julian’ın mahlas olarak seçtiği Jaskier – baş harf y ünsüzüyle telaffuz ediliyor – yukarıya bir görselini koyduğum sarı ve narin bir çiçeğin Lehçedeki ismi. Ancak bu isim çevrilirken söz konusu çiçek isminin İngilizce karşılığının buttercup olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalınmış.

Bu noktada da çevirmenler, sanırım Powerpuff Girls üyelerinden birinin ismi olarak da kullanıldığını göz önünde bulundurarak buttercup demenin çok da uygun olmadığını düşünmüşler. Onun yerine çeviride, yine sarı ve narin bir çiçek olan dandelion’u (karahindiba) tercih etmişler. Çevirmenlere haykırmadan önce jaskier’in Türkçe karşılığının düğünçiçeği olduğunu belirtmek istiyorum, açıkçası şu halde ben de çevirmen olsam oraya düğünçiçeği yazmayı tercih etmeyebilirdim. Ama niye özel isimdir diyerek Fransızca, Portekizce ve İspanyolca çevirilerindeki gibi Jaskier olarak bırakmamışlar, orası tartışılabilir.

Dizi uyarlamasında ise Netflix ekibi bence daha doğru bir tercih yaparak ismi Jaskier olarak kullanmaya karar vermiş. Bu yazılarda diziyi hedeflediğimiz için ben de buradan sonra Jaskier olarak kullanmaya devam edeceğim.

Jaskier’in Hayatıjoey batey

Dizide, gerçek hayatta kendisi de folk müzik yapan Joey Batey’in canlandıracağı Jaskier’in ailesi hakkında elimizde fazla bilgi yok. Julian Alfred Pankratz ismiyle birlikte sahip olduğu Lettenhove Vikontu unvanı vesilesiyle soylu bir aileden geldiğini biliyoruz. Bir de Ferrant de Lettenhove isimli bir kuzeni olduğunu ve bu kuzeninin bir Kuzey Krallığı olan Kerack adına pis işler yaptığı, onun geçmişiyle ilgili bilgilerimiz arasında.

Soyluluğu, şairlik hayatı ve Geralt ile çıktığı maceralarında sergilediği lükse düşkün tavırlarını açıklamak dışında pek bir işe yaramıyor diyebilirdik ancak Beauclair Düşesi Anna Henrietta ile olan temasları ve Oxenfurt Akademisi’ndeki tanışıklıkları gibi durumlar, zaman zaman kahramanlarımıza yardımcı olmuyor değil. Gerçi bu ahbaplıkların bazen yararı olduğundan çok zararı dokunuyor, orası ayrı. Az önce kurduğum cümle Jaskier’in hayatının ve kişiliğinin bir özeti. Bütün iyi niyetiyle kaş yaparken göz çıkartan birini arıyorsanız ilk tercihiniz Jaskier olmalı.

Jaskier, sanat ve edebiyat ile ilk temaslarını çoğunlukla din üzerine eğitim veren bir tapınak okulunda yaşıyor ancak 19 yaşına gelip de Kontes Stael’e âşık olana kadar şiire tam olarak merak salmıyor. Bu ilk aşkının ardından hayatı boyunca sürdüreceği iki alışkanlığını kazanıyor; kontes, düşes, leydi ve bilumum kadına kur yapıp hem kendi hem de yanındakilerin başını sürekli belaya sokmak ve şiir söylemek.

Yetişkinlik hayatına Oxenfurt Üniversitesi’nde beşeri sanatlar üzerine aldığı dört yıllık eğitimle adım adıyor, daha sonra kendisi de burada profesör olarak derslere giriyor. Ancak özgürlüğüne düşkün ve sanatçı ruhu, akademisyenlik ile uyuşmuyor ve bir yıl derslere girdikten sonra dünyayı dolaşmak için akademiden ayrılıyor. Yine de bilim aşkı – belki üniversiteli genç kadınlara olan aşkı demeliyim – sona ermiyor ve zaman zaman dersler vermek için akademiyi ziyaret ediyor.

Dünyayı dolaşmaya karar verdikten sonraki birkaç yıl içerisinde Jaskier’in bir halk ozanı olarak kazandığı ün, Kıta’nın her yanına ulaşıyor. O artık Kuzey’in en başarılı ozanlarından biri olarak biliniyor. En başarılı eseri ise bir değil bin Kıta’nın en harikası Cirilla’nın kaybı hakkında yazdığı Cintra’nın Arslan Yavrusu isimli balat olarak tarihe geçiyor. Sanki Jaskier’e, bahşedilmiş abdallığı aracılığıyla malum oluyor ve kendisini, daha Geralt ile tanışmadan bile önce Cirilla ve Geralt’ın kaderilerine kopamayacak şekilde dâhil etmiş oluyor.

Geralt ile tanışmaları ise Aedirn’in Gulet kasabasında düzenlenen bir ziyafette gerçekleşiyor. Bu hikâye de aslında daha sonra belki daha onlarca defa kendisini tekrarlıyor. Görünen o ki Jaskier, ziyafet esnasında kasabalı bir kızı ayartmış ve sonra yoluna devam etmeye karar vermiş.  Ancak kız ve ailesi için durum bu kadar basit değil. Hâliyle ağabeyleri Jaskier’e kız kardeşlerinin gururuyla oynadığı ve onulmaz zararlara yol açtığı için bir ders vermek amacıyla peşine düşmüşler. Onu bu durumdan kurtaran da tabii ki yardımsever Witcher’ımız ile yollarının şans eseri kesişmesi olmuş.

Tabii Geralt’a sorsak bu karşılaşmayı şanstan ziyade talihsizlik olarak tarif edeceğine eminim. Zira hikâyenin Geralt tarafında, hiçbir şeyden habersiz işinde gücünde bir Witcher hayatı sürdürürken, ayarttığı genç kızın ağabeylerinden kaçmakta olan Jaskier’e suç ortaklığı eder bir durumda buluyor kendisini. Jaskier kendi canından; Geralt da mağdur durumdaki kızın ağabeylerinin canından endişe ettiği için ikili, hızlı bir şekilde buradan tüyüyorlar.

İkili böylece dünyanın sonu olarak niteleyebileceğimiz bir bölgeye sürükleniyor. Çiçek Vadisi de denilen bu yer, ‘dünyanın sonu’ denmesinden de anlaşılabileceği gibi medeniyetten ve insanlığın geri kalanından uzak bir konumda. Buradan itibaren ise Geralt ve Jaskier kendilerini, büyük ihtimalle ilk sezonda uyarlandığını izleyeceğimiz bir başka hikâyenin içinde buluyorlar.

Üstat Jaskierjaskier - troubador

(Joey Batey’i Jaskier olarak resmeden çizim Reddit kullanıcısı Kalabear87’ye aittir)

Witcher’ı sevmemde en çok etkili olan şey neydi diye düşündüğümde verdiğim cevaplardan ilk üçünün arasında mutlaka Jaskier’i saydığımı fark ediyorum. Her açıdan asla büyüyemeyen bir çocuğun huysuzluğu ve gaddarlığına sahip olan Geralt ile sevgi kelebeği gibi ortalıkta dolaşan, başka bir bencil büyümeyen çocuk Jaskier’in oluşturduğu dinamikler bir yanda dursun; benim için Jaskier’in varlığı, bütün Witcher evrenini kendi dünyama bağlayan şey oluyor.

Çünkü Jaskier, bütün o anakronik hikâyede, içinde yaşadığım dünyanın ortaçağından kalma en temel taşı. Fantastik bir evrende olduğumuzu baştan kabul ettiğimizde Geralt, beş yüzyıl öncesinde veya beş yüzyıl sonrasında da var olabilirdi; Geralt – Yennefer – Cirilla, bin yıllar sonrasındaki bir hikâyede de varlıklarını koruyabilirlerdi. Ancak Jaskier’i sadece ve sadece belirli bir çağ var edebilirdi. Şimdiye kadar Jaskier’i içeren bir fotoğraf paylaşılmadı, bu yüzden biraz mutsuz olduğumu ama merakımın da gittikçe kamçılandığını söylemem gerekiyor. Ekim ayının sonunda yeni bir fragman bekliyoruz, bu sefer Jaskier’i de göstermeyi ihmal etmeyeceklerdir.

Jaskier, gezici ozanların, abdalların, âşıkların; artık hangi terimi kullanırsanız kullanın onların, fantastik bir evrende olabilecek en uygun şekilde karikatürize edilmiş bir temsilcisi. O bir saz şairi, o bir hikâyeci âşık. Witcher’ın üçüncü oyununda, bütün oyunun aslında Jaskier’in güzide eseri Half a Century of Poetry’sini anlatışından ibaret olduğunu fark ettiğimde; tam olarak bir gün Kadıköy’de deniz kenarında otururken Karacaoğlan’ın dizelerini mırıldandığım zamandaki gibi hissettim. Bir âşık on altıncı yüzyıldan söylüyor, yirmi birinci yüzyıldan bizler ona eşlik ediyoruz. Eğer dünyanın o kadar gideceği varsa bizden çok sonrakiler de belki elli birinci yüzyıldan hikâyemize katılacaklar. Böylece Jaskier’in biraz ironi, biraz karikatür olarak temsil ettiği o kültür, sürekliliğini koruyacak.

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.