DONALD TRUMP Seçilirse, Ortalama Bir Amerikalı’nın Tecrübe Edebileceği 8 Tanıdık Süreç
Son güncelleme: 22 Ocak 2020
Takip ediyorsanız, görüyorsunuzdur; Amerika Birleşik Devletleri’nde şu sıralar 2016 ön seçimleri yaşanıyor. Barack Obama Oval Ofis’te 8 yılın ardından, koltuğu yeni birine devredecek. Demokratlar tarafında ciddi bir yarış var. Hilary Clinton uzunca bir süre bu yarışı önde götürdü, ama progresif sosyal demokrat Bernie Sanders, ana akım medyadan sıfır destek almasına rağmen son 6 ön seçimi aldı, bugün gerçekleşecek Wisconsin ön seçiminde de favori gösteriliyor.
Cumhuriyetçiler tarafında da hummalı bir yarış var. Marco Rubio, Ben Carson, Carly Fiorina gibi adaylar azalarak tükendiler. Üçüncü aday John Kasich de bir süre sonra havlu atacak, piyasa Ted Cruz ve Donald Trump ikilisine kalacak gibi gözüküyor. Donald Trump an itibariyle salt çoğunlukla değil, ama popüler çoğunlukla üç adayın önünde. Cruz ile başabaş kalırsa sonuçlar ne olur bilinmiyor; ama baştan net söyleyelim, bütün anketler, Trump hangi adayın karşısına çıkarsa çıksın, Demokratlara karşı ağır bir yenilgi alacağını gösteriyor. Özellikle Bernie Sanders’a denk gelirse, anketlerdeki farklar çift haneli.
Ama Trump’ı izlemek, bir noktada, bir Türkiye vatandaşı olarak sizin de hoşunuza gidiyor olmalı. Çünkü az çok ortalama bir Amerikalı’nın yaşadıklarını biz de yaşadık aslında. Trump’ın kazanma ihtimali, şu anki anketlerde düşük gözükse de, biz biraz beyin jimnastiği yapalım; varsa okuyan Amerikan vatandaşlarına da buradan olacaklara dair tavsiyeler verelim istedik. Zira, yani, bize çok tanıdık bir süreç yahu bu…
Buyurun, Donald Trump seçilirse, ortalama bir Amerikalı’nın tecrübe edebileceği 8 tanıdık süreç.
1. İnkar
Bu süreç, mevzubahis lider seçildikten sonraki ilk sene içerisinde yaşanır. Kilit cümlesi, “Valla benim tanıdığım kimse Trump’a oy vermedi, nasıl seçildi anlamadım“dır. Zira bu bir yıl içerisinde, içten içe Trump’ı beğenen insanlar, önceki politik iklimden dolayı bunu dile getirmekten çekinmişlerdir. Ortamlarda “Ben oy kullanmadım yea” der, geçerler. Kim bilecek? Ortalama bir Amerikalı, bu sorunun cevabını bulamadığı için, işi “Kesin sonuçlara şaibe karıştırdı, meymenetsiz herif” diyerek geçiştirir.
2. Tespit
İnkar süreci bittikten sonra, tespit süreci başlar. Bu genelde on ikinci ayla, on sekizinci ay arasında yaşanır. Bu altı aylık periyotta, mevzubahis liderin iktidarı altında geçen bir seneyle rahatlamış kişiler, olaylara belli başlı tepkiler vermeye başlamışlardır. Medya bir süre “Oha lan, ne dedi, Kansas’lı çiftçiye baya ‘Take your mother and leave’ denir mi yuh?” veya “Neymiş neymiş, ne little ship’i lan?” gibi tepkilerle baskı yapar, bu baskı lideri yıldırmaz, takipçileri de küçük küçük çıkıp “Ne var kardeşim, ben beğeniyorum bazı dediklerini” demeye başlar. İlk işaretlenmeler yapılmıştır.
3. İç Mihraklardan Destek Beklentisi
Amerika’da “Ordu göreve” gibi bir mantık olmadığından, bu noktada tecrübelerimiz ayrışıyor. Ama illa ki orada da Demokratlar ve ılımlılar, ellerine ABD bayraklarını alıp, Times meydanında protesto yapacak, ve illa ki bir iç mihraktan destek bekleyeceklerdir. Amerika için bu Cumhuriyetçi Parti’nin kendisi olabilir. John McCain, Lindsey Graham, Susan Collins gibi ılımlı Cumhuriyetçiler’in bir tepki vermesini, içeriden Trump’ı indirmelerini bekleyebilirler. Avuçlarını yalayacaklardır. Ok yaydan çıkmıştır artık.
4. Dış Mihraklardan Ayıplama Beklentisi
İşte bu noktada, “Ele güne rezil ettin bizi, görüyor musun” baskısıyla bir ar damarı aranacaktır. Bu da kuvvetle muhtemel ikinci yıl ile birlikte başlar. Mesela atıyorum, Justin Trudeau gelir, Trump’la çak yapmaz, ya da ne bileyim, Merkel masada karşısına değil de sağına falan oturtur, Cameron iki eleştirel laf eder… Köşe yazarları “rezil olduk efendiler” derler, misafirliklerde Trump’a oy verenler “Bak n’aptı, görüyor musun n’aptı seninki?” diye haşlanır. Ama onların umurunda olmaz, çünkü yavaş yavaş destekleyen taraf “Çekemeyen anten taksın, büyümemizi kıskanıyorlar” kıvamına gelmiştir. Dış mihrakların da bir tarafında değildir zaten afedersiniz.
5. Sinirli Kabulleniş
Bu saatten sonra Trump’a oy vermeyen ortalama Amerikalı için kabulleniş dönemi başlar. Üçüncü sene başlayan bu kabulleniş, statükonun değişmiş olduğunu fark ederek start alacaktır. Artık politik olarak doğrucu olmayan spastik söylemlere kimse tepki vermemektedir. Seçim öncesi “Meksika’ya duvar öreceğim, tecavüzcü falan geliyor” deyişi olay olan Trump, “Benim için afedersiniz Meksikalı dediler” deyince, kimse şaşırmaz. Bu statüko değişikliği, Trump ikinci dönemine seçilince perçinlenir. Ortalama Amerikalı azınlıkta olduğunu kabullenmelidir artık.
6. İsyan
Ama işte kabullenmez. Trump muhtemelen ikinci döneminin verdiği rahatlıkla, “Central Park’a kompleks yapacağım, içinde Trump AVM, Trump Residence, Trump Kilisesi, Trump Müzesi ya da yok yok, AVM ihtiyacı yok aslında Trump Otel yapmak lazım” gibi bir karar alacak, bu kararı protesto etmeye çalışan gençlerin üzerine New York’ta biber sıkılacak, çadırlar yakılacak, akabinde de olaylar Boston, Los Angeles, Chicago gibi şehirlere yayılacaktır. “Abi 29. Amendment’a göre 48 saat daha protesto edersek, Trump istifa etmek zorundaymış” diye birbirini avutanlar olacak, bir kesim de “Washington DC belediye binasının önündeki fışkiyeyi kırdılar, hayvanlar” diye eylemcilere kızacaktır. Bu da, şuna yol açacaktır.
7. Yabancılaşma
Ortalama bir Amerikalı, artık toplumun belirli bir yarısından iyice koptuğunu bu aralar kabullenir. Trump o sırada eylemi “Meksika lobisi” diye bir şeye bağlar, sonra Trump’ın “Don, Don, bak Ivanka’yı yolladım, o anlatacak, sıfırlayın her şeyi” dedikleri kayıtlar falan çıkar ama ülke karışmaz, çünkü artık ülkenin karışacak cılkı kalmamıştır. Zaten işte o sırada New York Times’ın editörü falan hapse alınmıştır, medya tırsar bilmemne… Ortalama bir Amerikalı, kendini bir anda memleketine kopuk hissederken bulur. Sonra da…
8. Kanada’ya Toplu İltica Planları
Amerika’daki “Kanada’ya nasıl göçerim?” Google aramaları artar. Kanada sınırları kapatır, Amerikalılar, “Lan Meksika da olabilir aslında?” falan demeye başlarlar, “Ya hacı en olmadı Avrupa, master ayağına gidip kapağı mı atsak?” gibi geyikler döner, “Abi Mercedes’te falan işe gir, belki Almanya’ya yollar” gibi gerekçeler ön plana çıkar, “Abi ben yarın öbür gün gidersek kolaylık olsun diye çocuğun ismini Hans koydum” sözleri dolaşır…
İşin doğrusu, Amerika’nın politik sistemi birbirini kontrol altında ve dengede tutan onlarca mekanizmanın sırt sırta dayanmasıyla yürüdüğü için, bunların hiçbiri olmaz aslında. Başkan Senato ve Meclis olmadan karar veremez, Senato ve Meclis Yüce Divan tarafından denetlenir, Yüce Divan üyelerini de Başkan aday gösterir. Yüce Divan ömürlüktür, ama Başkan’lık sekiz sene ile sınırlıdır, Senato ve Meclis’te de devamlı iki senede bir, farklı pozisyonlar için seçim yapılır. Meclis üyeleri kısa, Senato üyeleri uzun kalır. Yani halk, sevmediği partiyi cezalandırmak için sık fırsat bulundurur elinde, ama uzun süreli politik icraatin de önü kesilmez. Kendi kendini, kimse cıvıyıp gücün bokunu çıkarmasın diye kurtaran bir sistem yani. E anayasan Aydınlanma Dönemi düşünürleri tarafından yazılınca öyle oluyor biraz. Senin anayasanı asker yazınca da, ancak oturup, “Hehe, Trump seçilirse şöyle olabilir” diye hiç de öyle olmayacak bir yazı yazabiliyorsun güzel ve yalnız memleketinde…
Geekyapar'ın yazı işleri şövalyesi. Uluslararası İlişkiler okudu, okula girmeden önce yaptığı işi yapıyor. Küçükken "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diyenlere yazar diyordu. Tüm internette bulmak için: @acyberexile.
Tüm yazıları (2655)







Yorum Yap