Peter Strickland’ın 2022 yapımı Flux Gourmet’si, yemek yaparken çıkan seslerle deneysel elektronik müzik sentezinin popüler bir performans olduğu kurgu bir gerçekliğe götürüyor. Sonic Catering Institute adlı bir kurum yemek yapma müziği üreten sanat topluluklarına bir aylık ev sahipliği yapıyor. Bu misafirlikte gruplar üretime konsantre oluyor ve enstitüde sahne alıyorlar. Enstitünün müdiresi Jan Stevens (Gwendoline Christie) sanatçılara barınma ve sahne dışında görüş bildirmeden sorumlu. Ekibe enstitü tarafından bir yazar atanmış. Onlarla vakit geçirip, performanslarını izleyip röportajlar yapıyor. Ekibe bir de Richard Bremmer‘ın canlandırdığı bir doktor eşlik ediyor.

Bu üçlü performans topluluğunda yaratıcı – icracı çatışması var ve film boyunca topluluğun lideri ile diğer iki üyenin arası gittikçe açılıyor. Eleştirel katkısı reddedilen müdire yazarın röportajlarından edindiği bilgileri yararına kullanıyor. Bu arada Gwendoline Christie çok komikti. Filmde üç tane tuhaf ama etkileyici mizansen sahnesi var. Bu mizansenleri müdire yönetiyor ve izleyicisiz kayda alınıyorlar.  Bunlarda röportajlarda konuşulan konulardan distile edilmiş kimi noktaları işliyor; sofra adabı, alışveriş adabı, genel adap diye özetlenebilir. Bu sahneler sanat içinde sanat kullanılmış, çok şık bir biçimde didaktik özellikteydiler.  

Grubun lideri Elle’in yaratıcı süreçlerde kendinden ödün vermemesi müdire Jan’in katkısıyla grubun üyelerini iyice birbirine düşürürken film boyunca aşırı gaz problemi yaşayan yazara hastalıkları küçümseyen, lakayt, ukala, kadın düşmanı doktorun bir teşhis koyma çabaları ve tıbbi tahlil ve testler devam ediyor. Bu testlerin performansa (kolonoskopi, gaita tahlili) dahil edilmesiyle Elle’in sanat estetiği diğer üyelerin onayını alamıyor ve kopuş başlıyor.

Konu sanat üretimi haricinde, yemek ve sindirim üzerine yoğunlaşıyor. Buna yemeği kimin yaptığı ve sofra adabı da dahil. Sindirimin sorunları öldürmeyen ama süründüren dertler ve kimileri için hassas bir konu, dahası gülünç ya da kaprisli görülme riski barındırıyor. Sinema için belki önemsiz ama önemli konuların böyle ince alay ve tamamen kurgu bir performans janrasıyla ve sanat güzellemesi-alayı ile yer yer katmanlı didaktik anlatımına bayıldım. Filmin konusu aslında saygı. Ancak saygısızlığı yeren bir anlatı değil. Şunu da söylemeli: çok eğlenceli bir film. Tuhaflığına rağmen çok mesafe koyan ya da soyutlaşan ve pek yoran bir film değil. 

Filmin estetiği lüks bir kadife kumaş gibi, doygun renkler, dramatik kostümler, stilize taranmış saçlar buna çok yardımcı olmuş. Strickland filmi olduğu için şaşırtıcı değil bu. Senaryonun alaycı dili ve oyuncu performansları çok iyi. Genel olarak çok iyi buldum, Peter Strickland sinemasına da iyice hayran oldum. 

Author

Matematikçi ve yazılımcı. Edebiyat, televizyon ve sinemayla ilgilenir.

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.