Günlerden Cuma. Saat olmuş dokuz (bu hafta hava güzeldi, eve geç girdik). İşin yorgunluğunu yavaş yavaş üzerinizden atıyorsunuz. Belki sevdiceğiniz var yanınızda, belki panpalarınız. Bir film izliyorsunuz. IMDB‘ye mi gireceksiniz şimdi? O kadar tartışma çıkacak, “Ya ben sevmiyorum böyle filmleri” denecek, puanlar kıyaslanacak. Ne gerek var? Buyrun biz buradan size film önerimizi yapalım. Elm Sokağı ile Cyrstal Gölü’nün aynı evrende barındığı, seri katilliğin bir meziyet sayılıp saygı gördüğü, cıvıl cıvıl bir korku-komedi filmi alır mıyız?

btm1

Amerika’yı yeniden keşfetme maceralarım tüm hızıyla devam ediyor. İflah olmaz korku tutkunları filmimizi zaten biliyorlardır, bu arkadaşlar isterlerse okumayı bırakabilirler. Halen Leslie Vernon ismini duymamış tutkunlar varsa, geçen haftaya kadar onlarla ortak bir cehaleti paylaşıyormuşum demektir. Ben kendimi bu ortaklıktan kurtardım, artık sıra sizde.

Şimdi filmin afişine ve karizmaötesi ismine hemen kanmayın,The Rise of Leslie Vernon tam olarak bir korku filmi değil. En azından ilk yarısı kesinlikle değil. Daha çok korku filmlerindeki klişelerin analiz edildiği bir belgesel denemesiyle karşı karşıyayız. Ancak kurgusal bir dünyayı sanki gerçekmiş gibi kabul ederek derdini anlatmasından ötürü bu tarz filmlere tam olarak belgesel de demiyoruz. “Mockumentary film” terimini hiç duydunuz mu? Duymadıysanız tebrikler, bugün yeni bir şey daha öğrendiniz.

The Rise of Leslie Vernon, slasher dediğimiz bol kanlı ve ergen öldürmeli korku filmlerinin aslında gerçekten vuku bulduğu bir evrende geçiyor. Freddy’nin, emektar Jason’ın, kimsenin anlayamadığı daimi emo Michael Myers’ın maceralarının hepsi The Rise of Leslie Vernon’nun dünyasında zamanında vuku bulmuş. Bu filmde saydığım şahısları görmeyi beklemeyin, onlar cehennemde vardiyalarını tamamlamakla meşguller. Ama Amerika’da küçük kasaba, küçük kasabalarda da parçalanmalık ponpon kızlar boldur, bizim Leslie Vernon da uzun süredir  sektörde yer sahip olmayı planlayan, azimli bir slasher film katili adayı. Yıllarını büyük şovunun hazırlığına adamış Vernon bir katil olabilir, ama oldukça kibar da bir insan. Bu yüzden kendisini ve çalışma rutinini kaydetmek isteyen bir grup sinemacıya kapılarını açıyor ve onların kayıtları sayesinde biz de bir slasher katilinin gündelik yaşamından tüm o cinayet ağını nasıl gerçekleştirdiğine dair gizli bilgileri öğrenme fırsatı ediniyoruz.

Behind the Mask. The Rise of Leslie Vernon 5a3eef9dc5f817ba96475b0182f

Kısmi özetten de anlayacağınız üzere The Rise of Leslie Vernon gerçekten kafa karıştırıcı bir evren kurgusuna sahip. İlk başta neler döndüğünü anlamamanız çok olası. Ancak bu karışıklık ilk on dakikanın ardından yerini büyük keyfe bırakacaktır.

Filmin ilk ismi olan “Behind the Mask”i dalgınlıkla hep “Behind the Cam” yazmam tesadüf değil.The Rise of Leslie Vernon ile maskenin arkasından ziyade kameranın arkasındayız çünkü. Film, katilinin iç dünyasıyla çok da ilgili değil, daha çok cinayetlerimizin tasarımının ve onca klişenin aslında nasıl ve ne sebeple yaratıldığını bize anlatma misyonunu yerine getiriyor. Tabii ki The Rise of Leslie Vernon, Korku sinemasının çok temel senaryo iskeleti parçalara ayırıp analiz eden ilk film değil. Ancak ilginç bir şekilde, bu işi layıkıyla kotaran çok çalışma da yok. Analiz enerjisini genelde parodilerde harcamak tercih ediliyor. Bu sebeple korku sinemasının kendini eleştirme sürecinde The Rise of Leslie Vernon’u 1996 yapımı Scream ile 2012 yapımı Cabin in the Woods arasındaki “evrimin kayıp halkası” saymak uygun olacaktır.

Filmin çok dile getirmese de bir önemli referans kaynağı ise korku filmleri ve feminizm konusunda yapılmış çok önemli bir eser olan Men, Women and Chainsaws kitabı. Araştırmacı Carol J. Clover’ın 1992 yılında kaleme aldığı ve Bram Stoker Ödülleri’nde En İyi Kurgu Olmayan Eser dalına aday olan kitap slasher katilleri ve kurban arasındaki bağı detaylı ve ustaca incelemesiyle dikkat çekmektedir. Kitap aynı zamanda meşhur “final girl” (final kızı) teriminin de doğduğu eserdir. The Rise of Leslie Vernon bu kitaptaki pek çok analizi hikayesinde kullanmasına rağmen (belki de telifle alakalı problemlerden dolayı) kendi kadın kahramanını “survivor girl” (hayatta kalan kız) olarak adlandırıyor. Kitabı okumamış çoğunluk (hatta sanırım benim dışımdaki herkes) için The Rise of Leslie Vernon’daki bazı analizler oldukça yeni ve aydınlatıcı gelecektir.

Ancak The Rise of Leslie Vernon da mükemmel bir film değil. İlk yarısında gerçeklik algısıyla çok zekice oynayan film ikinci yarıda rutin (ancak gene de ortalamanın üstünde) bir korku filminden ötesini sunamıyor. Filmin Leslie Vernon’un yarattığı dehşeti anlattığı kısımlar tipik bir korku filmine özgü kamera açılarına sahipken, sinemacıların Leslie’nin hazırlıklarını kaydettikleri kısımlar daha çok buluntu film (found footage) ya da belgesel sinema hissi uyandırıyor. Ne var ki, ikinci yarıda hikayenin gidişatından ötürü bu belgeselci ve filme kesinlikle farklılık katan tavırdan uzaklaşıyoruz. İkinci yarıda yapılan tercih bir felakete yol açmıyor, ama bu noktadan sonra sıradan bir slasher’dan öte bir numara da gerçekleşmiyor. Keşke ilk yarıdaki değişik yaklaşımlarını ikinciye de taşısalarmış, o vakit The Rise of Leslie Vernon gerçek bir tür sineması harikası olabilirmiş.

btm 2

Tüm bunlara ek olarak filmimizde özellikle 80’ler korku filmlerine aşık kitleyi sevindirecek bol bol referans ve konuk oyuncu var. Poltergeist serisinden Zelda Rubinstein, The Walking Dead’ten Scott Wilson ve sayısız korku filminden Robert Englund, The Rise of Leslie Vernon’nun yüzümüzden tebessümü eksik etmeyen sürprizleri. Özellikle Robert Englund ne güzel bir amcadır, yeni nesil korku filmlerinde o karizmatik yüzünü ve deri eldivenlerini daha sık görsek keşke.

Uzun lafın kısası, Behind the Mask: The Rise of Leslie Vernon kendini ilgiyle seyrettirmeyi bilen bir film. İster bu akşam seyredin, ister başka vakit. Lakin bir boş vaktinizde seyretmeyi sakın ihmal etmeyin. Bunun yanında filmi seyredeceğiniz dönem bir adet de John Carpenter’s Halloween filmi edinmeye bakın, zira The Rise of Leslie Vernon’un Halloween referanslarından ötürü insanın bu seriye de yeniden başlayası geliyor.

Yazar

Eskilerin dediği gibi: "You must gather your party before venturing forth"

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.