Not: Bu yazı, Horns’un kitabı ve filmi ile ilgili bol bol spoiler içerir, eğer kitabı okumadıysanız veya filmi izlemediyseniz burayı okuyup sonra bana küfür etmeyin lütfen.

Horns. Duyurulduğu andan beri beklediğim, 2014 yılı içerisinde en çok heyecanlandığım işlerden birisiydi. Ne zaman kötü hissetsem, “Of Horns’un filmi yapılıyor ben şimdi bunu ne izlerim, ne izlerim” diye kendi kendimi gaza getirdiğim bir yapımdı. Ya da öyle olmasını planlıyordum, Horns’u çok sevecektim, Horns benim hayatımda izlediğim en iyi filmlerden biri olacaktı.

Alexandra Aja’ya güveniyor muydum, hayır. Fakat hikaye o kadar iyi ve görsel bir hikayeydi ki, doğru oyuncularla kitabı uyarlasa, zaten senaryo önünde hazırdı.

Lafı dolandırmayacağım, Horns benim için yılın en kötü sinema olayı oldu. Bir kez daha bir yönetmenin egosunun kontrolü devralıp bir uyarlamayı ne kadar yok edebileceğini gördük, yanılmadık, üzüldük.

Filmle ilgili tek iyi şey Ig Perrish ve yılanı olabilir
Filmle ilgili tek iyi şey Ig Perrish ve yılanı olabilir

Peki neler yanlıştı Joe Hill’in kitabının uyarlamasında? Fragmanı çok güzel olan Horns, neden beyaz perde de bu kadar çuvalladı? Bazı kitapların filmi yapılamaz mı? Oyuncu seçimi mi yanlıştı? Neyin nesini izledik biz? 

Aslında cevap bunların hiçbiri değil. Filmin en büyük sıkıntısı kitabın non-lineer hikaye anlatış tarzını benimseyememesi. Horns’un gücü, anlatımından geliyor. Ig Perrish’in sürekli olarak gidip gelen anıları ve bütün bu anıların içinde doğru olanı bulmaya çalışması, fakat okuyucunun kitabın sonuna kadar hiç bir zaman bundan emin olamaması, çok kuvvetli bir hikaye algısı yaratıyordu.

Maalesef aynı durum film için geçerli değil. Filmin ortasından itibaren yaratılan algı zaten Ig’in böyle bir şeyi yapmadığı üzerine. Böyle bir algı yarattığın vakit Horns gibi bir hikayenin içine otomatikman ediyorsun zaten. O noktadan sonra tek beklenilen şey Ig’in nasıl intikam alacağı.

Horns, intikam, hayatın kompleksliği ve ahlaki yıkılma üzerine bir hikaye, bir aşk hikayesi falan değil. Merrin ve Ig’in ilişkisi kitabın odağı değil. Ig neden o boynuzlara sahip oluyor? Ig neden insanların içinde olan en derin ve gizli kötülükleri açığa çıkartıyor? Bunlar neyin sembolizmi? Neden filmde Ig’in Tanrı ile ilgili yılanlara yaptığı konuşmayı göremedik? O melek kanatları sahnesi neydi öyle? Peki Lee’nin pompalı ile polisin kafasını uçurduğu o 2.sınıf B Filmi sahnesine ne demeli? Dürüst olayım, Lee ve Ig’in karşılaşmasına kadar film o kadar rahatsız etmiyor. Ama o son 10 dakikanın önemi çok büyük. Zira o son 10 dakika ile Horns bütün üzerine koyduğu şeyleri yok ediyor, hem de acımasızca.

Daniel Radcliffe’in performansı gerçekten güzel, Ig Perrish karakterini ben onda görebildim. Fakat Juno Temple’ın artık herhangi bir filmde oynamaması gerekiyor. Oyunculuğu sığlık olarak Erin Richards ile yarışan Temple, Merrin karakteriyle alakası olmayan bir avamlık sergiliyor. O ses tonu, o basitlik, o korkunç oyunculuk, izleyicinin karakter ile empati yapmasını o kadar engelliyor ki, gerçekten bir noktadan sonra kendinizi “çabuk geçsin bu sahneler” derken buluyorsunuz.

Horns, din, kadınlar, inanç ve ahlaki ikilemleri sembolizm üzerinden işleyen, güçlü bir hikaye. Horns’un filmi ise kitabın bariz yanlarını alıp, geri kalan her şeyi es geçen, ikinci sınıf bir yapım. Bu adaptasyon, açıkça Joe Hill’in hikayesiyle ne yapması gerektiğini anlayamayan bir iş ve kesinlikle Horns gibi bir prodüksiyonun başına Del Toro tadında bir adam gerekiyormuş, bu açıkça belli oldu artık.

10 Yılın üstünde sinema kariyeri sonunda boş bakmamayı öğrenen bir Juno Temple
10 Yılın üstünde sinema kariyeri sonunda boş bakmamayı öğrenen bir Juno Temple

Ayrıca Horns’un ufak bir müzik problemi olduğunu da eklemek gerekiyor. Tamam, kitapta da yer alan eserlerin oldukça ana akım, herkesin bildiği şarkılar olduğunu ve bu şarkıların bazı sahnelere kodlandığını biliyoruz fakat en azından filmin ana noktaları ve hayatın aktığı yerler için adam gibi bir soundtrack kullanılabilirdi. Bu haliyle ortalama bir müzik var Horns’un arkasında akan.

Aslına bakacak olursak Horns ile ilgili her şey çok ortalama. Filmin müziklerini Robin Coudert yapmış, Robin Coudert kim yani? Benim asıl anlamadığım, Eraserhead ve Coffee and Cigarettes’in sinematografisini yapan Frederick Elmes’in Horns’da nasıl böyle sıçıp batırdığı aslında. Sen, Eraserhead’de bu kadar iyi bir iş çıkarttıktan sonra Horns gibi bir filmin son 10 dakikasını nasıl ikinci sınıf bir b-filmi tadına dönüştürebiliyorsun yani? Senin bunu başarmak için nasıl bir yeteneksiz olman lazım?

Horns ile ilgili en rahat söylenebilecek şey filmin tek iyi yanının Daniel Radcliffe olduğudur. Harry Potter’dan sonra Kill Your Darlings ve F Word ile kendisini bambaşka durumlara sokan ve bunun hakkını verdiğini düşündüğüm aktör, Horns ile yine rolünün hakkını vermiş, fakat sadece o vermiş. Daha önce de söyledim, tekrar söylüyorum, Juno Tempel berbat. Rol falan yapmamış, sadece orada “bulunmuş” kendisi.

horns-film-review-watch-new-trailer-for-horns-full-of-rage-and-revenge

Hal böyle olunca Horns sırf Radcliffe’i Potter kimliğinden kafanızda sıyırmak istiyorsanız izleyebileceğiniz bir iş halini alıyor. Aja’nın High Tension ve Piranha 3D gibi filmleri bu janraların yapısını güzel kullanarak yeni şeyler verirken Horns kesinlikle kaynak eserin sujelerini kullanamıyor, kaynağından yararlanamıyor.

Ben Aja Alexander’ı böylesine bir hikayeyi bu kadar kötü bir şekilde beyaz perdeye uyarladığı için asla affetmeyeceğim. Bu sebeple diyorum ki “Kitabı daha iyi, kitabı okuyun.”

Yazar

14 Yaşından beri oyunlarla ilgili yazıyor, Trgamer, Oyungezer, Merlin'in Kazanı ve daha pek çok platformda yazdı. Arada dizi yazar, şu anda bir kitap yazıyor, insanlık onurunun depresif müziği yeneceği günü bekliyor.

3 Yorum

  1. pek kıymetli mert günhan bizi ne zaman en muhteşem joe hill eserlerini anlattığı bir yazıyla mest edecek?

Leave a Reply to Christopher nolan Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.