İlerleyen günlerde gösterime girecek olan Joker filmini izledim, filmden çıkar çıkmaz da geldim ve okumakta olduğunuz bu yazının başına oturdum. Bunu bir görev bilinci emaresi olarak değil, filmin üzerimdeki etkisini anlatmak için belirtme ihtiyacı duyuyorum. Yazının içerisinde spoiler bulunmayacak, endişeli bünyeler için aradan çıkartmış olayım.

joker-movie-1280x720

Filmi izlemeye giderken zaten daha öncesinde farklı mecralarda belki onlarca uyarlamasını izlediğimiz / okuduğumuz bir karakterin nasıl o karakter olmaya başladığını izleyeceğimi düşünüyordum. Tabii ki filmin tanıtımları ve Joaquin Phoenix’in başrolde oluşu sebebiyle aşırı sıradan bir şey izleyeceğimi düşünmüyordum ama bir “orijin hikâyesi” izleyeceğimin bilinciyle filmi izleyip yine aynı bilinç hâliyle de filmden çıktım.

Kökenini izleyeceğim karakterin Joker olması da bu noktada bir artıydı açıkçası çünkü Joker’in, Halit’in yazdığı ve pek sevgili Can Türkdoğan’ın seslendirdiği “Joker Kimdir” videomuzda da geçtiği hâliyle uyarlamalara göre değişen birden fazla köken hikâyesi var. Bunlardan herhangi birisi de kesin bir biçimde açıklanıp doğru kabul edilmiyor. O yüzden, özellikle arada beş ila on yıl bırakılarak çekilen süper kahraman üçlemelerinin aksine herhangi bir biyografik tekrara düşmeyeceklerine de kesin gözüyle bakabiliyordum. Mutlaka tanıdık bir şeyler olacaktı, 80 yıllık bir karakterden bahsediyoruz ama anlayın işte, “Yine mi Ben Amca’nın ölümünü izleyeceğiz” gibi bir şey beklemiyordum.

Orijin hikâyesi özelinde beklediklerimin büyük bir kısmı tam olarak düşündüğüm gibi gerçekleşmedi ama ben beklediklerimden fazlasını buldum.

phoenix-joker1

Joaquin Phoenix’in oyunculuğunu tartışacak kadar haddim olduğunu düşünmüyorum. Adama Joker’i oyna demişler, artık yönetmenin yönlendirmesiyle mi başka bir serbestlik tanındığı için mi bilmiyorum ama o, oynamaktan çok Joker olmaya karar vermiş gibi. Mimikleriyle, duygu geçişleriyle, vücudunun hareketleriyle Joker’di.

Canlandırdığı karakter üzgün bir palyaçoydu ve biraz önce belirttiğim gibi yarım asırdan beri çeşitli şekillerde vücuda getirilmişti ama gene de kendisinden bir şeyler katmıştı. Her uyarlama kendine özgüdür ve kendi başına değerlendirilmelidir diye düşünürüm ama illa bir şey söylemek lazımsa Phoenix’in Joker’i – karakterin alâmetifarikalarını hariç tutarak – diğerlerinin ne benzeri ne de bir kırmasıydı.

Robert De Niro, Murray Franklin rolüyle King of Comedy’den fırlayıp gelmiş hissi verdi. Zaten 80’lerde geçen ve komedyenleri içeren bir olay örgüsünde De Niro’nun yer alması yeterli bir şey bunun için. Üzerine bir de De Niro’nun King of Comedy’deki rolüne doğrudan göndermeler vardı.

Bu ikisinin dışında kalan, görece ön plandaki Frances Conroy, Brett Collen ve Zazie Betz de kendilerine yazılan roller içerisinde iyi bir performans sergilemişler.

joaquin-phoenix-in-joker

Film hakkında herhangi bir fikri olmayanlar açısından önceki popüler işi Hangover serisi olan bir yönetmen endişe verici olmuş olabilir, bilemiyorum. Ben fragmanları izlediğim için zaten o seriyle ucundan kıyısından alakası olmayan bir şey izleyeceğimi biliyordum. Şimdi izledikten sonra daha bir rahatlıkla da şunu söylüyorum, Joker’den sonra Todd Phillips deyince akla uzun yıllar boyunca ilk olarak Hangover gelmeyecek. O derece bir iş yapmış.

Övgüyü karakter çekimlerinden tutun, New York sokaklarına; oradan da geniş planlara götürün. Filmin açık ara diğer süper kahraman işlerinden ayrılan en önemli özelliği buydu bence. Sahne sahne tarif etmeden daha ne diyebilirim bilmiyorum, o yüzden susacağım. Onun yerine bir başka ayrılan noktaya geçeceğim.

Filmde süper olan hiçbir şey yok. Bunlar yerine, bazısı kör göze parmak klişeler olsa da gerçekçilik arayışları var. Kara Şövalye’yi hatırlayın, onun gibi işte.

arthur fleck-joker-movie

Joker’e ne katmışlar sorusunun cevabı ise biraz empati, biraz özdeşlik kurdurma olabilir sanki. Çünkü yineliyorum, bir orijin hikâyesi izliyoruz ve filmde cidden ‘süper’ olan bir şey yok. Şu durumda ekranın başında oturup daha önce belki binlerce farklı uyarlamasını izlediğimiz bir karakteri seyretmemiz için bir noktada empati kurmamız gerekiyor. Bunun karakterin iyi veya kötü olmasıyla da alakası yok, karakterle özdeşleşemezsem neden başına gelecekleri umursayayım?

Filmde Arthur Fleck’e empati beslememiz ve özdeşlik kurabilmemiz için ellerinden geleni yapmışlar. Bunu hem çekimler ve görsellik hem oyunculuk hem de olay örgüsü için söylüyorum. Nitekim Arthur Fleck’in bazı sahnelerinde kendimi, perdesi tam çekilmemiş bir evi dikizliyor gibi hissettim. Bu beni yapmamam gereken bir şeyi yaptığım için rahatsız etti ama daha ötesinde gördüğüm şeyler, evinde yalnız olduğunu düşünen kendim dâhil herhangi bir insanın yaptığı şeyler olduğu için ayrıca rahatsız oldum. Bu rahatsızlığın sebebi, özdeşlik kurmam.

Bir yanlış anlaşılma olmasın diye eklemem lazım. Benim açımdan film, katliamlara adı karışan, durmadan keyfine suç işleyen Batman’in baş düşmanı Joker ile değil; Joker’e dönüşecek olan Arthur Fleck ile özdeşlik kurmamızı istemiş ve bunu başarmış. Joker’e empati beslemek kısmı ise birazına şuradan bakabileceğiniz çok başka bir tartışmanın konusu.

Daha başarılı olan bir diğer özdeşlik ise yine Joker ile değil; Joker’i içerisinden çıkartan toplum ile kurulmak istenmiş. Suçlar ve farelerle dolu Gotham’da, zenginler ve fakirler iki ayrı tarafta yer alıyor;  bazı çarkların işine gelen sistemin dayatmalarına da bazı dişliler hâliyle tepki veriyor. Öznel olarak karakterden ziyade karakterin arkasındaki bu düşüncelerle özdeşlik kurabildiğimi söyleyebilirim.

joaquin-phoenix-joker-poster.

Bütünü düşündüğümde filmin söylediği harika ve yepyeni bir şey yok. Bazı mesajlar cidden klişe, bazı sahneler cidden kör göze parmak. Fakat Joker hakkında hiçbir şey bilmiyorsanız bile hatta Joker’e karşı herhangi bir ilginiz yoksa bile film size bir şeyleri düşündürtmeyi başarıyor. Bunu da şiddetse şiddet, görsellikse görsellik, müzikse müzik diyerek yapıyor.

Genelde süper kahraman filmlerini sevmeyen bir insanım. Güzel örnekleri, istisnaları ve henüz benim izleme fırsatı bulamadığım diğerlerini kesinlikle bu cümlenin muhatabı yapmadan, türe karşı bakışımın genellikle çok kafa yormadan bir – iki saat vakit geçirtme aracısı olduğunu itiraf ediyorum. Ancak Joker, bunlardan biri değildi. Palyaço korkum olduğu için sürekli tetikte olmasaydım bile seçtikleri müzikler ve filmin genel akışı beni koltuğumda yayılarak oturmaktan alıkoyabilirdi.

Ben filmin yer yer klişelerin sınırlarında dolansa da vermekte çok başarılı olduğunu düşündüğüm rahatsızlık hissinden razıyım, ilk fırsatta bir daha izlemek de isterim. Üç vakte kadar, filmi izlemek için gereken belirli bir vakit tamamlandığında, sitede bir de spoiler içeren inceleme olacak. Sizler ne diyorsunuz, yorumlarda buluşalım!

Yazar

Üç kedi anası, doktora öğrencisi, ismiyle müsemma, çoğunlukla zararsız. İyi tavsiye verir, geç olana dek ciddiye alınmaz. Her geçen gün bitkinliğine biraz daha şaşırarak "daha deniz daha müren" arıyor. Sosyal medya için: dogan.mdd

Bir Yorum Yazmak İster Misin?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.