Türkçe’ye “Salgın” olarak çevrilen filmimizin konusu, tahmin edilebileceği gibi, bir salgın hastalığı konu almakta. “İnsanoğlu, hızla yayılmakta olan bir virüse karşı elinden geleni yapmaktadır… ancak çalışmalar başarılı olabilecek midir, yoksa bu virüs her şeyin sonu mu olacaktır” diye bir giriş yapsam da aslında daha önceden bu tür filmleri izlemiş olanların tahminleri, film boyunca doğru çıktığından sonunu getirmeme hiç gerek yok. Contagion aslında benzerlerinden çok da farklı bir film değil, ancak “benzerleri” dediğim tahmin ettiğiniz şey değil. Karıştı mı? Açıklayayım.

09CONTAGION-articleLarge

Hepimiz en az bir tane salgın, veba ya da zombi filmi izlemişizdir. Genelde bu tür filmlerde başrol oyuncusunun dramı, kaybettikleri ve virüse karşı olan (genellikle de başarıya ulaşan) çabaları anlatılır. Karakteri severiz, ya da sevmeyiz, fakat kendisi en sonunda bunu önemsemeksizin günü kurtarır, biz de mutlu mesut evimize döneriz. İşte tam bu noktada Contagion diğerlerinden ayrılıyor. Evet, tabi ki bu filmde de başrol diyebileceğimiz insanlar mevcut, ancak işler yukarıda verdiği örnekten farklı işliyor.

Contagion için çoğunlukla belgesel kıvamında hazırlanmış olduğunu söyleyebilirim. Birbirinden bağımsız birden fazla kişinin, salgın karşısında neler yaptıklarını konu almasına rağmen, filmde asıl anlatılan şey Dünya Sağlık Örgütü’nün hareketleri, virüse karşı bir çözümün nasıl bulunduğunu ve çözüm aşamalarının nasıl gerçekleştirildiği. Yani Brad Pitt kendisine doğru bir zombi sürüsü gelirken kola içmiyor.

Yine tahmin edebileceğiniz gibi, bütün insanlığın yok olması ihtimali olmasına rağmen, herkes “Öleceğiz. Ancak birleşirsek kurtulabiliriz” gibi bir düşünce tarzına katılmıyor. Üstelik bu düşünceye katılmayan kişiler sadece günlük hayatta rastladığımız kişiler değil, aynı zamanda büyük kuruluşlar tarafından da paylaşılınca, olay olduğundan daha vahim bir hal alıyor. Bu açıdan film gayet gerçekçi ve izleyiciye “harbiden böyle şeyler oluyordur ha” dedirten bir yapım olmuş.

131559996587512934828501199_contagionFilmimiz bir çok ünlüyü de barındırmakta; Matt Damon, Jude Law, Laurence Fishburne, Kate Winslet  Çok eleştirmeye hakkım olduğunu düşünmesem de gerçekten oyunculardan kimseyi özellikle iyi ya da özellikle kötü bulmadım. Yani oyunculuk açısından seyredilmesinde bir problem olduğunu düşünmüyorum, ama her şeyi bir kenara bırakıp bu filmi izlemenize sebep olacak denli başarılı bir performans da yok.

Toparlayıp bir final yazmam gerekirse; Contagion, bir salgının anlatıldığı, temposunun her zaman çok yüksek olmadığı, ciddi ama aslında çoğunlukla sakin geçen bir film. Hani genelde insana fazla bir şey öğretmeyen ama bol aksiyonlu Hollywood filmlerinin tam tersi olan bir film. Sakin sakin izlerken hem bir şeyler öğreniyorsunuz hem de böyle bir salgının olmaması için hafiften dua ediyorsunuz. Gerçekçilik ve -eski tabir ile- vurdulu kırdılı sahneler aramayanlar için iyi bir seçim olacağını düşündüğüm filmimizin yönetmeni Steven Soderbergh. 2011 yapımı olan filmimizin fragmanını da şuraya bırakıyorum.

Toplu taşıma araçlarında mümkün olduğunca az yere dokunmanız dileğiyle.

Yazar

Lisans bitti, yüksek lisans bitti, askerlik bitti ama yazmaya ve FRP'ye olan ilgisi bir türlü bitmedi. Tam bir Frp tutkunu, hoş sohbet, biraz umursamaz biraz da tembel. Nerede kötü adam varsa onu sever. İyilikten hoşlanmayan bir süper kahraman. Bir Batman değil ama bir Robin. İzini bulmak için Facebook'a Seçkin Özcan yazmanız yeterli. Face'i var, sohbet için. Bir de artık kızılı var.

1 Yorum

Leave a Reply to Hüseyin İntibay Cancel reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.